Pazarlık

Muaz ERGÜ

Ulu Hakanlıkla Kızıl Sultanlık gibi iki zıt kutba yerleştirilmiş bir fanidir II. Abdülhamit. Ya abartıyla ya da yok sayılmakla kendinden uzaklaştırılmış önemli tarihi şahsiyetlerimizden. Osmanlı’nın en sıkıntılı dönemlerinde devletin başında bulundu. Devleti yönetti… O dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu hem çöküyor hem de toparlanmanın yeniden ayağa kalkmanın sancılarını yaşıyordu. Bir yanda çöküş bir yanda kurtlar sofrasına yem olma… Bir yanda toparlanma bir yanda modernleşme… Zor zamanlar… Bıçak sırtı yaşamlar… Kıldan ince dengeler…

II. Abdülhamit’in hükümdarlığı 19. Yüzyılın sonları ile 20. Yüzyılın başlarına denk gelen otuz üç yıllık bir süreyi kapsar. Onun hükümdarlık zamanlarının değerlendirilmesi ne yazık ki anakronik bir mantığa hapsediliyor. O dönemin siyasi, sosyolojik dengeleri, devletler arasındaki ilişkilerin mantığı göz önüne alınmıyor. Abdülhamit’in şahsiyetini aşan kahramanlık menkıbeleri Onu doğru dürüst tanımayı engelliyor. Ya da en kolayından Abdülhamit tarihin karanlık koridorlarına hapsedilen bir figüran mesabesine indiriliyor. Malum olduğu üzere son dönemlerde tarihi televizyon dizilerinden öğreniyoruz. Görselliğin cazibesi ekranlardan akarak algımızı, düşünce dünyamızı mahkûm ediyor. Tarih yerine bol reytingli efsane ya da hamaset seyrediyoruz. Osmanlı’nın bu zor dönemleri ve II. Abdülhamit çarpıtılma, kafaya göre yorumlama bağlamında çok velut bir malzeme. Abdülhamit’in İsrail’le ilişkileri ve bu dönemde imparatorluğun toprak kaybedip etmemesi tartışmalara çok önemli lojistik malzeme sağlıyor. İsrail’le ilişki deyince Dr. Theodore Herzl akla gelir. O, Filistin topraklarında bir Siyonist İsrail Devleti kurma gayretinin sembolüdür. Filistin’de bir İsrail Devleti’nin kurulması için mutlaka Osmanlı imparatorluğu ile ilişki kurulması gerekir. İşte II. Abdülhamit ile Dr. Theodore Herzl arasındaki ilişkinin temelinde bu yatar. Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması… Bu iki şahsiyet arasındaki münasebet günümüzde adeta bir şehir efsanesi gibi… Televizyon dizilerinde Abdülhamit hiçbir devletin protokol kurallarına uymayacak bir şekilde Herzl’i tokatlar. Herzl, sürekli suikastlar düzenleyen, bombalar patlatan biri olarak işlenir. Ama tarihi belgeler tam aksini söylüyor. Herzl sonuna kadar Abdülhamit’le iyi ilişkiler kurma peşindedir. Osmanlı’nın onayı olmadan bir İsrail Devleti’nin zorluğunu tahmin edebilmektedir. Padişaha yazdığı mektupları “Majestelerinin en mütevazı ve muti bendeleri olmaktan gurur duyarım.” diye bitirir. Sultan Abdülhamit Herzl’e her zaman Avrupa devletlerine karşı bir koz olarak bakar. O’nu sürekli elinin altında tutar.

Prof. Dr. Vahdettin Engin Pazarlık adlı kitabında yukarıda değindiğimiz II. Abdülhamit ile Siyonist lider Dr. Theodore Herzl arasında gerçekleşen Filistin’de Yahudi Vatanı görüşmelerinin gizli belgelerini ele alıyor. Bizim de dile getirmeye çalıştığımız bazı efsanelerin, yalanların perdesini aralıyor. Hepimiz Abdülhamit’in kendisinden para karşılığında Filistin’de toprak isteyen Teodore Herzl’i huzurundan hakaretle kovduğu şeklinde bir durumun var olduğunu duymuşuzdur. Engin böyle bir durumun asla olmadığını, olamayacağını belgelerle ortaya koyuyor.

Engin’in de kitabında ifade ettiği gibi II. Abdülhamit döneminde hiç toprak kaybedilmediği görüşü doğru değil. Engin bu durumu: “Her ne kadar savaşın çıkışından sorumlu değilse de, 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonrasında Balkanlardaki ve Doğu Anadolu’daki toprak kayıpları II. Abdülhamit’in Padişahlığı sırasında gerçekleşmiştir. Ayrıca Tunus’un Fransızlar, Mısır’ın İngilizler tarafından işgal edilmesi, Kıbrıs’ın İngiltere’ye, Doğu Rumeli vilayetinin Bulgaristan’a bırakılması da II. Abdülhamit zamanında oldu.” diyerek anlatıyor. Abdülhamit her şeye rağmen, bu kayıplara rağmen ülkenin parçalanmasını durdurmaya çalıştı. Ekonomik problemlerin, siyasi zorlukların bilincinde olarak realist bir dış politika uygulamaya gayret etti. Her ne kadar bu dönem “İstibdat Dönemi” olarak nitelense de o çoğu konuda uzmanlara danışarak kararlar veriyordu. Yönetimi Babıâli’den Yıldız Sarayı’na taşısa da yanında her zaman danışacağı, güvendiği devlet adamlarından müteşekkil bir ekip vardı. Vahdettin Engin Onun dış politikada her devleti ayrı ayrı değerlendirip ona göre politikalar tercih ettiğini, büyük devletler arasındaki denge ve rekabetleri gözettiğini ve bu rekabetlerden faydalanmayı temel aldığını belirtiyor. Abdülhamit her zaman barışçı bir dış politikayı tercih etmiş.

II. Abdülhamit döneminin en sıkıntılı konularından biri Yahudilerin Filistin’e yerleşme girişimleri demiştik. Filistin meselesi Yahudilerin buraya yerleşme arzulara dolayısıyla ortaya çıktı. Bölgede uzun dönem Osmanlı Barışı hâkim oldu. Yahudiler sürüldükleri ve bir daha egemen olamadıkları bu topraklara dönme isteğini her zaman diri tuttular. İngiltere’nin 19. Yüzyılda Yahudileri Filistin topraklarına yerleştirme ve burada onları himaye etme siyaseti dengeleri bozdu. Bu coğrafyaya egemen barış iklimi İngiliz destekli Siyonizm'in yeniden hortlatılmasıyla değişti. Buralara yavaş yavaş Avrupa ve Rusya’dan kovulan Yahudiler yerleştirilmeye başlandı. Devletin içinde bulunduğu zor şartlara, ekonomik krize rağmen Sultan Abdülhamit Herzl’in Filistin’den toprak taleplerini onaylamaz. Yanlış bilindiği gibi Herzl Osmanlı’nın borçlarının bütününü ödeyecek para teklif etmez. Ama o dönemler için çok önemli miktarlarda paralar önerir. Bunların hiçbir kabul görmez. Abdülhamit Rusya’dan kovulan Yahudilerin Osmanlı coğrafyasının farklı kesimlerine yerleştirilmesine onay verir. Dağınık bir şekilde yerleştirilmelerinin gereğini vurgular. Yalnızca Filistin’den toprak taleplerini katiyen kabul etmez. Söylediğimiz gibi Yahudilerin yurtsuz kalmalarını da istemez. Onların değişik bölgelerde iskânına izin verir. Herzl’in istediği gibi Filistin’i Yahudi yerleşimine açmak ve Yahudi göçmenleri kabul etmek bölgenin dengelerini bozacak ve büyük sıkıntılara yo açacaktır. Bunun bilinciyle toplu halde bu coğrafyaya yerleşim kabul görmez.

Vahdettin Engin Filistin’e Yahudilerin yerleşmesi konusunda dikkat çekici ayrıntılara da yer veriyor. Her ne kadar Padişah buralarda Yahudilere toprak satılmasını ve toplu Yahudi yerleşimini kesinlikle yasaklasa da bu yasak bölgedeki yerel memurlar tarafından dikkate alınmıyor. O dönemlerde Osmanlı’nın her yerinde yaygın olan memurların rüşvet ve iltimasla iş görmeleri burada da son sürat devam ediyor. Ahlaksızlık, bozulma hiçbir ilkeyi gözetmeyen menfaatçi, kendi çıkarını devlet ve millet menfaatinin önüne koyan tipler meydana getiriyor. Velhasıl Yahudi tüccar ve para sahibi insanlar buralardan toprak alıp göçmenleri yerleştiriyorlar. Yahudiler bazen kıyafet değiştirerek, müstear isimle veya başka hilelerle toprak sahibi olmanın imkânlarını buluyorlardı. Dediğimiz gibi yerli memurlar da bunlara rüşvet ya da gaflet dolayısıyla yardımcı oluyorlar. Yeni yerleşenlere eski tarihli tapular düzenleniyor. Aynı zamanda yerli zenginler buralardan ucuza topladıkları arazileri yabancılara, Yahudi tüccarlara yüksek fiyatlarda satıyorlardı. Filistin yavaş yavaş Yahudilerin eline geçiyor. Evet, Abdülhamit’in bilgisi dışında Filistin’de toprak kaybediyoruz.

Büyük devletlerin desteğini alan, konjonktürü çok iyi değerlendiren, Siyonist İsrail devletini kuracağını açıkladığında çoğu kimsenin bile inanmadığı Dr. Teodore Herzl ile Sultan II. Abdülhamit arasındaki ilişki hep bir denge politikası ile yürüdü. Herzl Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasının ancak Abdülhamit desteğiyle gerçekleşeceğini bildiğinden Sultan’ı kızdıracak ve İmparatorluğu zora sokacak hareketlerden kaçındı. Abdülhamit Han Avrupa’ya karşı Herzl’i hep elinde bir koz olarak kullandı. Hatta Teodore Herzl Hicaz Demiryollarının yapımı için Sultan’a para gönderdi. Sultan bu projede Müslümanlar dışında herhangi bir unsurdan yardım almayacağı fikrinde olduğundan yardımı kabul etmedi.

Her zaman güncelliğini koruyan, yanlış anlaşılmalara, istismara açık olan Filistin ve İsrail konusunda birinci elden bilgilere ulaşmak son derece önemli. Bu meselenin temelinde ise Sultan II. Abdülhamit’le Dr. Teodore Herzl arasındaki görüşmeler yer alıyor. Bu görüşmeler yaklaşık yedi yıl sürüyor. Herzl dört beş defa İstanbul’a geliyor ama padişahla ancak bir kez görüşebiliyor. Görüşmeleri aracılar ve mektuplarla sürüyor.  Bu görüşmeleri daha ince, daha titiz, daha derinlikli ele almak tarihi bir sorumluluk. Efsanelerle, uydurma metinlerle senaryolar yazmak değil. Tarihi eğip bükmek ya da bugünü düne söyletmek hiçbir meseleyi çözmez. Hatta meseleleri çözümsüz hale getirir.

Vahdettin Engin’in Pazarlık isimli çalışması anlaşılır, insanı boğmayan bir üslupla ve belgelere dayanan içeriğiyle okunmayı, değerlendirilmeyi hak ediyor. İddialı cümleler kurmak yerine belgeleri konuşturuyor. Hatta bu zamana kadar büyük yanlış anlaşılmalara yol açan Dr. Teodora Herzl’in Sultan II. Abdülhamit’e yazdığı mektuba da yer veriliyor. Bir tercüme yanlışıyla II. Abdülhamit’in Herzl’e toprak sattığı gibi bir anlam çıkartılan mektuba…

Kitaptaki Murat Bardakçı’nın sunuş yazısı da önemli. Kitapla ilgili benim eleştirim kitabın kapağıyla ilgili. Kapak kitaba tarihi bir roman izlenimi veriyor. Piyasada bol miktarda bulunan II. Abdülhamit romanlarından bir roman gibi. Hani tarihi gerçeklerden uzak, çalakalem romanlardan piyasa geçilmiyor ya! Daha sade bir kapak iyi olur kanaatindeyim.

Vahdettin ENGİN

Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2017, 416 Sayfa, ISBN: 978-605-405-24-00

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR