Doğu Seyahatnamesi

Zafer SARAÇ*

Batılıların Doğu'ya olan ilgisi çoğu zaman dini bir hedefin gölgesinde kök salmıştır. Dini yönelim genellikle gizli emellerin saklanması hususunda iyi bir kılıf olarak görev yapmıştır. Her zaman tehdit altındaki dini unsuru korumak kastıyla Doğu'nun üzerine yönelen Hristiyan savaş makinesi, Kilisenin otorite kaybı, Doğu-Batı ilişkilerinin kabuk değiştirmesi ve Avrupa'daki merkezi krallıkların güç kaybı gibi etmenlerden sonra, diplomatik dini misyon kafilelerine dönüşmüştür. Klasik Haçlı zihniyeti Doğu'nun üzerine şuursuzca çullanıp fiyaskodan mütevellit bir sonuç alınca, Batı Doğu'dan gelen istila tehdidini misyoner diplomatları vasıtasıyla ortadan kaldırmak ve Kilisenin yıkıma uğramış otoritesini yeniden tesis etme yolunu izlemiştir. Bu amaçla 13. yüzyılda dünya için büyük tehdit olmuş dinsiz olarak addedilen Moğolların dinini değiştirmek kastıyla bir çok elçilik heyeti ünlü Moğol hanlarına yollanmıştır[1]. Elçilik heyetlerinin başarılı olup olmaması bir yana elçilerin gördüklerini not almalarıyla, Asya, Anadolu ve Ortadoğu tarihi için eşsiz bilgiler ortaya çıkmıştır. Bu yazımızda ele alacağımız Dominikan Keşiş Ricoldus De Monte Crucis'in kaleme almış olduğu seyahatname bu külliyatın bir parçasıdır.

Ricoldus'un hayatı mercek altına alınacak olursa, onun Kiliseye, dinine ve tarikatına üst düzey bir adanmışlıkla hareket ettiği görülmektedir[2]. Ricoldus'un kendinden önceki bazı misyonerlerden farklı olmak üzere Doğu Kiliselerini Roma'ya tabi kılmak ve mensubu olduğu tarikatı Dominikan'ın Doğudaki durumunu kontrol etmek gibi hedefleri de bulunmaktadır. Bu hedeflerinde pek başarılı olamamasına karşın, İslam dininin Batıda daha iyi tanınması hususunda üst düzey bir başarı sağladığına şüphe yoktur. Özellikle Arapçayı öğrenmesi ve Müslümanlığın bütün girift noktalarını Batı'ya aşikar etme çabası, eserin başında verilen biyografisinde ilk Oryantalist olarak adlandırılmasına neden olmaktadır. Bu iddiadan dem vurulursa, Oryantalizm'in filizlenme aşamalarındaki fikir yapısının okur tarafından karakterize edilmesinin önü açılmaktadır.

Ricoldus'un seyahati, edindiği misyoner amaçla beraber her açıdan kutsal bir ziyarettir. Ricoldus seyahatine Akka'dan başlayarak önce Hacı olmuş, sonrasında kuzeye yönelerek Ön Asya üzerinde geniş bir daire çizerek Ortadoğu coğrafyasının merkezine adım atmış Bağdat'ta konaklamıştır. Onun Hristiyan bakış açısı, yazdıklarına damgasını koyarken, anlatısının büyük kısmını Haç ziyareti, buradaki kutsal mekanların tasvirleri ve hikayeleri oluşturur. Bu yüzden  Ricoldus'un geriye bir hac rehberi bırakmak niyetinde olduğu aşikardır. Kendisinden sonra bölgeyi ziyaret edeceklerin işini kolaylaştıran günümüzdeki gezi rehberine benzer tarzda görünüm, Hac ziyaretlerinin anlatıldığı kısımda daha net ortaya çıkmaktadır.

Eser vasıtasıyla Ricoldus'un hedefleri takip edilebilmektedir. Ricoldus, Hacı olmak, Nesturileri Roma'ya tabi kılmak, Moğolları -Hanları Argun vasıtasıyla- Hristiyanlaştırmak ve Müslümanları Avrupa'ya tanıtmak gibi nihai hedeflerini, gerçekleşme safhalarıyla adeta bir faaliyet raporu endamıyla notlarını kaleme almaktadır. Eser vasıtasıyla Ricoldus'un hedefine kısmen ulaştığı savunulabilir. Zira Hacı olduğu, Nesturilere karşı münazaralar kazandığı, Argun tarafından iyi karşılanarak meramını anlatmasına izin verildiği ve Batılılara Müslümanları tanıttığı yazdıklarından anlaşılmaktadır.

Ricoldus'un meşhur seyahatinin üzerinden yaklaşık 700 küsur yılın geçmesi, seyahate ilişkin orijinal nüshanın kaybolması bütün klasik eserlerde olduğu gibi mevcut kopyaların iyi değerlendirilmesi gerçeğini zaruri kılmıştır. Çevirmen Ahmet Deniz Altunbaş'ın rolü burada ortaya çıkarken, ebat olarak fazla olmayan fakat paha olarak çok kıymetli bir eser dilimize kazandırılmıştır. Öncelikle bu tür seyahatname tarzı eserlerde seyyahın söylediklerinden ziyade, çevirenin anlattıkları daha büyük bir kıymet arz eder. Altunbaş her seyahatnamede kolaylıkla rastlanmayan eserin başında yer alan giriş kısmı ile gerek dönemi gerekse de seyyahın hayatı çerçevesinde kapsamlı bir değerlendirme ile yolculuğun notlarını fazlasıyla netleştirmiştir. Yazılan bu giriş, okurun konuya ısınmasına neden olurken; notlandırmalar ile sağlanan konu bütünlüğü, okurun eseri ilgiyle benimsemesinin önünü açmıştır.

Eserin en önemli fonksiyonlarından birisi 13. yüzyılda Ortadoğu'nun etnik ve dini haritasını çıkarmasıdır. Kavim ve dinlere ayrılmış özel bölümler vasıtasıyla verilen tafsilatlı bilgiler çok kıymetlidir. Ricoldus ele aldığı dini ya da etnik topluluğun sosyo-kültürel fotoğrafını çok iyi çekmektedir. Örneğin; Tatarlar başlığı altında ele alınan konular, bir topluluğun sosyolojik karakteristiğini örneklerle fevkalade iyi bir şekilde ortaya koymaktadır. Ricoldus'un sosyolojik analizlerindeki başarısı araştırmacı kimliği, üstün gözlemleri, sözlü ve yazılı kaynaklar hususundaki iyi takibatı sayesinde olmalıdır. Özellikle eserin sonunda Müslümanların detaylı tahlil edildiği dikkatten kaçmamaktadır. Müslüman inancına yönelmiş sapkın damgasının altında, Batıya örnek olsun diye verilen davranış şekilleri, Ricoldus'un İslam'ı nispeten objektif bir bakış açısıyla sunduğunun kanıtı gibi görülmektedir.  Örnek verilecek olursa Müslümanlar hakkında ; " Bize itikatlarını, kitaplarını anlattıklarında, dikkatle dinledik ve böyle sapkın bir inançtan böyle faziletler ortaya çıkmış olmasına hayret ettik.(s.83)" şeklinde fikirlerini beyan etmiştir.

Ricoldus -hedef kitlesi diyebileceğimiz- Nesturiler, Moğollar (Tatarlar)[3] ve Müslümanlar üzerine yoğunlaşmakla beraber  Maruniler, Yakubiler, Kürtler ve Türkler[4] gibi diğer dini ve etnik topluluklar hakkında da bilgi vermektedir. Fakat yolculuğunun büyük bir kısmı Türklerin yoğun bir şekilde yaşam sürdürdükleri coğrafya üzerinde olmasına rağmen, Türklerle ilgili verilen bilgilerin neden yetersiz olduğu muammadır. Bunda Ricoldus'un Türklerle Tatarları bir nebze aynileştirmiş olabileceği, iki topluluğun ayırdına pek varamadığı düşüncesi akla gelebilir. Zira benzer sosyo-kültürel özellikler, iki toplumun pekte ayırt edilemeyeceğinin kanıtı gibidir. Moğol-Türk kültür yapısının Bozkır kültürü potasında erimiş olmasına, Ricoldus'un kani olmadığı haklı bir gerekçe olabilir. Fakat yine de Türklere ilişkin gözlemlerin daha fazla olması beklentisi okurda oluşmaktadır.

Ricoldus'un eseri benzer seyahatnamelerden farklı olarak daha kısıtlı  bir coğrafi bir perspektif sunmaktadır. Ziyaret edilen şehir ve beldeler[5] anlatılırken, coğrafi mekan tanımlamaları o bölgede yaşayanların anlatısına göre daha kısıtlı konumdadır. Tabii Hac mekanları nispeten bu çıkarımın dışındadır. Zira o bölgeler daha derin ve nitelikli betimlemelerle ayrıntılı sunulmuştur. Okurda bu düşüncenin oluşması bir yerde gezilen coğrafya oranınca bir anlatımın olmamasına bağlanabilir.

Kitapta eksikliği hissedilen en önemli ayrıntı ise Ricoldus'un takip ettiği güzergaha ilişkin bir haritanın bulunmamasıdır. Her ne kadar belirtilen coğrafi bölgeler, az çok coğrafya malumatına sahip okurun tahayyülünde oluşmakla birlikte, bu tablonun sunulmasının kolaylık olacağına şüphe yoktur. Harita verilmemesine rağmen eserin giriş kısmında sunulan, seyahatnamenin eski nüshalarına ilişkin resimlerin kullanılması esere görsel bir vizyon kazandırdığı açıktır. Bu tür eserlerde kullanılan gravür tarzı resimler ilgi çekici olabilmektedir.

Sonuçta Ortadoğu ve Anadolu tarihi için önemli bir kaynak dilimize kazandırılmıştır. Batıda bu tarz eserlerin çevirisinin daha sık yapıldığı, bilim insanlarının daha üretken olduğu bir gerçektir. Tarihimizi bu şekilde birinci dereceden ilgilendiren eserlerin daha sık çevirisinin yapılması, geçmişimizi daha görünür kılacaktır. Böylelikle bütün resmi görmemiz kolaylaşacak, tarihimizin eksik parçaları yerine oturacaktır.

 

* Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Programı Öğrencisi, zafersarac@hotmail.com

[1] Bu elçilere örnek verilecek olursa Fransisken Tarikatı üyesi Lorenz d’Orta, Plano Carpini, Wilhelm Von Rubruk'un  isimlerini zikredebiliriz.

[2] Ricoldus'un bu adanmışlığı ve seyahatin üzerindeki etkilerini göstermek istenirse; onun İsa peygamberin çarmıha gerildiği Golgota tepesini ziyaret ettiği zaman, aile soy Pennini yerine ömrünün sonuna kadar Monte Crucis(Haç Tepesi) mahlasını kullandığından bahsedilebilir.

[3] Ricoldus Tatarlarla Moğolları eş tuttuğu devrin anlayışının da bu yönde olduğunu zikretmemiz gerekiyor. Tatar-Türk ayniliği günümüzde bazı araştırmalarla sabit olmasına karşın Ricoldus'un döneminde bu kadar belirgin değildir. Bu nedenle Türk-Tatar ayrımı yapılmış Moğollar Tatar olarak telakki edilmiştir.

[4] Ricoldus Türkler hakkında dikkatini celbeden bir olay hakkında ise tespitlerini sunar. Yoluculuk ettikleri kafiledeki  Türkmen kadının yaptığı doğumdan bahseder ve bunu nasıl sessizce yaptığını ve hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ettiğini garipser.(s.42)

[5] Ricoldus Suriye, Celile, Tiberya, Yafa, Kudüs, Ürdün, Filistin, Trablusşam, Tarsus, Kilikya, Yumurtalık, Toroslar, Sivas, Erzurum,  Ağrı, Tebriz, Bağdat, Musul, Tikrit gibi şehir ve beldeleri ziyaret etmiştir.

Ricoldus De Monte Crucis- Çeviren: Ahmet Deniz Altunbaş

Kronik Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2018, 95 Sayfa, ISBN:978-975-243-05-94

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR