Hafız Hakkı Paşa – Bozgun

Tanıtımını yapacağımız bu eser, Sarıkamış dendiğinde Enver Paşa’dan sonra ilk akla gelen kumandanımız olan Hafız Hakkı Paşa’nın, ülkemizin ufak bir azınlığı tarafından bilinen ve kenarda köşede gizli kalmış olan “Bozgun” adlı eseridir. Bozgun, Balkan Harbi esnasında yaşanan felaketin tahlili ve felaketten çıkan ordunun belini nasıl doğrultacağının uzun uzadıya araştırıldığı çok önemli bir kaynak eserdir. Bu kitabın yanı sıra “Şanlı Asker Ali Çavuş” adında bir eser daha yazan Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Muharebeleri öncesinde ve sonrasında tuttuğu günlük 2014 senesinde Murat Bardakçı tarafından yayınlanmıştır.
Aslında Balkan Harbi sonrası Osmanlı subaylarının fikir dünyasını yansıtan, çok sayıda yazılı eser, dönemin kumandanları tarafından defaatle kaleme alınmıştır. Ali İhsan Sabis, Hafız Hakkı Paşa, Mahmut Muhtar Paşa ve Fevzi Çakmak gibi tanınmış kumandanlarımız yaşanan bozgunun sebeplerini kitaplarında uzun uzadıya tahlil ederek aydınlığa çıkış yollarını aramışlardır. 
Şimdi de kitabımızın yazarı İsmail (Hafız) Hakkı Paşa’yı gelin hep birlikte biraz daha yakından tanımaya çalışalım. Asıl adı İsmail Hakkı olan yazarımız, 1879 Manastır doğumludur. Harbiye’yi sınıf birincisi olarak bitirmiştir ve Enver Paşa’nın da sınıf arkadaşıdır. Balkan Harbinde yaşanan bozgunun bizzat canlı şahididir. Bunu paşayı eleştirmek için söylemiyorum ki, Sultan 5. Murad’ın torunu Behiye Sultan ile dünya evine giren genç İsmail Hakkı, tıpkı sınıf arkadaşı Enver gibi Dâmâd-ı Şehriyâri sıfatıyla dönemin kurmay kadrosunda askerî rütbeleri en hızlı atlayanlardandır. Balkan Harbi esnasında Çatalca’daki istihkâmlarda önemli görevlerde bulunmuş olan Hafız Hakkı Bey, Balkan Harbinden sonra Enver Paşa’nın önderliğinde ordudaki genç subayların önünün açılmasıyla, Harbiye’den mezuniyetinin üzerinden henüz 10 sene kadar geçmesine rağmen 10. Kolordu ve sonrasında 3. Ordu Komutanı olarak Sarıkamış Harekâtına bizzat komuta etmiştir. Fakat anılan dönemde küçük rütbeli subayların büyük askerî birliklere komuta etmesi o kadar da şaşılacak bir şey değildi. Dönemin Albaylarından Mustafa Kemal Bey Çanakkale’de Anafartalar Grubu Komutanı iken emri altındaki askerî birlik bir Kolordu büyüklüğünde idi. Sarıkamış Harekâtı esnasında Hafız Hakkı Paşa başta planlanan harekât emrine sadık kalmayarak meselenin bizim adımıza son derece kötü sonuçlanmasına istemeyerek de olsa sebep olmuştur. Hafız Hakkı Paşa harekât esnasında tifüse yakalanarak 1915 senesinin Şubat ayında şehit olur. Paşanın ismi bugün Kars’taki 14. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığında bir askerî kışlamızda yaşamaktadır.   
Hafız Hakkı Paşa hakkında tarih yazımımızda olumsuz görüş besleyen çok sayıda yazar mevcuttur. Ben bu mesele hakkında bir değerlendirme yapmayacağım. Ama sadece kitabı yayınlayan yazarın önsözünden ufak bir alıntıyla; onun askerlerine yardımda feragatle çalışmış ve bu yolda şehit düşmüş birisi olduğunu unutmamak lazım gelir.           
Hafız Hakkı Paşa son derece duygusal biridir. Bunu hem bu kitabında, hem de Murat Bardakçı’nın yayınladığı Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğünde rahatlıkla görebiliyoruz. Hafız Hakkı Paşa duygusal olduğu kadar da bahtsız birisi… Hem Balkan Harbinde, hem de Sarıkamış’ta çok büyük yenilgiler görmüş. Bununla birlikte kendisi son derece güçlü bir düşünce adamıdır.  Hafız Hakkı Paşa’nın bu muhteşem kitabı yazdığı esnada 33 yaşında bir Binbaşı olduğunu göz önüne almak, anılan dönemin subaylarının ne derece sağlam bir fikir dünyasına sahip olduğunu gösteriyor. Öyle ki kitap Rus, Fransız ve Prusyalı subaylardan alıntılarla doludur. Ayrıca kitap bize gösteriyor ki; Hafız Hakkı Paşa harp tarihi ve askerî stratejiler alanında oldukça bilgili bir subaydır.        
Kitabın ilk iki bölümünde Hafız Hakkı Paşa’nın biyografisi anlatılmış ve Balkan Savaşlarının seyri hakkında okuyucu bilgilendirilmiş. Başlangıç adlı üçüncü bölüm ise son derece duygulu ve okuyucunun gözlerini yaşartacak cinsten. Bizzat Hafız Hakkı Paşanın kaleminde dökülen bu başlangıç yazısı, kaybedilen Manastır şehrine yazılmış çok duygusal bir yazıdır. Kitabın ilk sayfalarında Hafız Hakkı Paşa bozulmaların, ricatların ve disiplinsizliklerin her orduda meydana gelebileceğinden ve bunun gayet tabî olduğundan bahseder. Osmanlı Ordusunun Kosova’da, Fransa’nın Devrim Savaşlarında ve Almanların 1870 Seferinde her daim askerî hatalar ve bozgunların vuku bulduğundan bahseder. Yazarımız defaatle yaşadığımız gerilemenin 2. Viyana Bozgunu sonrasında başladığından yakınır ve 2. Viyana Bozgununun bizim açımızdan felaketin başlangıcı olduğunu söyler.           
Paşanın anlatımlarına göre bozgunu tetikleyen en önemli şey paniktir. Oluşan panik havası içinde düşük rütbeli bir erin bile “Yandık, Mahvolduk” diye haykırması, küçük bir kıvılcımı, koca ormanı devirecek bir yangına dönüştürür. 
Yazarımız, bozgunun sinsi bir hastalık gibi yayıldığını söylüyor. Kendisinin görüşüne göre hiçbir hastalık bünyeye birden bire girmez ve yaşanan tüm hastalıklar evvelce vücudun bu afetlere müsait olacak hale gelmesinden kaynaklanır. Harpte görülen bozgunluklar da sulh zamanında hazırlanır. Yazarımızın görüşlerine göre devletin bünyesi Sultan 2. Abdülhamid devrinde dışarıdan gelen hastalıklara karşı hiçbir çare üretememiş. Hafız Hakkı Paşa’nın bu sözleri söylerken koyu bir İttihatçı subay olduğunu unutmamak gerekir. Ayrıca Sultan 2. Abdülhamid devrinde verilen askerî eğitim, harbin ihtiyaçlarına zerre kadar uymazdı. Sultan Hamid devrinde Harp okullarından yetişecek gençler, kırık iğneli martinlerle talim görüyorlardı diyen Hafız Hakkı, böyle bir öğrenci grubundan cephelerde başarı beklemenin doğru olmadığını savunur.         
Günümüz Türkiye’sinde gençlerimizin hatta çocuklarımızın gece karanlıklarında sokakta oynayıp, vakit geçirmesi son derece alışılagelmiş bir meseledir. Fakat dönemin askerî liselerinde eğitim alan gençler dahi, gece dışarı çıkmaktan korkan, ürkek tabiatlı kimselerdir. Cin, peri ve dev hikâyeleri bu askerî öğrenciler adına son derece korkunçtur. Öyle ki askerlerimiz gece vakti yaprakların hışırtısından dahi çok korkarlarmış.      
Kitaptan ufak bir alıntı yaparak, anılan dönemdeki Osmanlı ordusunun vahametinin ne boyutlarda olduğunu, şu kısa hikâyeyle anlatmaya çalışayım. Tahmin ediyorum ki bu hikâye Hafız Hakkı Paşa’nın bize onlarca sayfa boyunca anlatmaya çalıştığı askerî talim meselesini özetleyecektir. Komutan taarruz öncesinde iki askere şunları sorar:     
Komutan: Hiç askerlik görmedin mi?
1. Nefer: Hayır!         
Komutan: Bayramda, düğünde kuru sıkı tabanca?   
1. Nefer: (Gülerek) Evet.        
Komutan: Mavzer de onun gibi bir şey, arkadaşından öğrenirsin.  
Komutan: (Sonraki askere dönerek) Ya sen?
2. Nefer: Ben efendim hiç silah atmadım.      
Komutan: Öyleyse süngü takmayı öğren; onunla düşmanı tepelersin!         
Tabi Hafız Hakkı Paşa tüm sıkıntıların halkta olmadığından bahsedip kendisi gibi subayların da bu felaket ortamında üst düzey rol oynadığını kabul ediyor. Kitabın devamında seferberlik ve asker toplamayla ilgili yapılan yanlışlara dair bundan sonrası adına bir yok haritası çizilmiş. Kitabın en son bölümünde Osman Gazi’den Şükrü Paşa’ya, Selahattin Eyyubi’den Sultan 2. Abdülhamid’e kadar kitapta ismi geçen tüm tarihi karakterlerin biyografisine yer verilerek okuyucuya tanıtılmış. 
Kitabın yazarı Balkan Harbinde yaşadığımız bozgunun tamamının ardında toplumdaki şuursuzluk ve kayıtsızlık durumunun saklı olduğunu söylüyor. Öyle ki Hafız Hakkı Paşa, bu problemler karşısında köylüsünden subayına kadar toplumun her sınıfının bir an önce kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini belirtiyor. Tahminimce Hafız Hakkı Paşa’nın tespitleri dikkate alınmış ve yaşanan sıkıntıları çözüm yolları bulunmuş. Bunu beş haftada koca Balkan coğrafyasının elden çıkışına engel olamayan Osmanlı ordusunun, dört koca yıl boyunca dönemin en büyük devletlerine karşı Birinci Cihan Harbinde ortaya koyduğu başarılı müdafaadan anlıyoruz. Balkan Savaşlarında gece taarruzlarında ağır yaralar alan Osmanlı ordusu, Şevket Süreyya Aydemir’in tabiriyle sabaha karşı 04.00 sularında gece taarruzu yapar hale geldi.       
Bu eserin Hafız Hakkı Paşa’nın hatıraları gözüyle okunmaması gerekir. Bu kitap hatırat değil, dönemin askerî anlamda bir yol gösterici kitabı olarak yazılmıştır. Bunun yanı sıra Hafız Hakkı Paşa’nın bu kitabının Sarıkamış günlüğüne göre daha yalın bir dile sahip olduğunu söylemeliyim. Ama bu basımı yapanlar en azından bu kitabın içine Hafız Hakkı’nın bir resmini dahi koysalardı çok daha iyi olurdu. Oldukça ilginç bir kapak tasarımına sahip olan kitabın ön yüzünde 2. Viyana Bozgununa ait bir minyatüre yer verilmiş. Hafız Hakkı Paşa’nın bozgunun başlangıcını 2. Viyana Kuşatmasıyla başlattığını söylemiştir. Yazarımızın hem bu kitabı, hem de Şanlı Asker Ali Çavuş kitabı, ‘Benim yeni baskılarımı da yapın’ diye haykıran çok önemli eserler. Kitabın başında Hafız Hakkı Paşa’nın biyografisine yer verilmesi, Balkan Savaşlarının gidişatı hakkında okuyucunun bilgilendirilmesi ve tarihi karakterlerimizin hayatlarının okuyucuya aktarılması, basımı oldukça zenginleştirmiş. Son olarak kitabımızın çok değerli tespitler taşıdığını belirtmek gerek.               

Hafız Hakkı Paşa, Kervan Kitapçılık – Tercüman Gazetesi 1001 Temel Eser İlim Heyeti, 215 sayfa

Yazar: Tamercan ÇAĞLAR

0 0 kere oylandı
İçeriği Değerlendir