Abdurreşid İbrahim – Alem-i İslam

“Âlem-i İslam” kitabı, diğerkâm ve hamiyetperver öğretmen Oğuzhan Saygılı’nın ilk hareketi verdiği ve kendisi gibi memleket sevdalısı genç insanlarla yürüttüğü “Kitap Şuuru” isimli gayretli bir ekip tarafından temin edilip, tarafıma ulaştırılmıştır. Gaziantep’te kendilerini yetiştirmeye ve memlekete ümit ve ışık olmaya çalışan bu genç kadronun desteklenmesi, hatırda tutulması ve bu gibi serdengeçtilerin artması dileğiyle çalışmamı takdim ediyorum.

Bu kitabı üç kelime ile özetle deseler; “merak”, “gayret” ve “hareket” derdim. Okuyunca başım döndü. Nasıldan çok “niçin”i merak eden bir insan var karşımızda: Abdurreşid İbrahim.

Bir kitap değerlendirmesi yaptığımda önce yazar hakkında, çok değil bir iki kelam eder, müteakiben teknik olarak kitabın hazırlanışını ele alır, nihayetinde de muhtevaya yönelik olumlu ve olumsuz görüşlerimi arz eder ve üç dört sayfa ile bu değerlendirmeye son veririm. Bu sefer farklı olacağını hissediyorum. Bunun sebebi de karşımda çok değişik, karmaşık ve ilginç bir kişilik ile çok maksatlı ve çok kapsamlı bir kitap olması…

Bismillah diyerek önce yazardan başlayayım. Abdurreşid İbrahim, normal bir hayat süren bir insanın anlaması ve anlamlandırması çok zor olması muhtemel, hayatımda rastladığım en değişik insanlardan biri.

Abdurreşid Bey, Buhara’dan Sibirya’ya göçen Özbek asıllı bir ailenin çocuğudur. Medrese eğitimi alır, ilk gençlik yıllarında ana ve babasını kaybeder. Hem çalışır hem okur. İlk gençliğinden itibaren hep müteharriktir. Hem yerinde duramaz hem de her seviyeden herkesle çekinmeden irtibat kurar. Bu aslında hayatını devam ettirebilmesi için bürünmek zorunda olduğu bir hâldir. Ekmek için, iş için, okumak için zengin-fakir, okumuş-okumamış, köylü-kentli herkesle hep bir irtibat halindedir. Bu zorluklardan kaynaklanan durum ileride kendisine bir hâl olarak yapışır. Bu sayede hem çok fırsat elde eder hem de başı bazen belaya girer. İlk gençlik yıllarındaki seyahatlerinden birinde Kazan’da tutuklanır ve hapse atılır. Bir yıl hapis yatar. Sonraki döneminde zengin birinin yanında çalışır. Sonra imamlık yapar. Öğretmenlik yapar. Zengin birinin yanında önce İstanbul’a (1897) sonra Hicaz’a gider. Eğitim için beş yıl Medine’de kalır. İstanbul’a döndüğünde meşhur gazeteci ve eğitimcilerle görüşür. Sonra memleketi Tara’ya döner, evlenir, üç çocuğu olur, medrese hocalığı yapar. Tekrar İstanbul’a döner. Maarif Nazırı ile görüşür. Burada bir hususa dikkat çekmek isterim ki, Abdurreşid İbrahim İstanbul’da da, Medine’de de, Tokyo’da da veya nereye giderse gitsin en yüksek makamdan kişilerle irtibat kurmanın bir yolunu mutlaka bulur ki bu durum (kendi halinde okuyan, yazan, gezen, girişken bir insanın bakanlarla, başka büyük makam sahipleri ile irtibatı ifade edildiği kadar kolay olabilir mi?) tarafımdan tam anlaşılamamıştır. İstanbul’da “Umran” gazetesinde Rusya Müslümanlarının istikbaline dair makaleler serisi yazar. 1885’te tekrar Medine’ye ve oradan memleketine döner. Büyük Türkçü İsmail Gaspıralı ile iş birliği içinde medreselerde yeni eğitim metotları dener. Gaspıralı ve Abdurreşid İbrahim ile arkadaşlarına bu tavırları nedeni ile “CEDİDCİLER” de denir. Din anlayışında ve eğitiminde muhteva değişikliğinden yanadırlar. Kendilerince mevcut köhnemiş yapı Müslümanlarda yozlaşmaya sebep olmaktadır. Bu anlayıştan hareketle “İttihad-ı İslam” fikrine yakındır ve Cemaleddin Afgani’nin fikirlerine değer vermektedir.

Abdurreşid İbrahim ve değer verdiklerinin İslam dünyasının birliği ve yapılan hataların düzeltilmesine yönelik çabaları masum olarak algılanabilir ancak akla gelen iki soru özellikle Cemaleddin Afgani ekolü hakkındaki mevcut şüpheleri haklı çıkaracak niteliktedir. Afgani’nin hayatı incelendiğinde üç husus ön plana çıkmaktadır. Birincisi kendisi büyük mezhep imamlarını kendilerine tabi olacak alimler olarak görmemektedir. İkincisi, Afgani Hindistan’da İngiliz karşıtı, İngiltere’de onlarla iş birliği taraftarı, İstanbul’da önce halife ile iş birliği içinde, sonra ona karşı ve Mısır’da, İran’da farklı bir görüntü çizmektedir. Onun Şii mi, Sünni mi, mezhepler dışı mı, Batıcı mı olduğunu net olarak anlayamazsınız. Aslında en önemli nokta ki hem Abdurreşid İbrahim ve hem de Cemaleddin Afgani için geçerlidir bu; Müslümanların birliği için uğraştığını iddia eden kişilerin o dönemde Müslümanların birliğini temsil eden hilafet ile mücadele etmelerini ve onlarla iş birliği yapmalarını anlamak mümkün değildir. Bu zaviyeden bakınca Abdurreşid ve kendisini takip ettiği Afgani’nin “İttihad-ı İslam” gayretleri soru işaretlerine muhatap olmaktadır.

Abdurreşid İbrahim İstanbul ile irtibatını kesmeden Rusya’da gayretlerini sürdürdü. 1891’de Rusya Orenburg’da Kadı tayin edildi. Bütün hayatında yaptığı gibi okullar açtı. Dersler verdi. Yetimler için dernekler kurdu. Rus İçişleri ve Maarif bakanları ile görüştü, Müslümanların sorunlarını çözmeye çalıştı. Yüzyılın başında Petersburg’da “Mir’at” isimli dergi çıkardı. 1897-1900 arasında Avrupa, Asya, Afrika, Ortadoğu’da Japonya dahil birçok ülke gezip tekrar Tara’ya döndü. 1902-03 yıllarında tekrar Japonya’ya gitti. Orada İslamın din olarak kabul edilmesi için uğraştı. Bu iki Japonya ve diğer ülkeler ziyareti hakkında yazılı eseri henüz tespit edilememiştir. 1933-1944 yılları arasındaki Japonya hayatı hakkında da yazılı bir eseri tespit edilememiştir. 1907-1910 yılları arasındaki Asya, Arabistan, Japonya seyahati hakkındaki iki ciltlik teferruatlı seyahat kitabını görünce, böyle bir insanın diğer seyahatlerinde bir şeyler yazmamış olması gariptir.

Abdurreşid İbrahim, Sultan Abdülhamid’e muhalif cephe içinde yer almıştır. Bu çerçevede Mehmet Akif ile de sıkı dostluk kurmuştur. 1904’te İstanbul’a gelişinde Rusya’daki muhalif faaliyetleri nedeniyle tutuklanmış, Ruslara teslim edilmiş ve Odessa’da bir yıl hapis yatmıştır. İlginçtir, Rusya’da bir yıl hapis yatan bu insan serbest bırakılınca Petersburg’a yerleşip orada matbaa kurmuş ve Müslümanları uyandırmak için “Ülfet” isimli bir dergi çıkarmıştır.

Seyyahımız 1907’de üç yıl sürecek yolculuğuna Rusya’dan başlamış, Moğolistan, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Arabistan’a gitmiş ve nihayet İstanbul’a gelmiştir. İşte bu kitap bu seyahate dair hatıraları ihtiva etmektedir. 1911’de Libya cephesinde İtalyanlara karşı savaşa katılmıştır. 1912’de Osmanlı vatandaşlığına kabul edilmiştir. Asya ülkelerindeki dostlarına mektup yazarak onları cihada davet etmiştir. 1916’da “Asya Taburu” isimli bir ekiple Irak cephesinde İngilizlere karşı savaşmış, Büyük Savaştan sonra Rusya’daki Müslümanlar için yardım istemek üzere ABD Başkanı Wilson’a mektup yazmıştır. Yine savaştan sonra Berlin’e gelip oraya yerleşmiştir. Daha sonra “Teşkilat-ı Mahsusa”da görev almıştır. 1918’de Rusya’da beş yıllık bir geziye çıkar. Lenin ve Stalin ile irtibat kurduğu kaydedilmekte ayrıntıya veya bir delile yer verilmemektedir. 1923’te Bolşeviklerin varlığından rahatsız olması nedeniyle Türkiye’ye döner ve Konya Cihanbeyli Böğürdelik köyüne yerleşir. Burada mukim iken de birçok ziyaretler yapar. Birçok şey yazar. 1933’te tıpkı daha önce defalarca yaptığı gibi ailesini bırakıp Japonya’ya gider ve vefat ettiği 1944’e kadar orada yaşar. Japonya’da İslamiyeti yaymaya çalışmıştır. Tokyo camiinin açılmasını sağlayan Abdurreşid İbrahim, İslamiyetin Japon devleti tarafından resmi din olarak tanınmasını da temin etmiştir.

Bir okuyucu olarak 1933’te neden Türkiye’yi terk edip Japonya’ya yerleştiğini merak etmiştim. Evet, karşımda bir kalıba sığamayan bir karakter bulunmakla birlikte bir başka sebep daha olmalıydı. Bu konudaki merakımı Konyalı münevver büyüğüm Mustafa Kabakcı Bey giderdiler. Kendisi benimle özel arşivindeki bir belgeyi paylaştılar. Bundan da anlaşıldı ki ne Çarlık Rusyası’nda, ne Sovyet idaresinde, ne Osmanlı’da rahat durmayan ve takibat altında tutulan Abdurreşid İbrahim Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından da takip edilmiş ve hakkında rapor düzenlenmiş.

Konya Vilayeti Mülki Amiri tarafından 12 Eylül 1932’de imzalanan “gizli” rapora göre Abdurreşid İbrahim’in “…memleket rejimi aleyhine muzır faaliyetlerine devam ettiği takdirde Türk vatandaşlığından ıskat edileceği…” ifade edilmektedir. Aynı raporun ekinde Abdurreşid’in İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya yazdığı, kendisinin nasıl Türkiye Cumhuriyeti’ni desteklediğini belirtir mektup ile yine kendisinin kızına yazdığı mektup da yer almaktadır.

Abdurreşid İbrahim hakkında Konya, Tokyo ve Kazan’da üç sempozyum düzenlenmiş. Ali Merthan Dündar Beyefendi bazı akademisyenlerin Abdurreşid İbrahim’in Japonya hayatı, orada bıraktığı izler, onun eserleri, büyük harpteki esir yılları, İdil-Ural bölgesindeki gayretleri, Tatar toplumuna etkileri, Kızı, Çıkardığı mecmualar ve Asya Türklerinin Türkiye’ye göçleri konularındaki makaleleri bir araya toplayarak “Japonya Seyyahı Abdurreşid’in İzinde” isimli bir kitap yayımlamış. Bunun dışında Abdurreşid İbrahim hakkında yazılmış makalelere erişmek de mümkündür.

Esere dair yoruma girmeden önce kişi hakkındaki yorumdur ki; Abdurreşid İbrahim’i bir asır sonra yargılamak konumunda değilim. Bu kadar çok iş yapan ve bu kadar çok yer gezen ve kalıptan kalıba giren ve çıkan insanın hata yapacağı muhakkaktır. Ancak kendimle mukayese ettiğimde ne gençlik yıllarımda ne de ellilerimin son demindeki şu hayatımda hiç bu kadar risk alarak yaşadığımı hatırlamıyorum. En azından kendimi bilmeye çalışan bir insan olarak onun sadece bazılarınca ve bence yanlış yönleri konusunda hüküm vermemin gerekli olmadığını değerlendiriyorum. Yoksa her insan gibi onun da birçok hataları olduğu bir vakıadır vesselam.

Bu ilginç şahsiyete dair çok uzun bir tanıtma ve girişten sonra kitabın değerlendirmesine başlayalım.

Abdurreşid İbrahim’in 1907-1910 yılları arasındaki seyahatlerini havi eser daha önce 1987 yılında Mehmet Paksu tarafından sadeleştirilip basılmış, beklenen ilgiyi görmemiştir. 2003 yılında bu sefer Ertuğrul Özalp tarafından sadeleştirilmiştir. Tarafımızdan, İşaret Yayınları tarafından 2019 yılında yayımlanmış olan üçüncü baskı değerlendirilmiştir. Kitap her ne kadar altışar yüz sayfayı mütecaviz iki cilt halinde yayımlanmış olsa da,  aslında seyyah tarafından da iki cilt halinde yayımlanmış olup, seyyahın birinci cildi elimizdeki kitabın ikinci cildinin 221’inci sayfasında bitmektedir.

Seyyaha göre ilk ciltte Orta Asya, Rusya, Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore ve Çin seyahatleri ele alınmaktadır. İkinci ciltte ise Singapur, Hindistan, Mekke, Medine, Beyrut ve Şam hatıralarına yer verilmektedir.

Eserin baş tarafında seyahat edilen güzergaha dair bir işaretli harita ile, her bölümde ilgili yerlerle ilgili haritaların yerleştirilmesinin, kitabın anlaşılırlığını artırabileceği değerlendirilmektedir.

Dipnotlar yeterince kullanılmıştır. Hatta bazı durumlarda gereğinden fazla bile dipnotlara yer verildiği olmuş. Eseri sadeleştiren Ertuğrul Özalp’in bazı yerlerde yorumlar yapması veya hükümler vermesi eserin anlamı dışında bir gayret olarak göze çarpmaktadır. Seyyahın, seyahat etmesi ile ilgili olarak arada bir kullandığı Kur’an-ı Kerim ayetlerinin Müslümanlara değil, müşriklere bir emir olduğu konusunda Ertuğrul Bey’in ısrarlı hüküm içeren dipnot açıklamalarının uygun düşmediği ifade edilmelidir. Bu bir fıkıh kitabı olmadığı gibi, âlimlerin aksi yönde görüşleri daha yaygındır.

Kitapta kullanılan fotoğrafların bazısı mükerrer olduğu gibi, bazılarının ne olduğu tam seçilememektedir. Fotoğrafların başka tür kağıtla basılması düşünülebilir. Ancak bunun baskı masrafını artıracağı da tarafımızdan bilinmektedir.

Eser aslında bir seyahatname olmakla birlikte, bir diğer yönü ile hatırat ve otobiyografi sayılabilir. Karşımızda modern anlamıyla tam bir sivil toplum örgütçüsü bir insan mevcut. Eğitimden yayın hayatına birçok konuya el atmaktadır. Amacı uğrunda hiçbir şey düşünmeden her yere gitmektedir. Kim ile gerekli ise görüşmenin muhakkak bir yolunu bulmaktadır. Seyyahımızın tam bir teşkilatçı olduğu görülmektedir.

Kitapta birçok yerde muhavereler gereksiz uzatılmış. Aslında bir hatıra kitabı olan bu seyahatnamede sohbetlerin bu kadar uzun tutulması ve bu kadar net hatırlanması da pek akla yakın gelmemektedir.

Eser, seyyahımızın merakları ile örgüleniyor denilebilir. Kimi görürse onunla sohbet etmektedir. İşçi, patron, çiftçi, öğrenci, yaşlı, genç, zengin, fakir, makam sahibi, miskin, erkek, kadın, aklınıza kim gelirse… Ve onlarla her şeyi konuşmaktadır: İslam, Budizm, eğitim, tarım, ticaret, ahlak, toplum, demografi, iyilik, ev hayatı, coğrafya, sanat, kültür, aklınıza ne gelirse…

Abdurreşid İbrahim’de müthiş bir gözlem kabiliyeti olduğu göze çarpmaktadır. Milletlerin özelliklerini, alışkanlıklarını, geleneklerini, toplum yapılarını, ticaretlerini, eğitimlerini, ibadetlerini, şehir ve köy yaşantılarını, intizamlarını, temizliklerini, müzelerini, taşımacılıklarını, inançlarını her şeylerini gözleyip, değerlendirip mukayese etmektedir. 

Yaya gezmeye özel önem vermektedir. Bu şekilde daha çok temas sağlayacağına ve daha çok şey görüp öğreneceğine inandığı için bu yöntemi seçmektedir. Her yerde uyuyabilmektedir. Parkta, camide, gösterilen bir yerde… Bunu hiç sorun etmemektedir. Açlık, parasızlık hiç sıkıntı vermemektedir.

Gittiği her yerde eğitim ve basın-yayın faaliyetlerine özel önem vermemektedir. Devletlerin ve şehirlerin birçok konudaki İstatistiklerine rahatça ulaşmaktadır. Devletlerin eğitim ve basın-yayının etkili ve yetkili insanları ile görüşmektedir.

Çin’de, Rusya’da, Japonya’da, Hindistan’da her nerede ise sosyal sınıfları, birbirleri ile irtibatlarını ve hayat biçimlerini sormakta, soruşturmaktadır. 20’nci yüzyılın başlarındaki ulaşım ve iletişim şartları dikkate alındığında seyyahımızın toplumlara ve coğrafyalara dair yazdıkları büyük önemi haizdir.

Japon Prensi ile birçok defa görüşebilmiştir. Dernek, okul ve meclislerin resmi toplantılarında konuşmalar yapabilmiştir. Hapishaneleri, hastaneleri, üniversiteleri ziyaret etmiştir. Eğitim Bakanları ile Meclis Başkanları ile görüşebilmiştir. Ve bu tarz görüşmeleri sadece Japonya’da değil, nereye giderse orada yapabilen bir şahsiyettir. Tek başına hareket eden bir insanın bu kadar farklı makamlara ulaşabilmesi dikkat çekmektedir.

Seyahatnameyi okuyunca seyyahımızın en çok dikkat çeken hususiyetlerinden birinin cebinde her zaman bir not defteri taşıması ve aklına takılan, ilgisini çeken hususları bu deftere raptetmesidir. Mesela seyahat ettiği iki şehir arasındaki mesafeyi, rüyasında ne gördüğünü, ziyaret edeceği Budist lidere soracağı soruyu, misafir olduğu Müslüman evinin sakinlerinin isimlerini, Türkiye’de meşrutiyetin ilanını, Japonya’daki mektep çağındaki çocukların sayısını hep kaydetmiş.

Abdurreşid İbrahim 1907-1910 yıllarını kapsayan bu eserinin, her ne kadar Rusya, Çin, Hindistan ve başka yerler de yer almasına rağmen, merkezine Japonya’yı almış. Japonya’ya bundan önce iki defa ve bundan sonra da on bir yıllık bir süreyi kapsayan son bir seyahati var olmasına rağmen onlar ile ilgili eser bulunmamaktadır. Ancak böylesine dinamik ve velûd bir insanın hayatının sadece üç yıllık bir bölümünü yazıya dökmüş olması pek gerçekçi görünmemektedir. Umulur ki Abdurreşid İbrahim’in hayatının başka dönemlerine dair eserler de ortaya çıkar. Böylelikle, subjektif de olsa, döneme ve o dönemdeki toplumlara dair değişik bilgiler elde etmek mümkün olacaktır.

Yazarın kaleme aldıklarından milletler hakkındaki ön yargılarına dair fikir sahibi de olunmaktadır. Mesela zulmünden çok çektikleri Rusya hakkında yazdıkları genellikle kötü şeyler, Çin ile ilgili yazdıkları ise nispeten daha iyi. Coğrafi olarak uzaklaştıkça yazdıkları daha iyi şeyler olmaktadır. Mesela Japonlar hakkında yazdıklarına dikkat ettiğinizde, “Japonlar ne yapsa, gözüne hoş görünmüş” yorumunu yapabilmektesiniz.

Tarihin bir dönemine dair bir kitap okumanın faydalarından biri de o dönemde insanlar bölgeleri nasıl adlandırıyorlarmış, bölgeler nasıl oluşuyormuş, bugünden farklı alışkanlıklar, yaşam biçimleri ve tarihin spesifik bir dönemine dair bilgiler elde edilmektedir. Abdurreşid İbrahim’in “Âlem-i İslam”ında da Sibirya steplerinden Çin’e, Japonya’dan Moğolistan’a, Hindistan’dan Endonezya’ya birçok yerin mahalli idaresi, yönetim biçimleri, halkları hakkında geniş kapsamlı görgüye, bilgiye, yoruma, hikayeye, tevatüre ve efsaneye yer verilmiştir.

Sonuç olarak; sayısını unuttuğum seyahatname ve hatırat okumuş olan bir okur olarak rahatlıkla ifade edebilirim ki, Abdurreşid İbrahim’in “Âlem-i İslam”ını okumamak bir büyük eksiklik olacaktır. Bu kanaat, yazarın yazdıklarının hepsini kabul ettiğim veya savunduğum için meydana gelmiş bir kanaat değildir. Aksine, birçok konuda kafamda soru işareti oluştuğu, tarihi gerçeklik ve fikri farklılık ve şüpheler kafamda oluştuğu için bu görüşü ifade ediyorum. İnsan Abdurreşid İbrahim’in eserini okuyunca aynı anda şunların hepsini birden düşünüyor: Bu nasıl bir dinamizmdir? Bu ne bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjidir? Bu nasıl bir meraktır? O devirde parasız pulsuz, ev bark, ekmek aş düşünmeden yollara düşmek nasıl bir şeydir ve hangi saiklerle bir insan böyle yaşar? Biz nasıl yaşıyoruz ve nasıl yaşamalıyız? Ayrıca ülkeler hakkındaki tespitleri doğru mudur? Din ve o dönemin siyasi hadiseleri hakkında yazdıkları doğru mudur? Anlayacağınız, bu iki cilt kitabı okumak insanı birçok konuda birçok kitap okumaya teşvik etmektedir. Merak etmek ve araştırmak da iyi bir şeydir vesselam.

Abdurreşid İbrahim

Sadeleştiren ve Notlandıran: Ertuğrul Özalp

İstanbul, İşaret Yayınları: 96, 2019, 1287 sayfa, ISBN: 978-975-350-135-4 (Cilt 1), ISBN: 978-975-350-136-1 (Cilt 2)

Yazar: Fatih ERBAŞ

5 1 oy
İçeriği Değerlendir