Ömür Kızıl – Türkistan’dan Anadolu’ya Setleri Parçalamak

Kitabın adı son derecede manidar. Daha kitabın kapağını açmadan insanı etkisi altına alıyor. Etkisi altına aldıktan sonra da insanın aklında kuvvetli bir izlenim oluşturuyor. Birazcık tarih bilgisi olan okuyucuların aklından Asya’dan Anadolu’ya nasıl geldiğimiz adeta bir film şeridi gibi geçmiştir, eminim. Eser 227 sayfa olup, altı bölümden oluşmaktadır. Bölümler birbiri ile bağlantılı olmasa da her biri kendi içerisinde bir bütünlüğe sahiptir. Her bölüm kendine has bir bilgi sunuyor okuyucuya. Yazar bu eseri kaleme alırken tarih ilminden faydalanmıştır. Bununla birlikte, tarihin yanında birçok ilimden de destek almıştır.

Birçoğumuz okullarda bize verilen eğitim doğrultusunda Türkistan’dan yeni yurda nasıl geldiğimizi ana hatlarıyla da olsa biliyoruz. Türk milleti olarak göçebe yaşam tarzına sahip olan bir milletiz. Bu kültür günümüzde de devam etmektedir. Tarihe yön veren ve Kavimler Göçü’nü başlatan bu büyük göç hareketinin sosyal, ekonomik, siyasal birçok sebebi var. Bu büyük göç hareketlerinin sonuçlarının başında kültür maddesi gelmektedir. Yazar eserin birinci bölümüne “Kopuş” adını vermiştir. Bu bölümde anayurttan göçün getirdiği coğrafi değişiklik sonucunda, kültürel alanda oluşan değişiklik konu edilmiştir. Kültürel değişiklik, kültürel bir kopuşu da beraberinde getirmiştir. Doğal kopuşun yanında bir de başka faktörlerin etkisi var. Bu faktörlere somut bir örnek verecek olursak bu muhakkak Rusya’nın Türkistan’da hâkimiyet kurabilmek için buradaki Türkler üzerinde asimile politikası uygulaması olurdu. Rusya her bir Türk topluluğuna farklı bir alfabe vermiş, farklı politikalar uygulamış, Türklük kimliğini kaldırmak için Kırgız, Kazak, Özbek gibi ayrı ayrı ırklar varmışçasına empoze etmiştir. Bu durum da burada yaşayan Türkler arasına nifak sokmuştur. Kırgızistan ve Özbekistan arasında yaşanan bazı çatışmalar günümüzde bile devam etmektedir. Başka bir mesele de Rusya ve İran desteği ile kurulan Ermeni Devleti’dir. Azerbaycan topraklarını işgal altına alarak kurulan devletçik, kardeş ülke ile aramızda kara bir yılan gibi durmaktadır. Bu devletçik sadece coğrafi bağı kesmekle kalmamakta, buradan sağlanacak kültür etkileşimini de engellemektedir.

İkinci bölümün adı “Orta Çağ’da Türk Devlet Adamlarının Eğitim Sistemi İçerisindeki Rolleri”dir. Bu bölüm muhakkak ki diğer bölümlere göre en önemli olanıdır. Yaklaşık 5000 yıllık Türk tarihi ve Türk devletleri aslında bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ulaşabildiğimiz en eski Türk devletinden günümüze gelene dek yaşanan tarih bir bütündür. Bu bütünlük siyasi, sosyal, kültürel anlamda ve kısmen yurt anlamındadır. Yukarıda değindiğimiz gibi Türk tarihi köklü bir geçmişe sahiptir. Bu köklü kültür mirası da nesilden nesile aktarılmıştır. Günümüzde birçok örf ve ananelerimiz atalarımızdan bize kalan birer hazinedir. Yazarın bu aktarılan hazine içerisinde vurguladığı nokta eğitimdir. Eğitim bir millet için şüphesiz ki en önemli unsurdur. Eğitim de diğer kültür unsurları gibi kendinden sonraki devlet için örnek teşkil etmiştir. Karahanlı Devleti’nde Ebu İshak İbrahim tarafından kurulan Karahanlı Medreselerini, Selçuklu Devleti’nde Nizamülmülk tarafından kurulan Nizamiye Medreselerini, Nizamiye Medreseleri de Osmanlı Devleti’nde Fatih Sultan Mehmed tarafından kurulan Sahn-ı Seman Medreselerini etkisi altına almıştır. Yukarıda ismini zikrettiğimiz devlet adamları eğitime çok önem vermiş, bilim adamlarını kendi devletinde himaye etmiş ve eğitime ordudan daha fazla ödenek ayırmıştır. Türk eğitim tarihinde önemli bir yeri olan medreseler hakkında bu bölümde detaylı bir bilgi verilmiştir. Medreselerin işleyiş şekli, eğitimi verilen dersler, eğitimciler, öğrenciler ve medrese görevlileri hakkında da detaylı bilgiler verilmiştir. Öyle ki medrese hocalarının ve öğrencilerinin aldığı ücretlerin miktarları bile yazılmıştır.

Üçüncü bölümün adı “Türk Milliyetçiliğinin Kökeni Meselesi”dir. Milliyetçilik, Türkler arasında Fransız İhtilali’nden sonraki dönemde yayılmamıştır. Türkler oldum olası milliyetçi bir toplum idi. Yazar bu konuyu eski Türk destanlarını örnek göstererek anlatmıştır. Bu destanlar bizim için önemli kaynaklardır. Tarih yazma geleneği başlamadan evvel sözlü destan geleneği başlamıştır. Bu yüzden destanlar ana kaynak görevi görürler. Örneğin; günümüzde de devam eden, Kırgız Türklerine ait Manas Destanı…

Dördüncü bölümün adı “Tarihten Bir Kültürel Dönüşüm Örneği: Mayhan Uul Kurganı”dır. Tarihe dair ana kaynaklar sadece kitaplardan oluşmaz. O döneme ait kitabe, kalıntı, mezar taşı veya kurganlar bize kendi devirleri için yol gösterici olurlar. Eski Türk kaynaklarından olan Orhun Kitabeleri bu kısımda detaylı bir şekilde incelenmiştir. Bunlar Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk tarafından dikilmiştir. Türk milletine öğütler vermektedir. Kurganlar yapıldıkları dönemin sosyal, siyasî, ekonomik, kültürel, askerî ve dinî yönlerini açıkça gözler önüne sermektedir. Bu bölümdeki diğer gizemli konuları okuyucunun merak ile keşfetmesine bırakıyoruz.

“Eğitim Düğümü” adlı bölümde yazar kendi bölümü olan Sosyal Bilimlerin öneminden ve eğitim sistemindeki yönünden bahseder. Sosyal Bilgiler denilince akla Tarih ve Coğrafya gelmektedir. Ama bu alan sadece bu iki bilimle sınırlandırılamaz. Sosyal Bilimlerin içinde Tarih, Coğrafya, Antropoloji, Arkeoloji, Ekonomi, Hukuk, Felsefe, Siyaset Bilimi, Psikoloji, Din ve Sosyoloji gibi bilimler de yer almaktadır. Sosyal Bilgiler dersi Türk milletinin çocuklarını bu saydığımız alanlarda bilgilendirerek yetişmesini sağlar. Diğer milletler nasıl çocuklarını tarihî farkındalık ve sosyal vicdan içerisinde yetiştiriyorsa, Türk milletinin çocukları da tarihî farkındalık, milli bilinç ve sosyal vicdan ile yetiştirilmelidir. İlk bölümde ele aldığımız “Kopuş”, bu bölümde de karşımıza çıkıyor. Ortaokul çağındaki birçok çocuk Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında yaşayan Türklerden bihaberler. Bunun için Türkistan’a kadar da gitmeye gerek yok. Yanı başımızda Kerkük’te, Musul’da, Kıbrıs’ta ya da Batı Trakya’da yaşayan Türklerden de bihaberler. Bu tarihî ve kültürel kopuş önlenmelidir. Ve “Dilde, işte ve fikirde birlik.” ekolü benimsenmelidir.

Son bölümün adı “Kültürel Bir İşbirliği ve Etkinlik Örneği: Kurultay”dır. “Soğuk steplerin, göçebe savaşçıları; ellerinde yayları, sağdaklarında -burası ‘tirkeş’ veya ‘kurluk’ olmalıydı, yazarın burada bahsettiği ‘sağdak’ yay çantasına verilen addır- okları, bellerinde kılıçları, çizmelerinde kamaları ile altlarındaki fırtına grisi atlarıyla önümüzden geçseler şüphesiz hepimiz etkileniriz. Dev şaman davulları çalsa, göçebe çadırlarının arasında oynaşan taylar kesik kişnemeleriyle sessizliğin yırtımına ortak olsalar, gün batarken dev ateşler yakılsa, etrafında toplanan oba halkı dombra eşliğinde türküler söyleyip oyunlar oynasa, savaşçılar ok atma ve güreş gibi yarışmalar düzenleseler, belki o zaman binlerce yıllık Ötüken kurultayları canlanır zihnimizin derinliklerinde.”

Kurultaylar ya da toylar, birlik ve beraberliği simgeler. Turanî milletler toplanarak bu eski Türk kültürünü yeniden canlandırıyor. Yazarın eserde birçok kez bahsettiği kopuş olgusu artık giderilmeye başlandı. “1992 yılında Türk Cumhuriyetleri arasında başlayan zirveler sürecinin neticesinde; Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan ve Kırgızistan tarafından 2-3 Ekim 2009 tarihlerinde Nahçıvan’da düzenlenen 9. Zirve sırasında imzalanan Nahçıvan Anlaşması’yla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’nin kurulması” bu kopuşun giderildiğine dair en somut örneklerden bir tanesidir.

Orhun Kitabeleri’nde bize duyurulan öğütlerin izinden gitmek dileği ile…

Ömür KIZIL, Murat Kitapevi, 1.Baskı, 2013, 228 Sayfa, ISBN: 9786054676323

Yazar: Rabia Sümeyye KARAPINAR

0 0 kere oylandı
İçeriği Değerlendir