Nil’den Tuna’ya Osmanlı

Feridun ESER

Osmanlı’nın hakim olduğu geniş coğrafya ve bu coğrafyada bıraktığı eserler / izler, tarihine ve ecdadına bağlı kişiler nezdinde genellikle merak ve ilgi konusudur. Bende de böyle bir merak ve ilgi var. Bu anlamda gittiğim farklı bölgelerde öncelikle tarihi / dini eserleri görmekten, tanımaktan ve resimlerini çekmekten keyif alırım. Hele hele uzun yıllar yönettiğimiz bölgeleri, halkları, ecdadın bıraktığı izleri ve eserleri görmek, bilmek, tanımak herhalde birçok Türk’e mutluluk ve gurur verir. Hatta bazılarına enerji, umut ve geleceğe dair motivasyon verir, ideal / ülkü aşılar. Yönettiğimiz coğrafyayı ve halkları tanımak, oralardan ve onlardan kopmamak, bağlarımızı korumak ve pekiştirmek gerekir. “Nil’den Tuna’ya Osmanlı” adlı kitap, bu merak ve ilgi bağlamında kaleme alınmış. Yazarı Haluk Dursun, bu saiklerle Nil’den Tuna’ya çok geniş bir bölgeyi gezmiş, görmüş, incelemiş ve resimlemiş; kitapta fazlaca resim yok, bilgilendirici, tanıtıcı anlatım ve tasvirler var; birçok şeyi gözünüzde / zihninizde canlandırabiliyorsunuz. Kitabı okurken geçmişte birlikte / iç içe yaşamış halklar, bugün ve gelecekte de pek ala birlikte yaşayabilirler, daha iyi ilişkiler kurabilirler fikri uyanıyor.

Kitabı okurken anlıyorsunuz ki Türkiye, 81 vilayetten, 780.000 küsur kilometreden ibaret değil. Türkiye, resmi, siyasi sınırlarının ötesiyle birçok yönden bağlantılı bir ülke! Örneğin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucusu Selanikli, Selanik bugün sınırlarımızın ötesinde;  Suriye, Selçuklu dönemi beylerinden Süleyman Şah’ın ve son Osmanlı sultanı Vahdettin’in kabirlerini topraklarında barındırıyor; Sultan Murad’ın kabri Balkanlarda Kosova’da! Sınırlarımızın ötesinde şehitliklerimiz, bizden kalan nice eserler, izler var.  100 - 150 evveline kadar bu çok geniş coğrafyayı biz yönetiyorduk;  o topraklar bize bağlı idi. Şimdi ise o yönettiğimiz yerlerde bugün farklı devletler (30 civarında devlet) kurulmuş ve biz o topraklara pasaportla, izinle gidebiliyoruz. Bu konu üzerinde ayrıca durulmalı, düşünülmeli!

“Nil’den Tuna’ya Osmanlı”, Haluk Dursun hocanın okumuş olduğum ikinci kitabı. Osmanlı’nın hakim olduğu geniş coğrafyayı, o coğrafyada bıraktığı eserleri, bölge halklarını, kültürünü bizzat gezip görerek izlenimlerini, şahit olduklarını, yaşadıklarını anlattığı, kısa bilgiler verdiği hatırat, gezi - gözlem, tanıtım tarzında kaleme alınmış bir kitap.

Dil ve anlatım bakımından gayet rahat, kolaylıkla okunabilen bir kitap. Bölüm aralarında, “meraklısına notlar” başlığı altında derkenar veya dipnot niteliğinde ilave kısa bilgiler de yer almaktadır. Böylelikle okuyucuya fazladan ilave bilgi de aktarılıyor; bunların bazıları da şaşırtıcı ve ilginç!

Kitap, bir önsöz ve girişle başlıyor. Önsöz ve girişte coğrafyaya ve tarihe dost olmak, “imparatorluk kültürü” üzerine bilgi ve açıklamalar yer alıyor. Coğrafyaya ve tarihe dost olmak bağlamında şunlar vurgulanıyor: Osmanlı üç kıtada çok büyük bir sahaya hakim olmuş ve bu geniş sahada çok çeşitli izler, eserler, etkiler bırakmıştır. Bu geniş coğrafyayı tanımak, görmek, anlamak ve bilmek gerekir;  bu geniş sahadaki halklarla ilişki ve etkileşim halinde olmak, gönül bağını kurmak, koparmamak gerekir. Coğrafya kaderdir; zenginlik veya fakirlik sebebidir. Stratejiyi coğrafya belirler. Coğrafyasını bilmediğiniz bölgeye hakim olamazsınız, yönetemezsiniz.  İmparatorluk kültürü bağlamında ise vurgulanan şu: İmparatorluk kültürü, ortak bir kültürdür, farklılıklara hoşgörü esasına dayalıdır, farklılıkların uyum içindeki birlikteliği veya bir aradalığı olarak varlığını gösterir ve sürdürür. Türk kültürü, buna müsaittir. Osmanlı kültürü, farklılıkların uyumu, birlikteliğidir. Osmanlı yıkıldıktan sonra hakim olduğu coğrafyada birlik, uyum ve huzur kalmamıştır.

Kitabın birinci bölümünde Rumeli / Balkan coğrafyasındaki gezi ve gözlemler, izlenimler yer alıyor.  Sırasıyla Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova, Arnavutluk, Romanya, Macaristan, Moldova, Ukrayna ve Tuna boyunca Osmanlı izlerine şahitlik edilmiş, bilgiler verilmiş. Balkanlardaki Türk türbeleri, camileri, tekke ve dergahları, şehitlikleri, Osmanlı’nın bakiyesi, evlad-ı fatihan olarak nitelenen Türkler ve Müslümanlaşmış yerli halklardan Makedonlar, Kosovalılar, Arnavutlar ve Boşnaklar hakkında ilgi çekici bahisler yer alıyor. Balkanlarda halen Türk kültürü, Türk dili, Türk eserlerinin varlığı mutluluk verici! Türkülerimize, mehter marşlarına, atasözü ve deyimlerimize, fıkralarımıza sinmiş, konu / malzeme olmuş nice Balkan beldeleri var: Estergon, Kanije, Budin, Üsküp, Selanik, Viyana, Dobruca, Kavala, Deliorman… Balkanlar / Rumeli akla Türk güreşçileri örneğin Koca Yusuf’u, Mohaç Savaşı’nı ve Kanuni’yi, Fatih’i, Kırım’ı ve Kırım hanı Gazi Giray’ı, Plevne’yi ve Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa’yı, Mustafa Kemal’i, Enver Paşa’yı, Sarı Saltuk gibi birçok ismi hatırlatıyor. Balkanlar’ın ve Avrupa’nın büyük nehri, Tuna.  Tuna, yaklaşık 3000 km ve 9 Avrupa ülkesini geçip Karadeniz’e dökülen büyük bir nehir. Tuna boyları, Osmanlı akıncılarının at koşturduğu, kılıç salladığı, ok saldığı yerler; oraları görmek elbette Türk’üm diyen herkesi heyecanlandırır. Ve nihayet Türklerin geri çekilmesi, Balkan Savaşları ve sonrasında Anadolu’ya yapılan göçler; evlad-ı fatihan’ın, “Macır” (muhacir = göçmen) olarak adlandırılması… Balkan coğrafyasına acı ve hüzünle veda edilmesi kitapta yer buluyor. Bu bölümün nihayetinde şunu anlıyorsunuz: Anadolu’nun Türk’e vatan olduğu kadar Rumeli’de Türk’e vatandır. Rumeli, 400 sene Türk’ün vatanı idi; bağrında halen yaşayan binlerce Türk var.

Kitabın ikinci bölümünde “Ortadoğu Yazıları” yer alıyor. Bu bölüm, öncekine göre daha kısa. Sırasıyla Suriye, Arabistan, Filistin / İsrail coğrafyasındaki gezi, gözlem ve izlenimler aktarılırken yine tarihsel, kültürel açıklamalar da arada verilmiş. Bu kısımda, Irak ve Lübnan eksik; belki de gitmemiş, görmemiş o sebeple kitapta Irak ve Lübnan, yer bulmamış. Ortadoğu coğrafyası, dünya tarihi, İslam tarihi ve özelde Türk tarihi için önemli. Bölge, “dindaş” halkların yoğunlukta olduğu yer. Ancak maalesef dinin emrettiği kardeşlik bağı zayıf, çok zayıf; bu sebeple birlik ve beraberlik yok gibi / yok hükmünde. Türkler, Anadolu’yu vatan haline getirmeden evvel Ortadoğu’da, Irak, Suriye ve Mısır’da varlıklarını göstermiş, şehirler kurmuştur. Musul, Kerkük, Halep, Selçuklular zamanında Türklerin Anadolu’ya girmeden evvel ilk yerleştikleri yerler; Musul, Kerkük, Halep, Bayırbucak gibi yerlerde halen Türkmenler yaşıyor; Golan Tepelerinde İsrail işgaline kadar yaşayan Türkmenlerin olduğu kitapta zikrediliyor. Anlıyoruz ki Ortadoğu, Anadolu kadar bizimdir. Ortadoğu, peygamberler coğrafyasıdır. Ortadoğu’nun, üç ilahi din açısından da kutsal şehirlere ve mekanlara sahip. Kitapta bölgeden bahsederken  İslam peygamberi Hz. Muhammed, Selahaddin Eyyubi, Osmanlı sultanlarından Yavuz ve II.Abdülhamit, Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Paşa ve Birinci Dünya Savaşı’nda bölgede askeri açıdan sorumlu olan Cemal Paşa gibi isimlere yer veriliyor, bilgiler veriliyor. Şam, Halep, Kudüs, Mekke, Medine şehirleri ve Lut Gölü atasözlerimize, deyimlerimize, fıkralarımıza, türkülerimize yansımış, konu / malzeme olmuş. Örneğin, “Halep ordaysa arşın burada”, “Şam fıstığı”, “Şam şeytanı” vs.  Şam, Sultan Vahdettin’in, Selahaddin Eyyubi’nin, Şeyh Muhiddin Arabi’nin kabirlerine ev sahipliği yapıyor. Arabistan notları arasında Mekke ve Medine’ye değinilmiş,  Kabe ve Hz. Peygamberin kabri hakkında bilgiler yer alıyor. Kitapta üç ilahi din açısından önemli sayılan şehirlerden Kudüs ve Mescid-i Aksa’ya yer verilmiş ve öğreniyoruz ki Kudüs’ün etrafındaki surlar, Osmanlı sultanı Kanuni tarafından yaptırılmış.  II.Abdülhamit’in emperyalizme karşı güttüğü İslamcılık siyaseti, anlatılanlar arasında; II.Abdülhamit’in politikaları bağlamında demiryolu yapımından bahisler var. Yine bu kısımda Fahrettin Paşa’nın Medine savunmasına değinilmiş. Ve I.Dünya Savaşı yıllarında bölgeden nasıl çekildiğimiz hakkında kısa bilgiler / hatırlatmalar yer alıyor, Arap ihaneti, İngiliz casuslarının faaliyetlerinden kısaca bahsediliyor. Osmanlı, Ortadoğu’ya önem verirken Cumhuriyet döneminde bölgeyle Türkiye’nin ilişkisinin zayıf olduğu vurgulanıyor.  Ortadoğu ile Balkanları karşılaştırdığımızda, Osmanlı’nın, Balkanlarda daha çok izi ve etkisi olduğunu görüyoruz.

Kitabın son kısmı, “Afrika Yazıları”. Bu bölüm, kitabın en kısa bölümü. Mısır, Cezayir, Etiyopya, Nijerya, Fas ve Orta Afrika’ya, Osmanlı’nın Afrika politikasına kısaca değinilmiş. Tunus ve Libya’dan bahsedilmemiş; yazar, belki de o bölgeleri görmemiş, görememiş.  Bu bölümde en fazla Mısır’a yer ayrılmış. Nil, Kahire, Ezher isimlerine dikkat çekilmiş. Mısır’ın Yavuz tarafından fethedilmesi, Balkan kökenli olan Kavalalı Paşa’nın Ortadoğu’da yer alan Mısır’daki isyanı, Mısır’ın Fransızlar ve İngilizler tarafından ele geçirilmesi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Türk esirlerin Mısır’da kampta tutulması konularına kısaca değinilmiş… Orta ve Kuzey Afrika, birçok ücra köşesine kadar Türk’ün yönettiği, yön verdiği coğrafya idi. Yazarın yaşadıklarından ve ifadelerinden Afrika insanının Osmanlı’ya, Türk’e sıcak baktığını ve yakınlık hissettiğini, değer verdiğini öğreniyoruz. Osmanlı, son demlerinde bile Afrika üzerine siyaset ve icraat ürettiğini, emperyalizme karşı bölgeyle bağlantılı ve destekçi olduğunu öğreniyoruz; ancak cumhuriyet döneminde Afrika ile yeteri kadar bağlantımız olmadığını görüyoruz.

Kitaba, “Nil’den Tuna’ya Osmanlı” adı verilmişse de okuyucu görüyor ki hem Nil’in hem Tuna’nın ötesine gidilmiş, hem Nil’in hem Tuna’nın ötesi görülmüş ve anlatılmış. Bugünkü vatan topraklarımızın haricinde, vatan topraklarının yirmi katı büyüklüğündeki bir coğrafyaya hakim olmak, yönetmek ve o coğrafyada iz bırakmak Osmanlı’nın büyüklüğünü gösterir. Yazarın ifadesiyle, “gezmekle bitiremediğimiz yerler”i yönetmek maharettir. Bugün aynı maharetle en azından o coğrafyalarla farklı bağlantılar / birliktelikler kurmamız bir ülkü / ideal olarak varlığını göstermektedir.

Haluk DURSUN

Kapı Yayınları, 2. Baskı, 320 Sayfa, Eylül 2019, İstanbul, ISBN: 9786057838155

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR