Cengiz Aytmatov ve Türküler

Biz Türkiye Türklerinin, ismimizden mülhem olarak türkü dediğimiz bir müzik türü var. Halk şiirlerinin, ezgiler eşliğinde söylenmesi de diyebiliriz. Elbette her halkın kendi ezgileri olabilir. Bu durum Kırgız Türklerinde de var. Onlar bu halk ezgilerine yır ya da ır diyorlarmış.

Cengiz Aytmatov, “Her yazar bir milletin çocuğudur” derken elbette içinde yaşadığı toplumun geleneklerini, kültürünü nakledeceğini ifade eder. Aytmatov eserlerinin belli bir tarzı vardır. Bozkırı anlatır, hayvanların özel bir yeri olur, çoğu zaman bir kahraman olarak da romana girerler, çevre duyarlığı hayli fazladır, destanlar, masallar kendine yer bulur, savaşın acıları işlenir, aşk elbette vardır ve çoğu zaman hikâyeyi geri dönüşlerle anlatır. Onun eserlerinde kendine yer bulan unsurlardan birisi de türkülerdir.

Aytmatov’un eserlerinde türküler bir arka fon olarak, atmosferi oluşturmak ve duyguları daha açık bir şekilde ortaya koymak için kullanılır. Aşk, ayrılık, hasret gibi motifleri güçlendirmek için de türkülerden yararlanılır. Hikâyelerin kahramanları ise türkülere önem verir, onları değerli bulurlar.

Mesela, “Ne güzel türküler yakarmış eskiler! Her türkü tek başına bir tarih sanki.” dedirtir Gün Olur Asra Bedel’de. Aynı eserle devam edelim, “Ben daha çok eski türküleri seviyorum. Nedendir bilmem, o eski havalar beni daha çok duygulandırıyor ve her çeşit düşüncelere daldırıyor.” derken kadim bir geçmişe dayanan halk ezgilerine göndermede bulunur ve öncesinde dedirtir ki, “"Bence türküler eski çağlardan bize kalmış bildirilerdir."

Aynı eserinde söylettiği sözlerden biri de şudur: “Eskiden ne güzel türküler yakarlarmış! Her türkü bir tarih sanki. İnsanlar capcanlı yaşıyorlar içinde.”

Nitekim Aytmatov’un hayatına baktığımız zaman, ünlü Manasçı Sayakbay Karalayev’e büyük bir hayranlık duyduğunu görüyoruz. Manas Destanı’nın kendisini de çok önemsiyor ve muhtemelen neşeli yahut hüzünlü olduğu zamanlarda türküler dinliyor. Hatta belki söylüyor bile.

Manas’ın yasaklanmasını engelleyen Kırgız yönetici İshak Razzakov’u minnetle anıyor ve o toplantının yapıldığı günü anlatıyor anılarında. Aytmatov, bozkırı, köyleri, çobanlığı iyi bilen birisi. Bu anlamda geleneklerine sıkı sıkıya bağlı ve türküleri de ayrıca sevdiği ortada.

Gün Olur Asra Bedel ile devam edelim. “ İnsan denize açılınca türkü söylemek gelir içinden, deniz insana ilham verir. Ve deniz söylenen türküyü anlar. Yürekten duyarak söylediğin türküyü o da yürekten ve hemen kabul eder. " dedirtiyor yine kahramanlarından birisine. Hatta şarkı söylemenin ayıp olduğunu iddia eden birisine karşı da şunu dedirtiyor: “Duygu bir şarkıdan başka bir şey değilse, şarkı söylemek niçin ayıp olsun?”

Kitapta geçen Raymalı Aga efsanesinde de Raymalı Aga, kardeşi Abdilhan’a, genç yaştaki sevgilisi Begimay ile arasına girmemesi için türküler söyler. “Kara Kara dağlardan göç inende / Çöz ellerimi kardeşim Abdilhan…” Ancak türkülerindeki esas kişi sevdiği kadın olan Begimay’dır. “Sevgilim türkü söyleyende / Onun sesi, türküsü olacağım.” yahut “Morlu morlu dağlardan göç inende / Ben uçmağa varacağım Begimay.”

Gün Olur Asra Bedel’le bağlantılı bir uzun hikâye olan Cengiz Han'a Küsen Bulut’ta ise Cengiz Aytmatov yırlardan şöyle söz ediyor: “Biz geceleri, ay ışığında söyleriz şarkılarımızı.” Üstelik bu söz ta Cengiz Han zamanında söylenmiş ve demek ki, o coğrafyada yani Sarı Özek bozkırında, türküler binlerce yıldan beri var ve daha binlerce yıl da var olacak.

Deniz Kıyısında Koşan Ala Köpek hikâyesinde, bayram ve şenliklerde söylenen bir türküyü dile getirir Aytmatov. “Nerelerde yüzüyorsun ey denizkızı…” diye başlar bu türkü. Öykünün sonunda ise Kirisk’in kendisi bizzat bir türküye dönüşecektir. “Deniz kıyısında koşan ala köpek / Sana geliyorum yapayalnızım…”

Aytmatov’un türkülerden bahsettiği belki de en meşhur, en önemli cümleler Beyaz Gemi’de geçer. Oldukça hazin ve bir o kadar da kıymetlidir bu anlattığı hikâye:

“Geçmiş zamanların birinde bir han başka bir hanı tutsak almış. Bu han tutsağına; “Eğer istersen benim kölem olarak yanımda kalır uzun zaman yaşayabilirsin. İstemezsen en büyük arzunu yerine getirir, sonra da seni öldürürüm”, demiş.

Tutsak olan han düşünüp cevap vermiş: “Köle olarak yaşamak istemiyorum, beni öldür daha iyi. Ancak öldürmeden önce herhangi bir çobanı buraya getirmeni istiyorum.”

“Ne yapacaksın o çobanı?”

“Ölmeden önce ondan bir türkü dinlemek istiyorum.”

Hakikaten bunun üzerine söylenecek söz bulmak hayli güç. Aynı eserinde yine çok önemli bir şey daha söyletir Aytmatov. Sanatını iktidarlara satanlara, sözlerini yalakalık için kullanan ozanlara seslenir. “Ozanlar böyle övgü, böyle dalkavukluk yarışında bulunurlarsa, ozan, ozan olmaktan çıkar, şarkının, şiirin düşmanı haline gelir.

Beyaz Gemi’de “Kızıl dağlardan geldim ben, kızıl dağlardan.” ve “Senden geniş bir nehir var mı Enesay?” türkülerine de yer verir Aytmatov.

Elveda Gülsarı’da ise karşımıza şöyle bir bölüm çıkıyor: “Caydar, keçe evin içinde, kopuzuyla ünlü ve eşsiz avcı Karagül'ün pek acıklı yırını çalmaya devam ediyordu: Avcılar avcısı güçlü Karagül / Al kanlar içinde yatıyor botam."

Cemile’de de bolca türkü vardır. Zaten o bir aşk öyküsüdür. Kırgız bozkırlarında yaşanan bir aşk ve Danyar, Cemile’ye olan aşkını türküler söyleyerek ifade edebilir. At arabalarıyla gittikleri bazı zamanlar Danyar muhteşem türküler söyler Cemile’ye.  Cemile de ona “Küçük ipek mendilimi, senin için salladım” gibi köy türküleri söyler.  Hatta şöyle bir cümle geçer eserde: “Yoksa sevmeyen bir insan, sesi ne denli güzel olursa olsun, böyle türkü söyleyemezdi.”

Toprak Ana’da ise şöyle bir şey vardır: “O alımlı, çalımlı gidişiyle bu atımız köye ün salmıştı. Hatta kızlar onun için türkü bile yakmışlardı.

"Rahvan atın geldiğini duyunca

Görmek için koşar yola çıkarım."

Hazin bir aşkın öyküsü olan Al Yazmalım’da ise İlyas, Asel’e veda ederken ona “… bitmemiş türküm benim!” der.

Nitekim Aytmatov, Muhtar Şahanov’la yaptığı uzun sohbetlerin kitaplaştırıldığı Şafak Sancısı’nda türkülere olan ilgisinden söz eder. Şahanov da pek çok şiirini okur.

Netice itibarıyla, Aytmatov’un bütün eserlerine baktığımız zaman onun tahkiye ederken anlatımı güçlendirmek için, Kırgız halk ezgilerini kullandığını görüyoruz. Üstelik sadece kullanmakla kalmaz, türkülere büyük bir önem atfeder.

Mehmet YILMAZ

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR