Orhan Pamuk – Veba Geceleri

Haritada Minger Adası’nı Aramak…

Orhan Pamuk’un hacimli eseri Veba Geceleri hakkında konuşmadan önce Pamuk ile ilgili önce şunları söylemem gerekiyor. Bütün romanlarını ve hatta roman dışı kitaplarının da büyük kısmını okumuş bir okuruyum. Üstelik Orhan Pamuk okumaya geç bir zamanda başladım, otuzlu yaşlarımdan sonra…

Kendisine getirilen eleştirilerin bir bölümüne katılmakla birlikte Pamuk’u hayli başarılı bir romancı olarak görüyorum. Nitekim işi bu zaten; yani romancılık! Bu nedenle işine odaklandığı zaman iyi bir romancı olduğu kanaatindeyim. Fakat muazzam bir ön yargı hatta düşmanlık var yazara karşı. Öyle ki bazı kitap sitelerinde kitabı okumadan, mesela 10 üzerinden 1 puan veriyorlar. Bu da puan ortalamasını düşürüyor. Bunlar romanın dışında konular tabii…

Veba Geceleri ile ilgili de bir iddia vardı. Pamuk’un Covid-19 salgınının popülaritesi üzerinden satış devşirmeye çalıştığı gibi bir iddia. Evet, burada bir salgın dönemini anlatıyor. Dolayısıyla bunun bile aslında PR çalışması olduğu, kitabı yazmak için meşhur Covid-19 salgınını beklediği şeklinde birtakım iddialar var. Ancak bunun gerçek olmadığını biz iyi biliyoruz. Çünkü böyle bir salgın hiç ortada yokken bile Orhan Pamuk’un, 2017 yılı gibi bu ana hikâye üzerinden, Akdeniz-Ege Denizi’ndeki bir adada Osmanlı’nın son dönemlerinde gerçekleşen bir veba salgınını konu alan bir roman yazdığını zaten biliyorduk. Fakat biraz da yazar şansı olduğu da bir gerçek bence. Pandemi süreci, romanı mutlaka daha popüler ve ilgi çekici hale getirdi.

Şöyle ki, romanı okurken zaman zaman şunu düşündüm. Bir salgın, karantina ve bunun etrafında gelişen hadiseler anlatıyor ya, şayet biz son bir yıl içerisinde, insanlık olarak hem ülkede hem dünyada böyle bir tecrübeyi yaşamamış olsaydık, bu duyguları bilmeseydik eğer, orada anlatılan çok şey bize pek de aşina gelmeyecekti, oysa şimdi çok tanıdık geldi.

O duyguları, o tedbirleri, davranış biçimlerini, politikacıları, uluslararası ilişkileri, salgın ekonomisini, insan hayatını nasıl değiştirdiğini, tepkileri, hayata bakışımızın ve kimliğimizin aslında karantinaya bakışımızı da doğrudan ilgilendirdiği gibi konuları artık çok yakından bildiğimiz için hayli ilgi çekici hale gelmiş diyebilirim.

Roman aslında o kadar başarılı ki, Orhan Pamuk bir muhayyel ada olan Minger Adası’nı yazmış ancak romanı okurken veya roman bittikten sonra haritayı açıp, o adayı arayıp bulasınız geliyor. Yani aslında var olmayan bir adayı bu kadar sahici kılmak bir ustalık işidir. Pamuk bunu romancılık yeteneğini sergileyerek kurgulamış ve sanki gerçekte varmış gibi anlatmış. Bu nedenle kitabın kapağındaki ada tasvirini kendisi çizmiş, arkada bir harita vermiş: adanın haritası…

Tekrar gibi olacak lakin gerçekten de roman bittikten sonra bir harita bulup Ege Denizi ile Akdeniz’in kesiştiği yerlerde, Girit-Rodos hattında Minger Adası diye bir yeri arayasınız geliyor. Çünkü çok gerçekçi, çok başarılı…

Romanın konusuna gelince… İpucu vermemek kaydıyla şunları söyleyebilirim. 1901 yılının ilkbaharında, Osmanlı’ya bağlı olan, Ege-Akdeniz hattında Türk ve Rumların yarı yarıya yaşadığı Minger Adası’nda bir veba salgını baş gösterince, devrin sultanı II. Abdülhamid oraya sağlıkçı görevliler gönderir. Tabii sonrasında hadiseler gelişir.

Pamuk, iyi bir anlatıcı olduğunu burada yine göstermiş. Tamamen kendi tarzıydı. Bir ara yine kendi ismi zikredilmişti mesela. Romanı anlattırdığı bir kişi vardı ve bu kez bir kadındı. Yani Orhan Pamuk ve tarzına uygun bir roman esas anlatıcısı vardı. Ağırlıklı olarak Sultan’ın yeğeni Pakize Sultan’ın yazdığı mektuplar üzerinden giden bir romandı. Anlatıcı kişi, tarihî süreçteki hadiseleri anlattıktan sonra son bölümde kendisi, tabiricaizse sazı eline alıyor ve sanki gerçek bir kişiymiş gibi romanı sürdürüyor, günümüze getiriyor.

Tabii romandaki karakterlerin ve hadiselerin bir kısmı tarihî sürece uygun, gerçek, sahici iken bir kısmı ise tamamen muhayyel. Dolayısıyla olaylar da öyle…

Zaman dilimi olarak Osmanlı’nın son dönemlerine atıfta bulunuluyor. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dönemindeki kurucu felsefe, tarihe bakış, dil meselesi gibi olaylar da bir bakıma uyarlanmış. Alt metin okumaları, göndermeler üzerine çok şey söylenebilir.

Veba Geceleri hacimli bir kitap demiştim. Eğer roman okuma havasında değilseniz, yani “Ben şöyle günde 15-20 sayfa okuyayım” diyorsanız sizi sıkabilir; bitirmesi zor olabilir. Ama bir roman okuma havasındaysanız, yani “Ben bunu üç dört gün içerisinde bitirebilirim. Günde üç dört saatimi ayırabilirim” derseniz, ki hafta sonu yasakları oldukça ideal olabilir, zaten kendini okutabilen bir roman. Bölümlemeleri çok uzun değil; rahatlıkla okuyabileceğiniz bir roman olmuş.

Tarz olarak tarihî roman gibi de düşünülebilir ama muhayyel bir adada geçiyor. Usta bir romancının kaleminden çıktığı belli… Orhan Pamuk’un en iyi romanı diyemem ama iyi bir roman olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Orhan PAMUK, Veba Geceleri, Yapı Kredi Yayınları, 544 Sayfa, ISBN: 9789750849282

Yazar: Mehmet YILMAZ

0 0 kere oylandı
İçeriği Değerlendir