Türk Romanında Kadın

Bünyamin TOKSOY

 

1968 Samsun doğumlu olan yazar, 1984’te başlayan Hacettepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki lisans öğrenimini 1988 yılında bitirdi. Aynı yıl aynı üniversitede Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı’nda yüksek lisans öğrenimine başlayan yazar 1990 yılında aynı bölüme araştırma görevlisi olarak girdi. 1992 yılında “1923-1938 Dönemi Türk Romanında Kadın” adlı tezi ile Bilim Uzmanlığı derecesi alan yazarın yüksek lisans tezi olan “1923-1938 Dönemi Türk Romanında Kadın” adlı çalışması 1996 yılında kitap haline getirildi.

Kitap, Giriş (Kadın Hareketlerinin Tarihi Gelişimi), Romanların İncelenmesi, Sonuç ve Kaynakça olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.

Cumhuriyet’in ilanından Atatürk’ün ölümüne kadar olan bu devrede Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda çok kuvvetli bir değişim yaşanmıştır. Bu eserde de 1923-38 döneminde toplumda yaşanan değişiklikler içerisinde kadının yaşadığı değişiklikler ele alınmıştır. Bu doğrultuda ele alınan on iki romanda yazarların toplumun çeşitli kesimlerinden aldıkları kadınlarda Atatürk’ün kadınlara verdiği hakları nasıl yorumladıkları incelenmeye çalışılmıştır. Kitapta tek bir yazarın birçok eseri yerine birçok yazarın eserine yer verilmesi aynı dönemi farklı bakış açılarından yansıtmak adına daha sağlıklı bir yaklaşım olmuştur.

Kadının Cumhuriyet döneminde yaşadığı sosyal değişikliğin tohumları bir yüzyıl önce 1839’da Tanzimat’la atılmıştır. Kitapta daha eskiye gidilerek Türk kadınının İslamiyet öncesi durumu kısaca belirtildikten sonra Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminde yaşadığı değişiklikler özetle incelenmiştir.

Bilindiği gibi eski Türklerde kadının, hiçbir milletle karşılaştırılamayacak kadar üstün bir yeri vardır. Kadın, eski Türklerde her bakımdan erkekle eşit ve onun yardımcısıydı. Türk kadınının sosyal hayatta büyük bir yeri ve üstün değeri olduğu, Türk efsanelerinde, destanlarında açıkça görülür.

Bu dönemde Türk kadını ata biner, ok atar, kılıç kullanırdı. Orhun Anıtlarında da Türk kadınından saygı ile söz edilmektedir. Hükümdar ailesine mensup kadınların sosyal ve siyasal alanlarda çalıştıklarına, çocuklar üzerinde babanın olduğu kadar annenin de haklarının olduğuna vurgu yapılmıştır. Yine bu dönemde, çok eşlilik yoktur. Kadınlar miras ve mülkiyet alanlarında erkeklerle aynı haklara sahiptir. Ticarette, tarım alanlarında aktif olarak çalışmakta ve daha birçok alanda erkeklerle aynı sorumlulukları paylaşmaktadır. Kadın ve erkek arasında eşitlik temel bir kural olup kadın güçlü ve etkilidir.

İslamiyet’in kabul edildiği ilk dönemlerde halk eski gelenek ve göreneklerine bağlı kalmıştır. Yavaş yavaş yerleşik hayata geçişle birlikte İslam kanunları kabul edilmeye, Arap ve Fars gelenekleri Türk toplumuna girmeye başlamıştır. Ancak bu değişiklikler Bizans, Arap ve İran kültürlerinin etkisiyle yanlış yorumlanmıştır. Kadınların erkeklerle eşit yaratılmadığı ve yalnızca kadın olmalarından dolayı birtakım eksiklikleri olduğu inancı, Türk kadınının zaman içerisinde sahip olduğu haklarını yitirmesine neden olmuştur.

14.yüzyılda Osmanlı-Türk toplumunda kadınların durumlarını gösteren Busbecq’in sözleri önemlidir. Busbecq, Türk kadınlarının bu dönemde evde kapalı yaşadıklarını, yüzlerini kapattıklarını, kocaları, kardeşleri veya babalarından başka bir erkekle görüşmediklerini söylemektedir.

Osmanlı’da çok eşlilik, evlenme, boşanma gibi konularda kadına söz hakkı verilmeyerek erkeğin kadına üstünlüğü ya da eşit olmayışı pekiştirilmiştir. Köydeki kadının durumu ise biraz daha farklıdır. Kadın, erkek gibi tarlada çalışır, evini yönetir, çocuklarına bakar ve halı, kumaş dokurdu. Bütün bu görevlerine karşın kadın erkekle yine eşit haklara sahip değildir.

Tanzimat döneminde edebi eserlerde yeni bir aile, yeni bir kadın anlayışı yer alır. 1859’da yazılan Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı oyunu evlenmenin karşılıklı görüşülerek, anlaşılarak yapılması tezini savunur. Görücü usulü evlenme eleştirilir.

Namık Kemal, roman ve makalelerinde kadın meselesini sık sık ele almıştır. Namık Kemal “Aile Makalesi”nde kadının ezilmesine, görücü usulü evliliğe, erkeklerin eşlerini dövmelerine karşı çıkar.

Ahmet Mithat Efendi, “Diplomalı Kız”da eğitim konusunda kadınla erkeğin eşitliğini savunmuştur. “Eyvah”da çok eşlilik durumunu eleştirir.

II. Meşrutiyet döneminde ise Âkif, Fikret ve Gökalp gibi farklı düşünce dünyasının önde gelen isimleri hep kadını yüceltici ifadeler kullanmışlardır. Halide Edip de yine 1908’den itibaren yazdığı yazılarda kadına hep özel bir yer verir.

 Milli Mücadele içinde Türk kadınlarının etkinlikleri çok önemlidir. Bu dönemdeki kadınları, içinde bulundukları durum ve etkinlikleri bakımından birkaç grupta toplamak mümkündür:

1. İşgal bölgesindeki karşılaştıkları zor durumlar nedeniyle erkekleri göreve çağıran kadınlar.

2. Eline silah alıp bizzat savaşa katılanlar.

3. Geniş kitleyi uyandırmak için dernek ve basın etkinliklerine katılanlar.

4. Etkinliklere moda diye bakanlar ve bu yüzden katılanlar, İstanbullu sosyete hanımlar.

Eserde on iki kitaba yer verildiğini belirtmiştik. Bu kitaplar: Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Zeyno’nun Oğlu, Sinekli Bakkal, Yolpalas Cinayeti, Sodom ve Gomore, Yaprak Dökümü, Fatih Harbiye, Ankara, Kuyucaklı Yusuf, Ayaşlı ve Kiracıları, Üç İstanbul eserleridir.

Vurun Kahpeye adlı romandaki Aliye, Sinekli Bakkal’daki Rabia, Ankara romanındaki Selma toplumdaki kadınlara örnek gösterilen tiplerdir. Halide Edip Vurun Kahpeye adlı romanında Aliye ile güçlü ve bilgili bir kadın örneği ortaya koymuş, hatta bu güçlü kadının Cumhuriyet Türkiyesi’nden önce de var olduğunu göstermeye çalışmıştır. Yalnız toplumun önündeki kadın topluma yararlı olamamakta ve toplum onu olumlu karşılamamaktadır. Aliye tiplemesi ile yazar adeta Cumhuriyet Türkiyesi’nde oluşturulmaya çalışılan, kadının karşılaşacağı problemlere dikkat çekmektedir. Eğitimden uzak erkeklerin de sorun teşkil ettiği göz önünde bulundurulduğunda bu kitlenin eğitilmeden kadının eğitilmesinin sorun teşkil edeceği, kadının eğitimini genel toplumun eğitimi içinde ele almanın faydalı olacağı görüşü ortaya çıkmaktadır.

Diğer romanlarda da tek tek ele alınan kadın karakterler; sahip oldukları aile, geçmişte yaşamlarını etkileyen olaylar, içinde bulundukları sosyal yapı ve etraflarındaki erkeklerle birlikte değerlendirilmiştir. Bu romanlarda kadının toplumun ilerisinde oluşunun oluşturacağı sorunlardan kendisine verilen hakları özümseyememiş eğitimsiz kadının düştüğü ahlaki çöküntüye, iki dünya arasında çelişkiler yaşayan kadının sonunda doğruyu buluşu ve bu doğrunun nasıl olması gerektiğinden değişen dünya karşısında değişemeyen erkeğin ailesini nasıl felaketlere sürükleyebileceğine kadar daha birçok mevzu ele alınmıştır.

Yazarların ortak noktalarından birisi kadının tek başına kendisine verilen hakları olumlu bir biçimde kullanmasının mümkün olmadığıdır. Kadının toplumda erkekle bir bütün oluşturduğu, kendisine verilen hakları doğru kullanabilmesi için erkekle birlikte bilinçlenmesi gerektiği üzerinde durulur. Bu yüzden romanlardaki kadınlar genel olarak karşılarındaki erkeklerle birlikte ele alınmıştır. Eğitimli, güçlü karaktere sahip olan erkeklerin kadın karakterlerin mutluluğunda ne denli önemli olduğu, tam tersi eğitimsiz ve zayıf karakterli erkeklerin de kadınların mutsuz olmasında ve olumsuz bir yaşama sürüklenmesinde ne denli önemli bir etken olduğu görülmektedir.

Kadın ve erkek romancılar arasında şöyle bir ayrım da söz konusudur. Kadın romancılar kadına çok fazla güven beslerken erkek romancılar ise kadının birden bire özgür bir ortama girişinde ahlaki çöküntüye uğrayabileceğine dikkat çeker.

Atatürk kadının toplumda gerçek yerini almasını ister. Romancılar da verilen bu hakları eleştirmez, yeni veya başka haklar istemez. Sadece toplumda görülen aksaklıkları veya bu hakların nasıl kullanılması gerektiğinin örneklerini verirler. Romanlar toplumu değiştiren, dönüştüren ve bu değişimleri yansıtan önemli edebi eserlerdir. Adı geçen eser de içerdiği romanların incelenmesiyle 1923-1938 arasındaki tasarlanmış ve gerçek hayata yansımış değişimleri kadın ve kadının dünyasına etki eden etmenler açısından ele almış önemli bir akademik eserdir.

Bahriye ÇERİ

Simurg, İstanbul, 1996, 255 Sayfa, ISBN: 975-7112-10-3

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR