Tarih araştırmalarında birinci el kaynaklar, incelenen olay ve döneme tanık olan ya da bunları yakından takip eden kişilerin yazdığı eserler olarak adlandırılmaktadır. Bu kaynaklar tarih araştırmaları açısından çok büyük önem arz etmektedir. Özellikle Türklerin yaşadığı geniş coğrafyalarda kültürel, dilsel, tarihî, siyasî ve askerî birçok konuda bilgi edinmemizi ve bu bilgiler ışığında değerlendirmelerde bulunmamızı sağlayan araçlar bunlardır. Kaynakların tasnif, tahlil ve tenkid meselesinde birinci el kaynaklar mühim bir yeri teşkil eder.
Güneybatı Asya’da yer alan İran tarih boyunca birçok medeniyeti bünyesinde barındırmakla birlikte birçok kavim de bünyesinde yaşamıştır. Bu coğrafya Türk tarihi için her vakit çok önemli bir yer olmuştur. Gaznelilerden bu yana Türklerin o sahada tam manasıyla varlığından haberdarız. İran, her bakımdan Türk kültürünün yayılması ve gelişmesi açısından uygun bir coğrafya olmuştur. Bu coğrafyalarda yaşanan kültürel kaynamalar ciddi bir biçimde tahlil ve tetkik edilmesi gerekmektedir.
Tarih-i Kızılbaşan isimli bu kitapçık, bir biyografik eser olma hüviyetinin yanında, Şah İsmail’den Şah Abbas dönemine kadar Kızılbaş beylerinin siyaseti, ilişkileri, hâkim olduğu coğrafyalar hakkında bilgi vermektedir. Eserde özellikle beylerin ve yaşadıkları coğrafyaların künyelerinin yer alması önemlidir. Avşar/Afşar, Şamlu, Rumlu, Bayramlu, Bayat, Çepni, Tekelü ve daha birçok boy ve oymağın isimlerinin, beldelerinin zikredilmesi İran coğrafyasında o tarihlerde ciddi bir Türk nüfusunun, beraberinde yine ciddi bir Türk kültürünün mevcut olduğunu göstermektedir. Bu beyler arasında siyasi çekişmelerin varlığı da yayılma sahası konusunda bize bilgiler vermektedir.
Eserin tercümesi sırasında, o döneme ait, Safevî şahları için kullanılan Şah-ı Cennet-mekân, Hazret-i ârâ, darü’s saltana kalıplarına yer verilerek, edebî anlatıma müdahale edilmemiştir. Böylelikle dönem hakkında araştırma yapacak kişilere daha fazla yardımcı olunmak istenmiştir.
Bununla birlikte “Ekler” kısmında İskender Bey Türkmen’in Tarih-i Âlem-ârâ-yı Abbasî, Mirza Muhammed Tahir Vahid-i Kazvinî’nin Tarih-i Cihan-ârâ-yı Abbasî ve Oruç Bey Bayat’ın İlişkiler adlı eserlerinden “tamamlar mahiyetteki bilgilerin de tercümelerine” yer verilmiştir.
Tarih-i Kızılbaşan isimli bu eserin müellifi belli olmamakla birlikte; 1599-1605 yılları arasında yazıldığı düşünülmektedir. Kızılbaş kabileleri ve bu kabileye mensup, Safevî devlet idaresinde ve orduda görevli olan önemli kişilerin kısa biyografilerine de yer verilmiştir. Bu sayede, birçok bölgede bulunan Türk nüfusu hakkında bilgi edinmenin yanında hangi Oğuz boylarının yaşadığını da öğrenmekteyiz. Bununla birlikte dönemin siyasî ilişkileri hakkında bilgi veren bu eser Akkoyunlu- Karakoyunlu Devletleri hakkında da özetler sunmaktadır.
Bölgede bulunan Kürd ve Lor kabilelerine yer vermiştir.
Eserde genel itibarıyla Kızılbaş beylerinin künyelerinin verilmesinin yanı sıra Kürd ve Lor kabileleri ile ilgili de bilgi verdiğini arz etmiştik.
“Zik-i Kavm-i Lor” adlı bölümde şu şekilde rivayet edilmektedir:
“Bir başka zümrenin de itikadı şöyledir: Dahhak zamanında, her gün iki şahsı öldürüp, beyinlerini omuzlarına çökmüş ağrıları gidermek amacıyla yiyordu. Nihayet, mutfakçı iki neferden birini öldürüp diğerini serbest bıraktı. O cemaat bayırdan yerlerden nefret edip dağlara kaçtılar. Yavaş yavaş çoğaldılar; Kürtler ve Lorlar buradan türedi. Bu taifeye Lor ve Kürd adının konulmasının sebebi şudur: Matrud vilayetinde bir mevziiye Kürt derler, yine bu havalideki bir geçit yerinde bir köy bulunmaktadır, ona da Lor derler. Çünkü bu topluluğun eskiden bu bölgeden zuhur etmiş olmasında dolayı böyle isimlendirilmişlerdir” (s. 72)
“Karakoyunlar”adlı madde de şu şekilde ifade edilmektedir: “Bunlar Erciş havalisinde olup Baranî de derler” (s. 55)
Karakoyunluların kaynaklarda Baran ve Baranlu şeklinde karşımıza çıktıklarını biliyoruz.
Faruk Sümer, Karakoyunlular isimli eserinde baran sözcüğünün Mardin dolaylarında koç manasına geldiğini, bunun ise Karakoyunlularla mezar taşları yönünden ilişkilendirilebileceğini ifade etmiştir.[1] Ancak baran sözcüğü Farsça kökenli olup,yağmur manasına gelmektedir.
Rus araştırmacı Minorsky ise baran sözcüğünün bir oymak adı değil, bir yer adı olduğunu iddia etmiştir. Yine İlhanlı, Celâyirli ve Eretna Beyliklerinin paralarının basıldığı yer “Baran”, bir mevki olarak belirtilmiştir. Bununla birlikte Doğu Anadolu Bölgesi’nde Baran isimli birçok köy ve yerleşim yerinin bulunduğu ortaya çıkmıştır.[2]
Sonuç olarak 1599-1605 yılları arasında yazıldığı düşünülen Kızılbaşlar Tarihi adlı bu eserde Karakoyunlar oymağı için “Baranî” ifadesinin kullanılması onun salt bir yer ismiyle sınırlandırılamayacağını, İran coğrafyasında da bir oymak ismi ile anıldığını açıkça ifade eder.
Bu eserde, aşiret ve oymakların isimlerinin yanında İran sahasından geniş bir şekilde bahsedilmiştir. Şehir ve bölge isimlerine değinilmesi toponomi ilmi açısından mühim bir yer teşkil etmektedir. Saha üzerinde aşiret ve oymakların hâkimiyetinin yanı sıra bu yerlerin siyasî, iktisadî, idarî birçok yapısını gözler önüne sermektedir. Anlatımların arasında dörtlüklere ve mısralara yer verilmesi eseri edebî açıdan zenginleştirmektedir.
Pir Budak’ın, Şiraz’da yaşanan bir isyan sonucu Bağdat’a gönderilmesinin ardından, özellikle göçebe Kaşkay Türklerinin bugün hâlen yaşadığı “Şiraz” bölgesi için şu mısralar edebî bir üslup ile anlatılmaktadır:
“شراز ز حقیقی كل م د ل یا بد”
(Hakikî, gönlünün muradını Şiraz’da buldu.)
Eserin çevirisi gayet iyi yapılmıştır. Okuru zorlayacak, yoracak cinsten bir ifadeye rastlanmamıştır. Eser, açık ve sade bir dille kaleme alınmıştır. Ayrıca Kızılbaş Türkmen askerlerini tasvir eden bir kapak kullanılmıştır. Ek olarak verilen kısımda İskender Bey Türkmen’in Tarih-i Âlem-ârâ-yı Abbasî, Mirza Muhammed Tahir Vahid-i Kazvinî’nin Tarih-i Cihan-ârâ-yı Abbasî ve Oruç Bey Bayat’ın İlişkiler adlı eserleriyle bölgelere (saha) ve bölgeleri idare eden emirlere yer verilmiştir. Böylece araştırmacılar için bir kolaylık sağlanmasının yanında eserin zenginleşmesi de mümkün kılınmıştır.
İran ve İran tarihi, incelenmesi gereken bakir bir alan olup, Türk kültür havzasının en yoğun olduğu coğrafyalardandır. Bu coğrafya üzerinde yaşayan Türklerin tarih ve kültürünün bir disiplin içerisinde incelenmesi ve ilim camiasına sunulması son derece önemlidir. Batılı araştırmacıların, bu coğrafyadaki Türklerin tarihi ve kültürü üzerine yaptığı araştırmaları iyi tetkik ve tahlil etmek mühimdir.
Tercüme ve Notlar: Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınları, İstanbul, 2015, 134 sayfa, ISBN: 978-605-5200-67-1
Yazar: Ahmet ŞAHİN
[1] Faruk Sümer, Karakoyunlular (Başlangıçtan Cihan-Şah’a Kadar), Türk Tarih Kurumu Yayınları, C.1, Ankara 1967, s. 16-17.
[2] Faruk Sümer, Karakoyunlular (Başlangıçtan Cihan-Şah’a Kadar), Türk Tarih Kurumu Yayınları, C.1, Ankara 1967, s. 16-17.

