Garplılaşmanın Neresindeyiz

Ahmet ŞAHİN[1]

            “Garp medeniyetinin esas unsurları, ilim, ameli hayata tatbikinden ibaret olan teknik, insan haklarını teminat altına alan hukuk ve hürriyettir. Hakiki Garplılık ise bunların prensiplerine bağlılıktır…”

Mümtaz Turhan

 

Kıymetli okuyucular, bu yazımızda Mümtaz Turhan’ın Garplılaşmanın Neresindeyiz? isimli eserini tanıtacağız.

Garplılaşma, başka bir deyişle Batılılaşma mevzûsu geçmişten bu yana Türkiye’de çokça tartışılan bir mevzû olma hüviyeti taşımaktadır. Bu tartışmalar sadece askerî, iktisadî ya da hukuk alanlarında değil; sosyoloji, psikoloji, mimari, müzik gibi birçok alanı içermektedir.

Mümtaz Turhan, Garplılaşmanın Neredesindeyiz? adlı bu eserine göre Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketlilikleri gibi aydınlanmacı hareketlerle ivme kazanan Batı, birçok alanda kendini değiştirip, dönüştürmeyi başarmıştır. Bu devrimlerle gerçekleşen güç karşısında -örneğin- Doğu ve diğer medeniyetler kimi zaman tam manasıyla taklit kimi zaman ise onların başarısına ulaşma gayesi içine girmişlerdir. Her bir sahada “Batılı gibi” davranma / olma gayesi gerçekleştiği vakit bir yükselmenin gerçekleşeceği düşünülmüştür. Bilindiği üzere medeniyet salt olarak tek bir milletinin meydana getirdiği bir yapı değildir. Türk milletinin tefekkür ve siyasî tarihi içerisinde “Batılı olma” serüveninin Lale Devri’nden Cumhuriyet’in kurulmasına kadar -daha geniş bir ifade ile- günümüze kadar devam eden bir tarihsel süreç olduğunu ifade etsek yanılmayız. Özellikle Batılıların Coğrafi Keşifler ve yaşanan devrimler ile hem iktisadî hem de bilim konusunda yaşadığı değişmeler bunun daha ötesinde özgür düşünce ve bireysellik batı medeniyetinin ilerlemesinde farklı bir görüntü kazanması ile sonuçlanmıştır. Bu tarihsel olayların yaşanması birden peyda olmuş bir mesele değildir. Zaman, bağlam, zihniyet ve ilerleme gibi kavramların göz ardı edilmemesi son derece elzemdir. Diğer milletlerin ortak paydası biçimde bir yapıyı teşkil eder. Batı medeniyetinin köken ve temel bileşenlerini oluşturan zeminin ne olduğu da kitapta bolca tartışılmakta ve çeşitli görüşler, düşünceler okuyucuya sade bir dil ile aynı zamanda maddeler dâhilinde aktarılmaktadır. Turhan, bu eserinde Türk toplumunun Batılılaşma serüvenini teferruatlı bir şekilde ele almayı amaçlamıştır. Bu serüven içerisinde yaşanan olayların Batılılaşma düşüncesinde etkisi ne derecede oldu? Türk toplumunun karşılaştığı kültür değişmeleri gibi mühim mevzular karşısında nasıl bir travmanın yaşandığını aktarmayı amaçlamıştır. Mümtaz Turhan, bu eserinde “Türk toplumunun iki yüz yıldır Batı karşısındaki konumunu tartışmaktadır.”  “Hasta adam” olarak tabir edilen Osmanlı Devleti’nin ilerleme ve gelişme konusunda “batının üstünlüğünü idrak ettiği ve onu taklit etmeye başladığı andan itibaren bu durumu farklı kavramlarla ifade etmiştir.”  

Turhan, Batılılaşma konusunda yaşanan idrâkin salt biçimde “Batı yaşayış tarzının” olduğunu vurgulamaktadır. Turhan’a göre batılılaşmadan evvel batı medeniyetinin asıl unsuru “Bilim, teknik, insan haklarının teminat altına alan hukuk ve hürriyettir. Hakiki batılılık bu prensiplere bağlılıktır.” düşüncesi çerçevesindedir. Yalnız Batı yaşayış tarzının ele alınması Batı medeniyetinin zihniyetini açığa çıkarmada kısır kalındığını bir kez daha bu görüşü ile aktarır. Batı medeniyetinin bu yaşayış tarzının ve batı medeniyetinin içerisinde bulundurduğu iktisadî ve birçok yönden ilerlemeyi bir tarihsel süreç içerisinde yoğrulan bunun sonucunda ise güçlü bir şekilde inşa edilen yapıların, bilim ve teknik bakımından ilerlemenin, hukuk ve hürriyetinin devlet bünyesinde güvence altına alınmasının, iktisadî manada bir hürriyetin sonucunda ortaya çıktığı düşüncesini savunmaktadır. Batı’nın ahlâkını Batı’nın yaşayış tarzından ve ilerlemesinden ayrı tutmak son derece yanlış olacağının kanaatindeyiz. Batı’nın ahlak normlarını yaratan yine Batı medeniyetinin içerisindeki temel kaidelerdir.

Mümtaz Turhan, ilim ve ilim zihniyetinin hâkim olduğu çerçevede Batılılaşmanın mümkün olacağını aksi takdirde Batılılaşmadan bahsedilemeyeceğini belirtmektedir. “Ülkemizde hakiki ilim müesseseleri kurmadıkça yeterli sayıda birinci sınıf bilim adamları bulunmadıkça bütün değişmeler bir kalıptan ibaret kalacaktır.”[1]  Bunun mümkün olmadığı vakit taklit ve taklitçilikten ibaren bir Batılılaşma açığa çıkmaktadır. Bir taklit asla özgün olmadığı gibi birçok manada ise bulunduğu bağlamda noksan kalacağını da belirtmekte fayda var. Batılılaşmanın ve kalkınmanın anahtarını ilk eğitimin yaygınlaştırmasında bulanlara karşı Turhan, her köyde okul açılmasını değil, “Avrupa ve Amerika’ya yükseköğrenim için öğrenci gönderme ve Araştırma Enstitüleri kurmanın” gerekliliğini savunmuştur.

Mümtaz Turhan’ın ilerleme ve gelişme bakımından Türk münevverleri meselesine dikkat çekmiştir. Turhan’a göre “Milletler arasında kültür ve medeniyet farklarını doğuran, onların halk tabakaları değil, münevver zümresidir. Türk halkıyla diğer medeni milletlerin halk tabakaları arasında bilgi bakımından büyük bir farkın bulunamamasına karşılık, Türk münevverleriyle, Batı aydınları arasında uçurumlar kadar derin farklar vardır. Türkiye’nin geri kalışının sebebi, halkın cehaleti değil, münevverlerinin gerek keyfiyet, gerek kemiyet bakımından yetersiz oluşudur.”[2]

Turhan, Batılılaşma meselesinde birçok kaynağı tetkik etmiş bununla beraber tahlil etmiştir. Özellikle Hümanistlerin Batı medeniyetinin temeli olan Yunan ve Latin kültür ve kaynakları ile hemhal olmadığımız için Batılılaşmamız mümkün değildir. Yunan ve Latin dilini öğrenmek, kültürünü yaşatıp, o zihniyete sahip olduktan sonra bir Rönesans’ın yaşanacağını belirten Hümanistlerin düşüncesine karşın Turhan, her milletinin bu gibi aşamalardan geçmesinin gerekli olmadığı görüşünü savunmaktadır. Rönesans gibi birçok aydınlanmacı devri yaşamadan Batı medeniyetine mensup olan Rusya ve Japonya aynı zamanda İskandinavya gibi ülkeleri örnek göstermektedir.

Diğer bir tartışma konusu ise: Türklerin Müslüman olmasının Batılılaşma konusunda bir engel teşkil ettiği görüşüdür.

Turhan, şöyle aktarmaktadır: “Müslümanlığın Garplılaşmamıza bir mâni olduğu iddiasının da bir ilmi bakımından büyük bir kıymeti yoktur. Çünkü içtimai değişmeler karşısında yalnız din, hususiyle yalnız İslamlık mukavemet göstermemiştir. Her din, her müessese mensuplarının teessüs etmiş menfaatlerini koruma arzuları neticesinde hatta teşkilatlarını kuvvetlendirecek tedbirlere bile karşı gelmişlerdir. Ortaçağda Hıristiyanlığın Reformasyon hareketleri, İtalyan üniversitelerinin ilmi keşifler, İngiltere’de işçi ve esnafın Endüstri İnkılâbı karşısında ayak direnmeleri, bizde Yeniçeri Ocağı’nın ıslahata karşı gelmeleri, başlangıçta Garplılaşmaya rehberlik eden Saray ve devlet mensuplarını sonraları onu durdurmaya çalışmaları da bu hususta birer misal olmak üzere hatırlanmaya değer.”[3]

Daha geniş bir ifade ile bu konuyu şöyle bitirir: “Şu halde Müslümanlığı Garplılaşma karşısında diğer din ve müesseseleri mahiyet itibariyle farklı bir mukavemet göstermediğine göre, ona mani olup olamayacağı, ancak ihtiva ettiği hükümler ve esaslar bakımından mütalaa olunabilir. İslamiyet’in diğer dinlere nazaran daha rasyonel olduğu ve ilmi teşvik eden çok esaslı hükümler ihtiva ettiği göz önünde tutulursa bu bakımından, medeniyete mani olmaması icap eder. Hakikatta Bernard Lewis’in de işaret ettiği gibi bir vaktiler, medeniyet e terakkiye mani olmayan İslam dininin bugün mani olduğunu iddia etmek her şeyden evvel mantığa aykırıdır.”[4]

“Garplılaşmanın Hareketi ve Maarifimiz” adlı bölümde Turhan, teferruatlı bir biçimde sorunlara çözüm önerileri aramıştır. Avrupa ve Amerika’ya öğrenci gönderme gibi, araştırma enstitülerinin kurulması meselesi gibi daha geniş bir ifade ile bunların gaye ve fonksiyonları üzerinde durarak bir yol haritası çizmiştir.

Altınordu Yayınevi tarafından yayımlanan Garplılaşmanın Neresindeyiz? adlı bu kitap baskı, dizgi bir teknik meselelerde hiç de azımsanmayacak derece sıkıntılar taşımaktadır. Bunun düzeltilip, tekrardan baskının gerçekleştirilmesi son derece zaruridir.


[1] Garplaşmanın Neresindeyiz, s.7

[2] Garplaşmanın Neresindeyiz, s.7

[3] Garplılaşmanın Neredesindeyiz, s.30

[4] Garplılaşmanın Neresindeyiz, s.31

*Bu yazı Kitap Şuuru intisabıdır. (Editörü: Burak Akdağ) 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR