Şair

Mehmet YILMAZ

Kalbimde Bir Ok Ucu Var Sanki. Nefes Aldıkça Batıyor.

Bundan yıllar önce idi; bizzat tanımadığım bir kişi, sosyal medya üzerinden bana bir mesaj atmış ve Rafet Elçi’nin Şair romanından söz etmişti. Bir hocası tarafından üniversitede okutulduğunu falan yazmıştı. O günden beri aklımda olan bir kitaptı Şair.

Aradan yıllar geçti ve roman okumaları yaptığım bir dönemde aldım kitabı. Kısa bir araştırmanın ardından yüksek puanlar aldığını ve beğenildiğini de fark ettim. “Yüzyılın Romanı” olduğunu iddia edenler de vardı; Amin Maalouf’un Semerkand’ına karşı “Doğu'nun cevabı” diyenler de…

Peki, sahiden öyle miymiş?

Yüzyılın romanı olup olmadığı genel bir konudur lakin çok başarılı bir roman olduğunu söylemem lazım. Semerkand’ın Doğulu cevabı mıdır derseniz de neden olmasın, diyebilirim.

Bir romana, kitaba, filme başlarken onunla ilgili söylenen şeyler beklenti oluşturabiliyor. Şayet eserle ilgili söylenenler, gerçekliğin üstündeyse beğeni seviyeniz düşebilir. Şair için böyle bir şey diyemem. Duyup okuduğum övgülere layık bir romandı.

Ortalama bir kitap okuru için en büyük handikabı, hacmi olabilir. Çünkü 544 sayfalık bir eserden söz ediyorum. Ancak sıkı ve düzenli okurlar iyi bilirler ki bir kitabın hacmi bir yere kadar önemlidir. Şair de hacmine rağmen kendini okutabilen bir roman. Öyle ki sekiz-dokuz günlük bir okuma süresi biçmeme rağmen beş gün içinde bitti. Mesai kaygısı olmasa daha erken bile bitebilirdi.

Şair, Hz. Peygamber döneminde geçiyor. Onun peygamberliğini ilan ettiği dönemler olduğuna ve Bedir ile Huneyn Savaşları arasını kapsadığına göre, demek ki 610-620 dönemi… Arapçanın en büyük ve genç iki şairi Zeyd ile Tuleyle’nin, o coğrafyanın en güzel kızı Sara için girdikleri bir şiir yarışması var. Fazla ipucu vermek istemiyorum. Sonrasında, Arabistan çöllerinden İran Dağları’na, Türkistan bozkırlarından Kafkas illerine uzanan muazzam bir, hatta birkaç hikâye…

Rafet Elçi, dönemin coğrafyasını, toplumlarını ve kültürlerini çok başarılı bir şekilde yansıtmış. Arap kabileleri arasında başlayan roman, zaman içinde Farsların ülkesine, oradan da Türk illerine uzanıyor. Bu süreçte sultanlar, beğler, komutanlar, cariyeler, tüccarlar, köleler, esirler, kadınlar, askerler, atlar, develer ve tabii şairler ile âşıklar anlatılıyor.

Bir romanın başarısını belirleyen pek çok unsur vardır. Benim için onlardan birisi, roman bittiğinde, bütün o sahnelerin gözünüzde canlanıyor olması ve adeta bir film seyretmiş gibi hissetmenizi sağlamasıdır. Şair, bunu başarabilen romanlardan birisi…

Şiirin gücü, belagatın derinliği oldukça iyi verilmiş. Dönemin lisanları arasında Arap dili ve Fars dilinin nasıl büyük bir edebiyat kapısı olduğunu, buna mukabil Türkçenin pratik bir dil olup Türklerin hayat tarzlarının özgünlüğünün oldukça güzel anlatıldığı bir roman olduğunu söylemem lazım.

Sara’nın büyülü güzelliğini derinden hissetmekle kalmıyor, Zeyd’in asaleti ve büyük aşkı, Tuleyle’nin ihtirasla karışık muazzam aşkı ve Çiçek’in bozkır kızlarına özgü emsalsiz bekleyişi… Elbette tüccar Rüstem’de Farsları, Binbaşı Tonga'da Türkleri görebiliyoruz. Roman, Peygamber Efendimizi de işleyen ancak onu merkeze almayıp çevresinde gelişen hadiseleri kenardan gözleyip anlatan, özel bir dile de sahip. Bir Türk ailesinin o dönemde nasıl olduğundan tutun da Bizans’tan Avarlara kadar bütün o coğrafyayı ilmek ilmek işleyen bir roman…

Şair, o kadar gerçekçi ki bittiği zaman bu şairler hakikaten varlar mıydı diye küçük bir araştırma bile yaptırıyor insana.

Elbette şiiri ve şairliği ön planda tutuyor olmasından kaynaklı, şahane aforizmaların da olduğu bir roman…

Mesela diyor ki: “Kalbimde bir ok ucu var sanki. Nefes aldıkça batıyor.”

Ezcümle, çok beğendiğim, insanda benzer şeyler yazma hissi uyandıran bir eser Şair. Hitabetin, sözün kıymetini vurguluyor ve ne diyordu?

“Bir şairin, dilini anlamayan insanların arasına karışması ne demektir, bilir misiniz?”

Rafet ELÇİ

Litera Yayıncılık, 544 Sayfa, ISBN: 9789756329900

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR