Tufandan Önce

Mustafa Hakan YILDIRIM*

Şu sıralar demir leblebi olan eserlere yaklaşmak pek mümkün olmuyor. Güney'in sıcak şehri Gaziantep'te kitap okurken de bu sıcaklığın etkisi insanı olumsuz şekilde etkiliyor ve böyle olunca haliyle “hafif” tesmiye edebileceğimiz eserlere yönelmek elzem oluyor. Bu hafif eserlerin başında da genelde öyküler geliyor ve ben de böylece son zamanlarda bolca öykü okuyorum.

İşte böyle bir debdebe içerisinde uzun zamandır rafta beklettiğim bir kitap bugün el salladı bana ve böylece Kutlu’yla bir seyr-ü sefere çıktım. Mustafa Kutlu’nun dünyasına girmek sanırım pek kolay olmuyor. En azından hatırı sayılır miktarda eser kıraat etmek gerekiyor. Öyle ki ben de Kutlu’dan okuduğum altıncı eser olan bu kitapla onun dünyasına girmeye sanırım biraz daha yaklaşmış oldum; kitabı okurken zamanın nasıl geçtiğini bilemedim ve bir de baktım ki kitabın son sayfasını okuduktan sonra mütebessim bir edayla kapağı kapatmışım.

Anadolu’dur Mustafa Kutlu… Merkezi de, insan unsuru da, konusu da Anadolu’dandır. Ayağını hep bu topraklar üzerinde gezdirir. Evveli de âhiri de Anadolu’dur. Öyle olunca da eserlerinde bunu daima hissettirir, okutturur. Öykülerindeki kahramanlarını meczuptan seçer, saftan seçer, üçkâğıtçıdan seçer, iyiden seçer, kötüden seçer ama ne olursa olsun her şeyiyle insan unsuru bur toprakların rengiyle boyanıp suyuyla yıkanmıştır.

Mezkûr eserinde de aynı yapı karşımıza çıkıyor. Mekân olarak bir Anadolu kasabasını seçmiştir. Kitapta buranın neresi olduğunu kestiremesek de sanırım pek fark eden bir şey yok. Yozgat da aynıdır Trabzon da, Erzurum da aynıdır Çorum da. Taşrada insanın yapısının müşterek olduğunu bu eserle de Kutlu bize gösteriyor.

Esasında kitabın konusu Türk siyaseti ve onun taşradaki yansımalarıdır. Taşra yahut merkez de söz konusu siyaset olunca sanırım aynîleşiyor; bunu da hatırdan çıkarmamak gerekir. Çünkü Anadolu’da siyaset genelde çarkını şark kurnazlığı üzerine bina etmiştir. Ucuz hesaplar, koalisyonlar, kamuoyları vardır. Son zamanların meşhur söylemiyle insanlar “konsolide” edilir ve herkes kendine göre siyasetini yapar. En ufak bir beldede bile öyle yaman hesaplar yapılır ki şaşar kalırsınız. Taşraya bir süpürge bile kazandırılsa bu muazzam bir hizmet gibi anlatılır, katmerlendirilir, adeta bir hizmet destanı olarak zihinlere yerleşir. Ve siyasetçilerin sanırım ölmeden yahut ciddi bir sağlık sorunu geçirmeden siyaseti bırakması asla düşünülmez.

Dikkatimi çeken bir nokta da kitabın ilk baskısını 2003 yılında yapmış olması. Öyle ki o yıllarda siyasetin dümeninde neler döndüğüyle bugünü mukayese ettiğimizde değişen hiçbir şey olmadığını okuyoruz. Esasında kitabın ilk baskısı örneğin; 1973 yılında da yapılsa sanırım aynı şeyler yazılırdı. Çünkü memleketimizde sorunlar kökleşmiş, kemikleşmiş ve kronik hale gelmiştir.

Bu kitabın da içeriğinden pek bahsetmek istemiyorum her zamanki gibi; ama Kutlu bu kitapta tam da yukarıda işaret ettiğimiz noktaları kendine has ironisiyle, hicviyle, üslûbuyla anlatıyor ve bu anlatımla damağımızda tad bırakıyor. Ve bunu yaparken asla abartmıyor, gerçekleri adeta bir kuşun kanadında sunar gibi, hafif bir güzellikte satırlarını okutuyor.

Kutlu düşüncesini okudukça, anladığım, onun anti-teknolojist ve anti-kapitalist tavrının her eserinde belirgin şekilde karşımıza muhakkak çıkacağıdır. Bana göre her eserinde mesaj olarak da bize merhum Âşık Veysel'in “benim sadık yârim kara topraktır” düşüncesini vermektedir. Ve yine başka bir kitabına verdiği isimden de anlayacağımız üzere Anadolu insanının ve memleketin felahını ancak “kalbin sesi ile toprağa dönüş” ile mümkün görmesidir. Ben eseri anlatmak yerine onun öykülerinin genel mahiyeti üzerine düşüncelerimi aktarmak istedim. Efendim, keyifli okumalar dilerim...

* Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Mezunu

Mustafa KUTLU

Dergah Yayınları, 208 Sayfa, 2006, ISBN: 9789759954932

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR