Bir Osmanlı Subayının Esaret Günlükleri

                        Samet ÖZDEMİR

HÜSEYİN HAMİT BEY'LE RUSYA'DA İKİ YIL ESARET

29 Ekim 1914 tarihinde şehirleri değil, ülkeleri; devletleri değil, milletleri tahrip eden o meşum harbe bir deniz operasyonu ile dâhil olduk. Aynı yılın Mart ayında İstanbul'u işgal etmek için bir komisyon toplayan Rusya, 1 Kasım’da Osmanlı Kafkas sınırını geçti. Osmanlı ordusu tarafından verilen başarılı savunma muharebelerini değerlendiremeyen 3. Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa, orduyu geri çekerek karışıklıklara sebep oldu. Bu karışıklıkların akabinde Harbiye Nazırı Enver Paşa, Sarıkamış kuşatma harekâtına karar verdi ve yapılan ihata-meydan muharebesi-müdafaa harplerini kaybederek 3. Orduyu büyük kayıp ve döküntülerle geri çekti.

Ülkemizde ne yazık ki büyük bir propaganda tesirinin sonucu olarak Cihan Harbi'nde Kafkas Cephesi'nin tamamı sadece bu Sarıkamış Harekatı olarak bilinmektedir. Esasen harp Kafkas Cephesi'nde dört yıl boyunca devam etmiş, bölge çeşitli taarruz ve müdafaalara sahne olmuş, iki taraftan da kayıplar ve esirler verilmiştir. Harbin sonlarında ise Osmanlı ordusu Azerbaycan ve Dağıstan bölgelerini tekrar geri almış durumdadır. İşte bu cephedeki dört yıllık harp boyunca Ruslara esir verdiğimiz subaylarımızdan biri de Mülazımı Evvel Hüseyin Hamit Efendi'dir.

Hüseyin Hamit Efendi, esareti boyunca günlük tutabilen ve bu günlüğü günümüze ulaşabilen nadir şahıslardandır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kütüphanesi'nde bulunan günlüğü, Serkan Erdal ve Hasan Demirci yayına hazırlamıştır.[1] Günlüğün dili sadeleştirilmiş olsa da günlük kısa cümlelerle anlaşılır bir şekilde yazılmıştır. Bununla birlikte esaret koşullarında, 14 Mart 1916'dan başlayıp 19 Şubat 1919 tarihine kadarki bölümü kapsayan süreç günü gününe not edilememiştir, aralarda zaman zaman atlamalar bulunmaktadır. Zaten günlük iki defter olarak tutulmuş olup 13 Mart 1917-12 Nisan 1918 tarihleri arasına dair bir kayıt yoktur.  

Eserin başlangıcında Hüseyin Hamit Efendi'ye dair kısa bir bilgi verilmektedir. Burada karşımıza küçük bir hata çıkmaktadır. Hüseyin Hamit Efendi'nin 10. Kolorduya bağlı 101. Alayda görev yaptığı söylenmiştir fakat ordunun teşkilat şemasında alaylar kolordulardan önce fırkalara yani bugünkü tabirle tümenlere bağlı olurlar. 101. Alay 34. Tümene bağlı bulunmaktadır. 34. Tümen ise 10. Kolorduya değil, 11. Kolorduya bağlıdır.

Bununla birlikte Hüseyin Hamit Efendi'nin esaret tarihi ile ilgili bir uyuşmazlık bulunmaktadır. Esaret tarihi 15 Ocak 1916 olarak verilmekte, Kızılay Arşivi'ndeki bilgilerde ise 16 Ocak 1917 tarihi bulunduğu belirtilmektedir. Günlüklerde 1917 yılının doğru olamayacağı açıktır. Fakat Hüseyin Hamit Efendi günlüğünde 16 Ocak 1917 tarihli sayfada, "bugün esaretin seneyi devriyesi" demektedir. Buna göre kanaatimizce esaret tarihi 16 Ocak 1916 tarihi olmalıdır.

Günlüğün tamamında dikkatimizi çeken ilk husus Hüseyin Hamit Efendi'nin bütün olayları bir gözlemci rahatlığıyla aktarmış olmasıdır. Belki de esir subaylara farklı bir muameleden kaynaklı olsa gerek, günlükte harbin ve esaretin sıkıntılarına dair çok fazla detay yoktur. Tren yolculukları, esaret koşulları, beslenme, özellikle esirlere davranışlar oldukça hatta fazlasıyla iyidir.

Günlükte dikkatimizi çeken bir diğer husus, Hüseyin Hamit Efendi'nin 1916 yılında yazmış olmasına rağmen, günlüğün hiçbir yerinde üstlerine karşı saygısız ve hakaretamiz ifadelerin bulunmamasıdır. Bir maksada binaen yazıldığı aşikâr olan ve türlü hakaret ve iftiraları haiz Köprülülü Şerif Bey'in Sarıkamış adlı eseri ile mukayese edildiğinde sanki Hüseyin Hamit Efendi aynı orduda değilmiş gibidir. Fakat şunu belirtmek gerekir ki Hüseyin Hamit Efendi'nin günlüğünde harbe ve özellikle Sarıkamış Muharebelerine dair değerlendirme ve yorumlar neredeyse yok gibidir.

Esaret altında bulunulsa dahi harbin gidişatı takip edilmekte, gazete ve ajansların yazdıkları hakkında bilgiler verilmektedir. Hüseyin Hamit Efendi de bazı haberlere ilişkin küçük yorumlarda bulunmuştur. Mesela 27 Temmuz 1916 tarihli yazdıklarında: "Ajansta 12 temmuzda (29 Temmuz 1916) Erzincan şehrini aldıkları, Türkler yolda top, tüfek bırakarak ricat ettikleri yazılı. Demek ki işler berbat. Enver Paşamız bir iş göremedi. Cenabı Hak sonunu hayır eylesin. Amin. Fena." demektedir.

Bütün eser boyunca üstlerine karşı ağır eleştiri veya hakaret noktasında dikkati çeken tek ifade 28 Temmuz 1916 tarihli olup şöyledir: "Gazete (...) Erzincan'ı aldık, Sivas-İstanbul yolu bize açıldı, bu yol Balkan yolundan daha kısadır falan diye yazıyor. Türklerin mahvından bahsediyor. Ederler ya, fırsat onlarındır. Türklerin başına iki hergele gelip milletin mukadderatıyla böyle oynarsa tabii böyle olur." Burada Hüseyin Hamit Bey'in kastettiği "iki hergele" Enver ve Talat Paşalar olsa gerektir.

Günlükler içerisinde ilk kitapta, neredeyse her gün, Hüseyin Hamit Bey, hava durumunu ve o gün yediklerini yazmıştır. İkinci kitapta yine neredeyse her günkü yiyecekler yazılmış fakat artık hava durumu bırakılmıştır. Yine Kafkas Cephesi esirlerinin götürüldüğü Nargin Adası'nda günlük tutmaya başlamış, oradan Nikolsk esir kampına gidene kadarki yolculuğu, uğradığı yerleri ve karşılaştığı kişileri not etmiştir.

Esirlerin yedikleri, insanı hayretler içerisinde bırakmaktadır. Çeşitli sayfalardan örnek verecek olursak: "2 Nisan 1916, öğleyin çorba, patates, akşam ıspanak, makarna ve hamur tatlısı yedik. 11 Nisan 1916, öğleyin ıspanak ile çorba, akşam patates, pilav ve yassı kadayıf yedik. 2 Mayıs 1916, öğleyin ıspanaklı yumurta, akşam nohut, makarna, erik hoşafı ve balık yedik. 8 Haziran 1916, öğleyin taze fasulye vardı. Akşam sulu köfte, pilav ve üzüm hoşafı yedik. 16 Ağustos 1916, öğleyin çorba ile börek gibi bir şey, salata ve sütlaç yedik.”

Yukarıda Hüseyin Hamit Efendi ve diğer esirlerin gazetelerden ve ajanslardan Cihan Harbi'ni takip ettiklerini yazmıştık. Nargin Adası'ndan başlayıp Nikolsk'a gittikten sonra da devam eder şekilde neredeyse her gün harbin çeşitli cephelerinden haberler günlüğe kaydedilmiştir. Bu haberler içerisinde, Enver Paşa'ya suikastlar ve tekzipleri, Goltz Paşa'nın ve Avusturya-Macaristan İmparatoru'nun ölümleri, Kutül Amare zaferi, Hicaz isyanı, Romanya'nın işgali, Osmanlı Doğu Cephesi, Galiçya Cephesi gibi pek çok olay yer almaktadır.

Günlüklerin en dikkat çekici ve bana göre en kıymetli yerlerinden bir tanesi, Hüseyin Hamit Efendi'nin 13 Mart 1917 tarihinde, Türkler ve Ruslar arasında yaptığı mukayesedir. İşte o mukayeseden bir örnek: "Bu kasabanın (Nikolsk) mevkiini düşünürsek şimendifer yolundan iki yüz kilometre kadar uzak. Avrupa'nın tam şimal köşesinde, ormanlar arasında ufak bir kasaba. Fakat caddelerinin genişliği, evlerinin muntazamlığı böyle bir kasabada gayet güzel bir belediye eczanesi ve belediye hastanesi olduğu doğrusu şayanı istiğrap. Bizde vilayet merkezlerimizde böyle eczane ve hastane ve bu hal katiyen yoktur."

Mukayesenin devamından bir örnek daha: "Sonra Rusların hayatları gayet basit. Yemekleri çay, patates, sütten başka hemen bir şey yok gibi. Her evde mutlaka bir semaver var. Hanelerinin tezyinatı basit ve latif. Bizim gibi büyük aynalar, halılar vesaire yok. Ve zaten böyle şeylere ehemmiyet verdikleri de yok. Sırf para."

Hüseyin Hamit Efendi'nin günlüğü, 19 Şubat 1919 tarihli, "Berayı vazife İzmire müteveccihen Bandırmaya hareket ettim. Badehu yirmi gün mezunen Uşak'a gideceğim." notuyla son bulmaktadır. Günlük boyunca harp tarihi ile ilgili anekdotlar oldukça az olsa da verilen çeşitli bilgiler günlükleri güzelce süslemektedir. Günlükte, yaşananlar arasında aktarılan olaylar bazen şaşırtıcı, bazen komik, bazen de ilginçtir. Nargin’den Nikolsk'a, oradan İstanbul'a uzun ve esaret hayatı olmasına rağmen keyifli bir yolculuğa çıkmak isteyenler için mutlaka okunması gereken bir eserdir.        


[1] Hüseyin Hamit, Hazırlayan: Serkan Erdal, Hasan Demirci, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2020.

Hüseyin Hamit

Haz: Serkan ERDAL – Hasan DEMİRCİ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR