Türk milletinin tarihi, zaman tünelindeki uzun bir tüneldir.

Tünel boyu ışıklar bazen kesilse de ekseriyetle bu ışık Türk milletinin milli mefkuresinin devamlılığı, sürekliliği ve çeşitliliğiyle devam etmiştir.

Türklerin genelde itham edildiği “Savaştılar ve düşünmediler” düşüncesi son zamanlarda yapılan ilmî çalışmalarla beraber artık itibar kazanmamakla beraber bu fikriyat her geçen gün giderek erimektedir. Türk düşünce hayatında pek çok isim milletin yolunu aydınlatmış, ona aklî/zihnî önderlik etmiş ve basit kopyala-yapıştır fikir hareketliliğinden ziyade yenilikçi ve ciddi atılımlar gerçekleşmiştir. O fikir hareketlerinden birini başlatan isim ise merhum Dündar Taşer idi.

Dündar Taşer, 1925 yılında Gaziantep’te dünyaya gelmiştir. Türk milliyetçileri için kritik bir yıl olan 1944 yılında Kara Harp Okulundan mezun olmuştur. 27 Mayıs 1960 Hareketi’ne iştirak etmiş ve 13 Kasım 1960 yılında Alparslan Türkeş ile birlikte 14’lülerden biri olarak yurt dışında vazifelendirilmiştir. MHP’nin temellerinde CKMP’de yer almış ve vefatına kadar Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. Dündar Taşer, 14 Haziran 1972 tarihinde müessif bir kaza neticesi rahmetli olurken, geride büyük bir Türkiye ideali ve geçmişinden güç alarak geleceğe yürüyen bir medeniyet fikriyatı bırakmıştır.

Dündar Taşer de kendine has fikirleriyle, köklü bir devlet geleneğine inanıyordu. O inandığı gelenek Osmanlı devlet geleneği idi…

Rahmetli Ziya Nur Aksun’un kaleminden çıkan bu eserde Dündar Taşer ile ilgili anıları, anekdotları ve hayatından parçaları sıkılmadan büyük bir keyifle okuyacaksınız ve “fenâ fi’d-devle ve’l-mille” ifadesinin suretine sirayet edişini satır aralarından çıkaracaksınız.

Kitap içerisinde 1972 yılında rahmetli olan Türkmen Ağası Dündar Taşer’in fikriyatının ve hissiyatının derinliğini göreceksiniz. İyi bakın!

Bu derinlik, tarihin derinliğidir. Bu derinlik, bu milletin mukaddesatıdır. Bu derinlik, ciddi ama kızgın olmayan, kudretli ama kibirli olmayan bir medeniyetin çocuklarının düşünce dünyasının iz düşümüdür.

Nasıl olur bu? Günümüzde sert olmak ve asabi olmak ciddiyet ile özetlenmez mi? Osmanlı padişahları astığı astık, kestiği kestik değiller mi? İşte yıllarca geçmişine düşman olan, kendi milletini düşünmeyen ve dünyevi haz ve zevkin kollarına kendini veren zihni esir, kalbi fakir bir toplum oluşumuna Dündar Taşer çok sert karşı çıkmıştır. Kitapta sadece maddi gücün olmayacağını, maneviyatın bunu her anlamda pekiştirmesi gerektiğini bununla beraber Türk milletinin asırlarca büyük bir titizlikle kurmuş olduğu “madde-mana” dengesini apaçık bir şekilde idrak edeceksiniz.

Bununla beraber Dündar Taşer, Anadolu halkına inandığını pek çok defa ifade etmiştir.  O ortaya çıkan sorunlarda, sıkıntılarda ve gününün vebası olan konulara karşı itidalli yaklaşmıştır.

Dündar Taşer devrinde tartışılan meselelerin bugün hala mesele ediliyor olması fikir hayatımızın ne durumda olduğunu görmemiz açısından önemlidir.

Dündar Taşer’in, Osmanlı devlet anlayışı sistematiği içerisinde kardeş katli meselesini işin duygu boyutunu katarak incelemesi bugünün insanına fikir vermesi bakımından önemlidir. Burada dikkat edilmesi gerekilen bir diğer nokta romantik/hamasi bir çizgide değil “gerçek olan, doğru olan” bir fikriyatın hissiyatını yansıtmasıdır. Osmanlılardaki kardeş katli meselesi ile ilgili, Türk devletlerinde parçalanmaların, bölünmelerin altını çizmiş, bu ve bunun gibi konuların devletin gelişim sürecine engel olduğunu vurgulamıştır. Kanuni Sultan Süleyman Han’dan bahsederken, “Kanuni, meşruiyete yani kanunlara uygun davranmaya son derece önem veren, devlet ve millet endişesini her türlü insani zaafın üzerinde tutan, halkı, memleket içi karışıklığa düşmesin diye kendini dertlendiren bir hükümdar olarak görünüyor. Hatta babasının tahtı ele geçirişini dahi, devlet düzenini bozduğu için doğru görmemiş, bu hususu Yavuz’un sohbet arkadaşı Hasan Can’dan sormuştur. Onun için, devlet düzenine ve kanunlara bağlılık endişesi, her türlü duygunun, duygusal eğilimin, hatta baba şefkatinin üzerinde bir yer işgal etmiş görünüyor. Hürrem Sultan’ın etkisi filan, fasa fiso sebeplerdendir.” (s.77)

Bu satırlarda aynı zamanda “Kadınlar Saltanatı”[1] iddialarının kabul edilmediği, devletin duygusallıkla idare edilemeyeceği gibi birtakım anekdotların da ortaya çıkması Dündar Taşer’in zihin perspektifindeki ince noktaları da göstermesi bakımından kıymetlidir.

Eser rahmetli Ziya Nur Aksun’un eseri; aynı duygu ve düşüncelere sahip iki imanlı ve ihtisaslı ismin fikrî beraberliğinin taçlanmasıdır. Eser Dündar Taşer üzerine kurulu olsa bile Ziya Nur Aksun’u tanımakta fayda vardır.

Kitabın ilk bölümlerinde Ziya Nur Aksun, Türkmen Ağası hakkında şöyle der; “İki sene süren bir ayrılıktan sonra memleketine dönerek, asıl milli ve kutsal mücadelesine başlamış; zihniyetinin yüksekliği, fikirlerinin genişliği, zekasının keskinliği, muhakemesinin sağlamlığı, çelik kadar sağlam karakteri, fakat gül yaprağından daha nazik tabiatı ve alçak gönüllülüğü ile milliyetçi ve muhafazakar zümrelerin ufkunda, gittikçe büyüyen bir ziya (ışık) kütlesi hüviyetini kazanmıştır.” (s.9)

Dündar Taşer’in ortaya attığı fikirler ve etrafındaki insanlarla yaşadığı diyaloglar memleketimizin geçen asrın başlarındaki bir panoramasını çizmesi açısından da kıymetlidir.

“Gaziantep ve Civarındaki Gözlemleri” bölümünde, yaşadığı şaşkınlığı şu şekilde ifade etmiştir: “Şaştım. Anlayışın, akıl erdirişin büyüklüğünü anladım. Yani, ordu ile devleti bir tutuyor; kuvvet olarak ordu olmasa, diğerleri de yok diyordu. Halktaki bu büyük anlayış, çok dikkat çekici.” (s.68)

Kısa ve etkili olan bu eserden çıkarılacak o kadar çok hikmet var ki!

Bu ortaya çıkan hikmetleri günümüz koşullarında temel umdelerden taviz vermeyecek şekilde hayatımıza nasıl uyarlayabileceğimizi aslında Dündar Taşer, bize geçen asrın ortalarından seslenerek söylüyor.

Yine kardeş katli meselesinde; Fatih’in kanunlaştırdığı kardeş katlinin devletin gelişmesine ve büyümesine olumlu yönde katkı yaptığını, böylece devletin daha uzun ömürlü olduğunu dile getirmiştir. Bu defa yine yukarıdaki satırlarda Aksun’un  ifade ettiği “gül yaprağından daha nazik tabiatı” vurgusu kardeş katli meselesinde de kendini göstermiştir. Onuncu Osmanlı sultanı, Batılıların “Muhteşem”, Doğuluların “Kanuni” dedikleri I. Süleyman Han’ın[2] oğluna yazdığı şiirdeki “Bi- günahım dime bari tövbe kıl canım oğul (Günahsızım deme, bari tövbe et, canım oğul)” demesi I. Süleyman’ın şefkatini ve nizamı devam ettirme arzusunu göstermez mi?

İşte, bu satırları okudukça Ziya Nur Aksun Bey’e teşekkür edecek, Dündar Taşer Bey’i çok daha iyi anlayacak ve Osmanlı devlet geleneğinin kudreti ve azameti karşısında saygı duyacaksınız.

Türk-İslam siyasi felsefesinde asker-düşünür (ya da kılıç ehli-mütefekkir) geleneğinin devamının Cumhuriyet dönemindeki güzel örneğini siz de hissedeceksiniz.

Bugün kitaptaki meselelerin çoğu hala tartışılmaktadır. Gelişen ve küçük bir köy haline gelen dünyamızda Amerikalı ile Japon akşam görüntülü sohbet etmekte, bir Türk ile bir Rus tarihlerindeki büyük kahramanları (ya da hezimetleri, mağlubiyetleri) Alman ülkesinde konuşabilmektedir.

Küresel sistem büyümekte ve evren bize küçük gibi görünse bile vatanımızın sınırlarını 780 bin m2ye sıkıştıranlar için Dündar Taşer’in “Büyük Türkiye”sini anlamak bir sağırın kulağına konuşmak gibi olacaktır.

Ziya Nur Aksun, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1974, ISBN: 9789754377682

Yazar: Necdet CURA


[1] Osmanlı Devleti’nde Kanuni Sultan Süleyman Han’ın eşi Hürrem Sultan ile başladığı, II. Selim Han’ın devrinde Nurbanu Sultan, III. Murat Han’ın devrinde Safiye Sultan ile devam ettiği I. Ahmet Han devrinde Kösem Mahpeyker Sultan ve nihayet IV. Mehmet Han’ın annesi Hatice Turhan Sultan ile Köprülüler iktidarında bittiği söylenilen bu dönemde kadınların merkezî otoritenin bir parçası olduğu, devlet siyasetinde daha aktif rol aldıkları iddia edilmektedir. Bu dönemi isimlendiren popüler tarihçi, Ahmet Refik Altınay’dır.

[2] Osmanlı Devleti’nin en parlak zamanları yaşadığı dönem Kanuni Sultan Süleyman Han dönemidir. 46 yıllık saltanatında devlet her açıdan kudretinin zirvesinde olacaktır.

5 1 oy
İçeriği Değerlendir