
Türk efsaneleri denildiği zaman aklımıza pek çok destan gelmektedir. Destan, kelime kökeni olarak Farsça’dan dilimize girmiştir. Bununla beraber doğduğu coğrafyalara, temas ettiği milletlerle destanın anlamı genişlemiş ve bugün tarihin en kadim milletlerinden biri olan Türk milletinin destanları oldukça fazla sayıya ulaşmıştır.
Destanlar, genellikle milletlerin başından geçen felaket, savaş, göç vb gibi konuları ele almaktadır. Efsane, destan, mit, kurgu gibi kavramlar bugünkü modern insanın zihinsel arketipinde çok önemli bir yer tutmakla beraber, halkın kendi arasında yıllardan yıla, rivayetlerle, bazen şekil ve hikayeye ufak dokunuşlar yaparak günümüze kadar adeta bir gür şelale gibi akıyor olması Türklerin tarihinde efsanelerin konumuna ayrı bir yere taşıdığı gibi sözlü kültür varlığımızın zenginliğine de zenginlik katar.
Kültürün sözlü veya yazılı geçmişinde karşımıza çıkan efsaneleri olabildiğince geniş kitlelere ulaşabilmesi önemli olduğu kadar artık günümüzün modern teknololojilerine dayanarak sinema, televizyon gibi kitle iletişim aygıtlarında görmek son derece önemlidir.
Bu gerekli girizgahtan sonra yazarı Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak olan ve Timaş Yayınları etiketiyle okuyucusuyla buluşan, ‘’Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Evliya Menakıbnameleri’’ isimli eser bir Tarihçi için çok eski dönemlere değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun kudretli ve azametli olduğu, belgenin -nispeten- bol olduğu yılları okuyucuya aktarıyor. Çok eski zamanlara demememizin altında yatan bir neden var. Tarihi çok eski dönemlere dayanan bir milletin efsanelerini teker teker toplamanın zorluğu bugün Türkoloji’nin farklı dallarında uzmanlaşan alimlerce ağır bir yüktür. Fakat, bir arşiv/kaynak imparatorluğu olarak tarif edebileceğimiz Osmanlılar zamanından kalma eserlerin bugün hala gerekli ilmi tetkik ve mülahazaların yapılmamış olması kitabın yazarı Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak hocanın da çok rahatsız olduğu bir husus.
Ahmet Yaşar Ocak hocanın ülkemizde alanında en önemli isimlerinin başında yer alması ve diğer Sosyal Bilimler’den fazlasıyla istifade ederek bir çalışma ortaya koyması eseri ders kitabı niteliğinde tutuyor. Sadece Halk Bilimi, Edebiyat gibi bilim dalları çalışanlarınca değil aynı zamanda başta Tarih olmak üzere, Türk Dili ve Edebiyatı, Sosyoloji ve Psikoloji ile ilgili işin efsanevi ve mistik tarafına giriş yapmak isteyenlerce en başta bibliyografalarını süslemesi gerektiği apaçık ortadadır.
Kitabın akademik bir eser olmasından dolayı, dipnot ve kaynakçayı arayan okuyucu daha kitabın girişindeki yazarın haklı ve doğru serzenişiyle karşılaşıyor ve belgelerin olmasına rağmen günümüz bilim adamlarının kendi menakıbnamelerini okumuyor olmasını hayretle karşılıyoruz.
İlk defa böyle bir girişim olduğunu ifade eden Ocak,[1] eserde hataların olmasının doğal olacağını ifade ediyor.
Türklerin, İslam dini ile olan ilişkisi İslam ile sonradan temas eden milletlerinkine pek benzemez. Geniş bir coğrafyada, çeşitli kişilerin iktidarında yükselebilen dini mefhumların kavramsal zenginliği ‘’Eski Türk İnancı’’ ile birleşince ortaya karşıkonulamaz büyük bir tarihsel, sosyal, dini birikim çıkıyor.
Giriş kısmındaki Tasavvuf Tarihinde ve Edebiyatında Menkabe, Keramet ve Veli Kavramları ana başlıktan sonra Ocak, alanla ilgili çalışmak isteyenlere el kitabı niteliğinde yol gösteriyor ve Menkıbe kavramına ve bu kavramın tarihsel gelişimine odaklanıyor. Menkıbelerin sadece Efsaneler kısmıyla kısıtlı kalmayacağının bilincinde olan okuyucu için kitap son derece tatminkar olacaktır. Şayet, sadece Türk Efsaneleri ile ilgili bilgi almak istiyor ve Türk Tasavvufu/Dini Hayatı hakkında bilgi dağarcığını genişletmek istemiyor, ya da en temel kavramlardan bile uzak bir tercihi varsa eserin bilhassa giriş kısmında zorlanacak ve sonraki sayfaları eline almadan bırakması bir o kadar olasıdır.
X.yüzyıl sonrası İslam dünyasının tasavvufta ‘’velayet teorisi’’ne uygun olarak ilerlemesi aslında işin siyasi tarihine baktığımızda devletlerin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik durum kadar buhranın çıkış kaynaklarını manevi yönelimde arayan bir kitleyi karşımızda sunuyor.
Birinci Bölüm, Tasavvuf Tarihinde Veli(Evliya) Kültü başlığı ile karşımızda duruyor. Tıpkı ilk bölümdeki gibi eser önce kavramın kökenlerine iniyor. Doğuşuna, gelişimine odaklanıyor. Veli tiplerinin zenginliği eser boyunca bugün hala Anadolu kırsalında karşımıza çıkan birtakım geleneklerin moderniteye saplanmadan devam ettiğini göstermesi bizlerin zihinsel ufkunu açıyor. En önemlisi de eser, okuyucu için din mefhumunun Türklerin tarihindeki yerine çok farklı ve doğru bilinen yanlışların çürütülmesi babında oldukça fayda sağlıyor. Karşımızda duran ‘’Türk inancı’’ akabinde kendini İkinci Bölüm’de Tasavvuf Tarihinde ve Edebiyatında Evliya Menkıbeleri ve Menakıbnameler ile devam ediyor.
Ocak’ın satır aralarından Tarihçi olması konuyu dil, edebiyat ve coğrafyaya bağlı olarak incelemesini okuyucuya çok yönlü bakış açısını sunduruyor.
Hala kült bir eser haline gelen ve kolay aşılamayacağa benzeyen rahmetli Prof. Dr. Abdülkadir İnan’ın ‘’Tarihte ve Bugün Şamanizm & Materyallar ve Araştırmalar’’ isimli eserinini okurken aldığınız dil ve üslup ortaklığınca da ortada bulunan bir diğer mesele.
Artık, kavramsal açlığını gideren ya da kendi akademik birikimine bağlı olarak kavramların uzmanınca/ehlince zevkli bir okuyuşla tadan kişi, yazılı kaynakları Ocak ile beraber irdeliyor.
Üçüncü bölümün başlığı ise Türk Edebiyatında Evliya Menakıbnameleri başlığını taşıyor.
Ocak, bu bölümde Türklerin IX-XI. yüzyıllardaki İslamlaşmasının uzun birikiminin mimarlarına kısaca değindikten sonra Türk-İslam devleti olarak[2] Karahanlılar’ın ilk evliya menakibnamelerini bir araya getiriyor olmaları onların hangi medeniyet havzalarında eserler verdiklerini anlamamız açısından son derece önemli. Çünkü, bugün Anadolu’da yaşayan hemen hemen herkesin bilegeldiği büyük Türk mutasavvıf Ahmet Yesevi’nin bulunduğu coğrafyadaki Türk topluluklarını İslam dinini aktarması bağlamında incelendiğinde siyasi yapı daha iyi anlaşılacaktır. Türk Destanlarının, menakıbname geleneğine dokunduğunu ifade eden Ocak, Satuk Buğra Han’ın İslamlaşma sürecini anlamak adına bir ilklerin imajı çizdiğini aktarmaktadır.[3]
Dördüncü bölümde Menakıbnamelerde Yer Alan Motifler başlığının altında motif kavramı iyice deşiliyor ve gün yüzüne çıkarılıyor.
Evliya zatların hayatlarına hayat veren, ruh katan birtakım unsurla vardır ki bu unsurlar ‘’motif’’ adıyla anılmaktadır. Bu motiflerin, ‘’ dağ ve tepe kültü, taş ve kaya kültü, ağaç kültü, sihir ve büyü, hastaları iyileştirme, gaipten ve gelecekten haber, ateşe hükmetme, Tanrı’nın insan gibi görünmesi’’ şeklinde sayabileceğimiz örnekleri mevcuttur.
Ocak, sadece motif kelimesinin anlamına ve kökenlerine dokunmuyor. Tarih çalışmalarında işimizi kolaylaştıran tablolarla hangi motifin hangi Sünni menakıbnamelerde gösterildiğinde okuyucuya aktarıyor.
Tam da artık kitabın son satırlarını okurken, İslam öncesi Türk inancının günümüzle olan bağları okuyucunun zihninde oturuyor. Yapbozların birbirini tamamlaması eskinin aslında yeniyi tekrardan ve yeni bir biçimde inşa ettiğini gösteriyor. Bu nokta, herkesin yaşadığı ama göremediği bir nokta olsa gerek. Kollektif bilincimizde yer alan motiflerin hiç beklemediğimiz anlarda bizi tatmin etmesinin boşuna olmadığını bir kez daha görüyoruz.
Ocak Hoca’nın daha hemen giriş kısmında dert yandığı bahislerin açık ve net bir dille ifade edilmesi ‘’Türk Efsaneleri ve İnancı’’ çalışacak isimler için elimizde dopdolu bir kaynak olduğunu göstermesi bakımından çok fazla önem taşıdığı ortadaki bir hakikattir.
Eser, alana giriş yapanların olmazsa olduğu gibi uzun yıllar boyunca alanında el kitabı olma vasfını hiç yitireceğe benzemiyor.
Yazar: Necdet Cura
Ahmet Yaşar Ocak, Evliya Menakıbnameleri, ISBN 9786050823820. 176 s.
[1] Ahmet Yaşar Ocak, Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Evliya Menakıbnameleri, Timaş Yayınları, 2016, s. 12
[2] Orta Asya coğrafyasında bu kabul bulunmaktadır. Tarihi bilgilerin değişebilirliği hesaba katıldığında bugün ilk Müslüman Türk topluluğun İtil Bulgarları olduğu kabul görmektedir. Bu yapı da bir süre sonra İslam kimliklerini ve elbette ki Türk kimliklerini de yitirmiştir. Daha detaylı bilgi için bkz, Saadettin Yağmur Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, Ankara, Berikan Yayınevi, 2018
[3] a.g.e., s. 74
