Rüzgarlı Sokak

KANAYAN YARAMIZ ENSESTE KARŞI FARKINDALIK

Zeynep ALTUNOK

Ensest, aileyi oluşturan bireyler tarafından çocuğa ve gence yönelik yapılan her türlü cinsel eylemdir. Cinsel eylemden kast edilen; gizli tutulmaya çalışılan bütün cinsel içerikli temaslardır. Ensest ilişki bir anda ortaya çıkan bir eylem değildir. Bunun bir süreci vardır ve zamanla olgunlaşmaktadır.

Ensest kavramı, yalnız bizim toplumumuzda değil dünyada da kanayan bir yara haline gelmiştir. Aile içi cinsel istismar, çoğunlukla gizli kalan ve kronikleşen bir eylem olarak karşımıza çıkar. Cinsel istismarın aile içinde yaşanması, toplum tarafından kabul edilmezliği ve ailenin parçalanması gibi etkenler, ensestin açığa çıkmasını zorlaştırmakta ve bu nedenle yıllarca gizli kalarak sürmeye devam edebilmektedir.

Güç, cinsiyet ve yaş hiyerarşisinden beslenerek zeminini sağlamlaştıran ensest ilişkilerde her yaştan kız ve erkek çocuk taciz ve tecavüze maruz kalabilmektedir. Daha önce de yapılan araştırmalar göz önünde bulunduracak olursak, ensest ilişkide, mağdurun kız çocuk olduğu olaylar daha fazladır.

TÜİK verilerine göre; ensest saldırı suçlarında son beş yılda %30 artışın meydana geldiği görülmektedir. Ensest saldırısına uğrayanların %50’si 18 yaşın altındadır. Bunların %90’ı kız, %10’u ise erkektir. Dikkat çeken bir diğer istatistiğe göre; 5-10 yaş arası çocukların yarısı, 10-16 yaş arası çocuklarınsa %40’ı ensest mağdurudur.

Bu tip vakaların genellikle gizli kalmasının, olayın mağdur çocuk tarafından açıkça ifade edilememesinin önemli nedenleri; çocuğun kendisini suçlaması, bu durumun sadece kendisinin başına geldiğini sanması ve bu sorun karşısında kendisini yalnız ve çaresiz hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca saldırgan tarafından mağdurların, genellikle anne ve küçük kız kardeşlerine zarar vermekle tehdide kalkışmaları da gizliliğin sağlanmasında önemli bir etkendir.

Ensest mağduru kız ve erkek çocuklar, normalden farklı belirtiler gösterebilmektedir. Kız çocukları genellikle içine kapanır ve kendisini suçlu hissetmeye başladığı için kendisine acımasız davranışlar sergilemeye başlar. Erkek çocuklar ise güç kazanmak ister. Uğradığı bu olayın güçsüzlüğünden kaynaklandığını düşünerek, kesici ve dürtücü aletlere ilgi duymaya başlar. Böyle durumlarda öncelikli olan, çocuğun sağlığıdır. Mağdur çocuğun beden ve ruh sağlığı için uzun bir tedavi süreci başlatılması ve profesyonel yardım almaları zorunlu hale gelir. Dolayısıyla ailelerin de yeterli düzeyde bilinçli olmaları gerekmektedir.

Çocuklar uğradıkları bu istismardan kurtulmak için erken yaşta evlenerek bilhassa evden uzaklaşmaya çalışmaktadırlar. Eğer bu konuda bir farkındalık oluşursa, istenmeyen zorunlu evliliklerin önüne geçmek daha da kolaylaşacaktır.  Eğer bu konuda bir farkındalık oluşturulabilirse, bu farkındalık mağdurlarda da oluşacak ve olası tehlikelerin önüne geçilmesi, önceden gerekli tedbirlerin alınmaya çalışılması veya sonrasında gereken cezai yaptırımların uygulanabilmesinin kolaylaşması sağlanacaktır.

Füsun Menşure, kaleme aldığı bir kitabıyla bu konulara dikkati çekerek farkındalık oluşturma gayretlerine girişmiştir. Bu kitap, kimsenin değinmek istemediği, kapalı kapılar ardında kız çocukların, kadınların ve hatta bunu bilip susmak zorunda kalan anaların sessiz çığlığını dünyaya duyurmak için and içmiş bir insanın eseridir. Esasen bu kitap ensest suçuna bir başkaldırı ve bu kitap sayesinde farkındalık oluşturmak ve başka çocukların zarar görmesini önlemek içindir.

 Bir kadına el kaldırmak veya bir kadını hayattan koparmak, ona yapılabilecek en büyük hakaret, en büyük haysiyetsizliktir.

Kadınlarımız ölmesin! Onlara acı çektirilmesin! Kadınlarımız o hapsoldukları odanın kirli-kara duvarlarına bakıp da hayatlarını sürdürmesin! Kadınlarımızın bu demden gözünden yaşlar akmasın, akıtılmasın! Kadınlarımızın bedenleri üzerinde alışverişler-ticaretler yapılmasın! Kadınlarımız onuruna yakışmayacak hiçbir muameleye mâruz kalmasın! Kadınlarımız sevmediği kişiyle değil severek bir ömür boyu mutlu olacağı kişilerle evlensin ve evlendirilsin! Kadınlarımız zorla evlendirilen kişiyle zorla hamile kalıp, temiz bir çocuğun gözlerini pis bir yerde açtırmasın!

Kadına şiddet uygulamak çok alçakça bir eylemdir. Eskiden de kadına şiddet vardı, günümüzde de ne kadar reklamlar, ne kadar konferanslar ve konuşmalar yapılırsa yapılsın bu şiddet hâlâ vâr olmaya devam etmektedir ve ediyor da...

Peki, neden buna dur denilmiyor? Neden kimse kimseden haberdâr olmuyor? Oysa hiç kimse insanlığa karşı işlediği suçların nasıl affedileceğini düşünmüyor…

Kadınlara asla farklı gözle bakılmamalı ve onları küçük görmemeliyiz. Kadınlar bizim baş tâcımızdır. Onlara şiddet uygulamak erkeklik değil, korkaklık ve acizliktir.

Kadınlarımız erkeklerden çok, kadınlara güvenir. Çünkü kadınlarımızın hâlini anlayabilecek varlıklar yine bir başka kadınlarımızdır.

Rüzgârlı Sokak, Füsun Menşure'nin umut üzerine yazdığı kitaplarından bir tanesidir.

Ve okuyuculara böylece bilhassa umudun ne olduğunu öğrettiğini düşünerek sözlerime başlamak istiyorum.

Umutsuzluğa kapıldığımızda yerini karamsarlık alır. Hiçbir şeyin olmayacağını düşünürüz. Hayat çok daha soğuk gelir. İnsanlara karşı olan güvenimiz sarsılır. Lâkin umut; insanı her zaman aydınlığa ulaştırır. İnsanlara bahşedilen en güzel duygudur umut kelimesi...

İşte, Füsun Menşure, bize bu kitabıyla umudun gücünden ve nasıl vâr olunacağından bahsediyor.

Yıllar boyunca teyzesi Bahar, meğer çok küçükken bütün zorluklara kanat gerip, parayla alınmış ve parayla oradan oraya satılmış, sefaletin içinde yaşamış bir annenin doğum yaptığı ilk çocuğu Necmi‘nin, okutulması ve güzel mertebelere ulaşması için bütün kanatlarını onların üzerine açıp, yardım ettiği kişiymiş. Her şeyi, hastane yatağında yatan Bahar Teyzesini bu zamana kadar onunla beraber büyüdüğü, onu annesi yerine koyduğu ve bazen de ona anne dediği kişiyi, görevinden izne geldikten sonra, ziyaret etmeye gittiğinde kendisine verilen defterden öğreniyor.

Kitabın içinde kitap, hayatın içinde başka bir hayat…

Füsun Menşure bu kitapta bütün zorluklara karşı göğüs germiş, para ile bir mal gibi oradan oraya satılmış Zelâl ile oğlu Necmi'nin kara hayatını kaleme alıyor.

İşte o çocuk, Necmi, defteri teslim aldığı ve okuduğu zaman asıl kişinin kendisi olduğunu öğrenen Umut…

O Necmi büyüdü ve hayata koca bir “umut” oldu…

Kitabın bazı yerlerinde arabaya, dolmuşa ve taksilere binildiğinde çalınan nostaljik türkülerden de bahsedilmiş hatta birkaç nakarat da yazılmış. Nostalji seven birisi olarak bu beni çok mutlu etti.

Arabada çalan müziklerden bir kesit de Selda Bağcan'dan geliyor..

       "Gün biter gülüşün kalır bende

        Anılar gibi sürüklenir bulutlar

        Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır

        Yarım kalan bir şiir belki de..." diyor o güçlü ve duru sesiyle.

İnsan ne çok şey düşünür bu sözlerle. Bazen düşünürken kendini o sözlerin içinde bulur ve benliğinden bir an olsun uzaklaşmış olur…

Bir taksiye binildiği zaman ise bizlere Müslüm Gürses’ten armağan edilmiş şu sözler geliyor kulağa...

"Kayıp bir bavul gibiyim

         Ya da sonbaharda boş bir yüzme havuzu

         Çok mu ayıp mutluluk istemek?..

          Paramparçaaaaaaa..." diye nakaratta bağırıyor baba; puslu, gamlı sesiyle; bir bilinmezden umut eder gibi aradığını... diyor yazar.

Dönüş esnasında başka bir takside ise bozkırın tezenesi Neşet Ertaş'ın sesleri yankılanıyor kulaklarda…

         "Datlı dillim güler yüzlüm

           Ey ceylan gözlüm

           Göğnüm hep seni arıyor

           Neredesin sen?.."

Ne kadar çok sevmiş meğer birisini. Her kelimesinden bir yağmur damlası gibi yaş akıyor..

Bu saygıdeğer insanlarımızı minnetle ve rahmetle anıyorum.

En sonunda hayatın o küçük Necmi'si olan Umut'a yeni bir umut geliyor sevdiği ve evleneceği kızla…

Adı Nehir; tıpkı yüzünden akan o berrak saflığı gibi…

Nehir'le yeni bir yaşam ve yeni bir sayfa açılan yeni bir adımdı umuda…

Kitap, okunmaya değer olduğu gibi beni böyle güzel bir inceleme yapmaya teşvik etti.

Bu cümleleri yazarken bazı sözcükler boğazımda düğümlendi...

'Hayat çok zor, hayatta olup da yaşananların görmezden gelindiğini görmek daha zormuş', onu anladım…

Böyle güzel bir kitabı kaleme alan Füsun Menşure hocama teşekkürlerimi sunuyorum ve ilerleyen zamanlarda Füsun hocam gibi bir yazar olmayı diliyorum.

Beni bu güzel ve gizemli kitap ile buluşturan Oğuzhan Saygılı hocama teşekkür ediyorum.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR