Türk Kültürüne Hizmet Vakfı “2023 Cumhuriyet’in 100. Yılına Armağan Projeleri” kapsamında Kültürümüzün Temelini Oluşturan Değerli İnsanlarımızın Biyografileri (6 cilt), Cumhuriyetin 100. Yılında 100 Türk Büyüğü-Tarihte Türk Büyükleri (5 cilt), Çağdaş Yabancıların Gözünden Fatih Sultan Mehmed (1 kitap) olmak üzere üç ayrı başlık altında 12 adet eser yayımladı. Biyografi çalışmaları Cengiz Dağcı, Mehmet Emin Resulzade, Erol Güngör, Mehmet Genç, Mustafa Çokay ve Nihad Sami Banarlı’nın hayatlarını konu edinmektedir.

Bu yazıda, Beşir Ayvazoğlu tarafından kaleme alınan, erken yaşta kaybettiğimiz ve kitabın başlangıcında da bu erken vefata atıfla “Erken Kayan Yıldız” olarak tavsif edilen Erol Güngör biyografisini ele alacağız. Erken Kayan Yıldız Erol Güngör kitabı otuz bölüm ve beş adet ekten oluşuyor. Eser, Türk Kültürüne Hizmet Vakfı ve Beşir Ayvazoğlu’nun sunumu, Erol Güngör ve yaşadığı dönem kronolojisi ile başlamaktadır. Vakfın sunum yazısında biyografi ve öneminden bahsedilerek Avrupa ve üzerinde yaşadığımız toprakların biyografi geçmişinin karşılaştırılması yapılıyor: “İyi yazılmış biyografilerin her biri aynı zamanda bir hayat projesi, yani bir çeşit yaşama kılavuzudur; okuyucunun beklediği somut cevapları verir.” (s. 7) Biyografi sadece üzerine yazılan kişilerle sınırlı kalmamakta, aynı zamanda yaşanılan dönemin bir fotoğrafını da okuyucusuna sunmaktadır. Kuru kuruya bir hayat hikâyesinden ziyade, canlı bir tarih ve o tarih içerisinde ele alınan şahıs ve çevresi, irtibatlı olduğu kişiler, dönemin zihniyeti ve birçok konuya değinilmektedir bir bakıma. Bu nedenle biyografi okumak sadece bir kişinin yaşam öyküsüne tanık olmaktan ve o kişiyi tanımaktan öte yaşanılan dönem ve bağlantılı olduğu insanlar ve topluluklar, fikir akımları gibi birçok meseleye de ışık tutmaktadır.

Yazar ön sözünde Erol Güngör’ün hayatını kısaca özetleyerek giriş yapıyor: “On yıllık Demokrat Parti iktidarının ilk yarısını küçük bir Anadolu şehrinde, Kırşehir’de yaşayan Erol Güngör, ikinci yarısında İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciydi. Sonraki yıllarda ise, yaşanmakta olan sosyal ve kültürel değişmeleri yakından takip eden kudretli bir sosyal bilimci ve güçlü bir yazar… Kısacası Erol Güngör, her biri bir darbeyle sona eren üç on yılın adamıydı. Aynı zamanda soğuk savaşın bütün şiddetiyle yaşandığı üç on yıl…” (s. 13)

Biyografilerde başlangıç olarak tarihsel akışa uygun şekilde insan hayatının başlangıcı doğum, doğum yeri ve çocukluk iken; bu kitapta öncelikle müteveffanın cenazesi, cenazesini müteakiben de müteveffaya ilişkin yazılanlar yer almaktadır. Erol Güngör’ün vefatı ani bir ölüm olup, hayat boyu onu yalnız bırakmayan kalbi ve krizleri en sonunda onu yenik düşürmüştür. Kronik kalp rahatsızlığı olan Güngör, önceki tarihlerde de kalp krizleri ve operasyonlar geçirmiş, son krizde ise emanetini teslim etmiştir. Selçuk Üniversitesi’nin rektörlüğüne atanmasından sekiz ay sonra, üniversiteye tam filiz açtıracak ve meyve verecek olgunluğa erişmesi için mücadele verecekken ani vefatı Selçuk Üniversitesi ve Konya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük kaybıdır.

Güngör’ün (milliyetçi camiaya yakınlığıyla bilinen bir isim olmasına rağmen) cenazesine solcu talebelerinin katılması ve gözyaşlarını tutamaması, vefatını müteakiben hakkında yazılanlar Güngör’ün yaşamı hakkında öngörü edinmemizi sağlıyor. Vefatından sonra yazılan yazılarda Güngör “münevveriyle arası kopmuş olan bu milletin istediği haysiyette bir ilim adamı; ilim, sanat, kültür adına bayağılığın, sahteciliğin ve pazarlamacılığın hâkim olduğu bir ülkede kıraç toprakları kendi özsuyuyla delip çıkmış üstün bir ilim ve fikir adamı; yürüyen define; vefat ettiği gün için ‘güneş tutulması’; üstün insan; Erol Güngör asrı” olarak tavsif edilmiştir.

Erol Güngör Kırşehir’in Kayaşeyhi Mahallesi’nin Değirmen Sokağı’nda -4- numaralı evde ailenin üçüncü çocuğu olarak, soğuk bir kasımda cuma günü dünyaya gelmiştir. Küçüklüğünden itibaren ailesinin ve özellikle dedesinin teşvikiyle Karadavud gibi taş baskı kitaplarla; Ahmediye ve Muhammediye gibi, Hz. Peygamber’in konu edindiği eserler ve Taberi Tarihi gibi, İslam tarihinin temel eserini okumaya başlayan Güngör bu kitapları âdeta ezberlemiştir. Küçük yaşlarda iken dikkatli bir dinleyici olan ve şaşırtıcı sorular soran Erol Güngör’ün dedesi Osman Hamdi Efendi geleceği görmüş gibidir ve gelen misafirlere “Benim oğlum profesör olacak” demiştir. Atasözünde de belirtildiği üzere ağaç yaşken eğilmektedir ve küçük Erol’un o tarihlerde kendisindeki ışık ve cevheri ortaya çıkmaya ve parlamaya başlamıştır. Lise yıllarında Osmanlıca öğrenen Erol Güngör, Mehmet Lütfi İkiz’le yıllar sürecek dostluğuna Osmanlıca öğrenerek ve Kur’an okuyarak başlamıştır. Çocukluk ve ilk gençlik dönemi incelendiğinde geleneksel İslam’ın bulunulabilen eserlerini okuyan, Osmanlıca öğrenen ve Kur’an okuyan Erol Güngör’ün fikir hayatının temel kaidelerinin neleri oluşturduğunu ve ileride Nihal Atsız ve Rıza Nur’un temsil ettiği milliyetçilik fikrine neden uzak kaldığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Erol Güngör’ün kitaplarla arası babasından ziyade, asker olan ağabeyi ve dayıları üzerinden olmuş, büyüklerinin milliyetçi olması ve kütüphanelerinde bulunan eserlerin Türkçülere ait kitap ve dergiler olması nedeniyle bu eserlerden etkilenerek “keskin bir antikomünist” olmuştur. Lise döneminde yazı yazmaya başlayan Güngör’ün ilk yazısı Kırşehir’de yayımlanan mahalli gazetede çıkmıştır. Güngör daha sonraki tarihlerde İstanbul’da çıkan Türkçü dergilere de yazılar göndermiştir.

1956 yılında lise öğretiminin son bulmasını müteakiben Güngör’ün yeni adresi İstanbul’dur: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Sınıf arkadaşı ise tanıdık bir isim: Yağmur Atsız. Mehmet Çavuşoğlu ve Erol Güngör “Atsızların ilave oğullar taifesine” dâhil olurlar. Biyografinin en önemli kısımlarından bir tanesi benim kanaatime göre burasıdır. Atsızların ilave oğullar taifesine dâhil olsa ve Nihal Atsız’a hayranlık duysa dahi Erol Güngör, Atsız’ın bütün fikirlerine katılmamaktadır. Katılmama sebeplerinden en önemlisi, Erol Güngör’ün çocukluğunun klasik Anadolu aile ortamında geçmesi (din ve tasavvufla yoğrulmuş bir atmosfer), çocukluğunda okumuş olduğu taş baskı eserler, üniversite döneminde taş baskı eserlere ek olarak İslam hukuku alanında yapılan okumaların olduğu anlaşılmaktadır. Güngör milliyetçilik konusunda Ziya Gökalp ve Atsız’ın görüşlerini tartışmasız hakikat olarak görenleri eleştirmiştir. Güngör’ün yakın durduğu milliyetçiliği Anadolu milliyetçiliği olarak isimlendirmek mümkündür. Orta Doğu’da bir yazısında milliyetçiliği de şu şekilde tanımlıyordu: “Halka dayanan bir idare kurmak, şahıs ve zümre imtiyazlarına son vermek, millî kültürün kaynaklarını işleyerek bunlardan çağdaş örnekler yaratmak, bilgi ve emek üzerinden temellenen bir umumi refah meydana getirmek.” Güngör’ün İstanbul’a gelişinde ve Atsız hayranlığında Mehmet Akif ve Yahya Kemal harmanlanması ve düşüncelerinde “Tanrıdağı kadar Hira Dağı”nın esintileri de mevcuttur. (s. 46)

Ancak Güngör’ün Atsız’a hayranlık duyuyor olmakla beraber bütün fikirlerine katılmadığını daha sonra yazdıklarından biliyoruz. Çünkü o bir Anadolu çocuğuydu, çocukluğunu ve ilk gençliğini din ve tasavvufla yoğrulmuş bir atmosferde yaşamıştı. İçinden çıkıp geldiği geniş kitleler, Türkçü liderlerin aslında korkulu rüyasıydı; kitlelere açılarak saflarını sıklaştırdıkları takdirde yabancı unsurlar karışacağı için düşünce ve ideallerindeki saflığın bozulmasından endişe ediyor, çok dar bir kulüp havası verdikleri Türkçülüğün yaygınlaşmasını hiç istemiyor, çerçevesi büyük ölçüde Rıza Nur tarafından belirlenen soyut Türkçülükle yetiniyorlardı. Atsız’ın öncülüğünde 1950 yılında kurulan Türkçüler Derneği’nin çeşitli şehirlerde açılan ocaklarında Türkçülük ister istemez İslami endişelerle “muhafazakâr” milliyetçiliğe dönüştürülmüştü; yani Anadolu’da Tanrıdağı’na mutlaka Hira Dağı da ekleniyordu. Atsız, bu “ümmetçi ocaklar”ı denetlemesi için gönderdiği Altan Deliorman’ın yazdığı rapordan hiç hoşlanmamıştı. (s. 43)

Erol Güngör’ün hayatında önemli dönüm noktalarından bir diğeri de Marmara Kıraathanesidir. İstanbul’a ayak bastıktan sonra milliyetçi camiayla tanışır ve öncelikle Küllük müdavimlerinden olur. Küllük Kahvesinin kapanmasını müteakiben müdavimler çeşitli kahvehanelere dağılmışlar, Güngör’ün nasibine Marmara Kıraathanesi düşmüştür. Marmara Kıraathanesinde Dündar Taşer’le yolları kesişen Güngör için asıl dönüşüm noktası Fethi Gemuhluoğu ile olan karşılaşması olacak ve Gemuhluoğlu, Güngör’ün elinden tutarak onu Mümtaz Turhan’a götürecektir. Erol Güngör bir yılını yakmak pahasına Hukuk Fakültesini bırakarak Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümüne geçmiştir.

Dostluk üzerine kitabında Cicero “Madem en iyi ve en yüce şey mutlu yaşamdır, ona erişmek istiyorsak, erdem için çabalamalıyız, o olmadan ne dostluğa ne de arzulanabilir olan herhangi bir şeye ulaşabiliriz. Kendinle konuşur gibi her şeyi konuşmayı göze alabileceğin bir dostun olmasından daha tatlı ne var? Dostluğun birçok ve büyük faydası vardır, ancak içlerinden biri diğer hepsinden daha üstündür: Dostluk geleceğe dair bir umut ışığı yakar, ruhun zayıflamasına ve kendini kaybetmesine engel olur. Zira gerçek dostuna bakan, âdeta kendisinin bir benzerine bakar.” diyor. Yunus Emre “Ey dost seni severim canımda yerin vardır/Gece gündüz uyanmaz aceb ahvâlim vardır” diyor. Dostluk meselesi uzun zamanlar, uzun yazılar, uzun konuşmalara sığmaz; dost kolay bulunmaz. Erol Güngör için Mehmet Genç böyledir. Yakın zamanda ahirete irtihal eden Mehmet Genç ile Erol Güngör’ün dostluğu da her ne kadar Güngör’ün erken yaşta göç etmesi sebebiyle dünya itibarıyla akamete uğramışsa da Mehmet Genç’in de rahmeti rahmana kavuşmasıyla dostlar elbet ahirette kavuşacaktır temennisini hatırımıza getiriyoruz.

Güngör’ün ilk kitabının çıkış hikâyesi de ilginçtir. Suya sabuna dokunulmayan, herkesin suspus olduğu, darbe ertesi günlerde soğanın faydalarına dair uzunca bir yazıyı gören Erol Güngör çalışkan ve bu çalışkanlığın verdiği haklılık ve öfke ile, sarımsak ve soğanın faydası, zararından fikir mücadelesi çıkmaz, hele cihat hiç olmaz (s. 61) diyerek ilk kitabını yayımlar: Türkiye’de Misyoner Faaliyetleri. Bu kitap bir bakıma manifesto gibidir ve Erol Güngör’ün çocukluğundan getirdiği okuma birikimleri ve Türkçülerden din, toplum konularında ne kadar farklı düşündüğünü göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti 1960 yılının 27 Mayıs’ında yeni bir başlangıçlar silsilesinin eşiğindedir. Başlangıçlar hayırlı olarak bilinse de, bu sefer başlayan silsilenin darbeler silsilesi olması bu sefer hayrı ortadan kaldırmış ve memleket uzunca bir girdaba girmiştir ve bu girdaptan hâlihazırda kurtulabilmiş değildir. Bir zaman dilimi içerisinde başlayan, öncesinde toplumsal ayrışmanın derinleştirildiği ve toplumun her kesiminin düşmanlaştırıldığı, mutlaka fiziksel şiddetin eşlik ettiği, sahne aldığı ve tırmandırıldığı, mutlak ayrımların olduğuna inanılan ve bütün bileşenlerin oluştuğu sonucunda insanların yaka silkmesiyle sonuçlanan darbe dönemlerinin başlangıcı Türkiye’nin üzerine uzun uzun düşünmesi, sorgulaması gereken dönemlerdir. Milliyetçi camianın, 1960 darbesinde Alpaslan Türkeş’in de parmağının bulunması nedeniyle başlangıçta desteklediği, sonrasında yaşanan tasfiye nedeniyle tepki gösterdiği ve uzaklaştığı bu dönem kitapta Erol Güngör’ün yaşamıyla birlikte anlatılmıştır.

Biyografinin devamında Erol Güngör’ün edebiyat dergilerinde yazıları, musiki, şiir ve romanla ilgisi ve bağlantısı yer almaktadır. Güngör yazılarında sol ve komünizme karşı açıkça savaşmış, resmî ideolojinin kendisini ilerici olarak meşrulaştırmasına karşı durmuştur.

Yol gazetesinin kuruluşunda yer almakla birlikte, akademisyenlik hayatının etkilenmemesi için hocasının da etkisiyle uzak durması tavsiye edilen Güngör 33 sayıyla katkı sağlamış, akademik hayatını da sekteye uğratmamıştır. Erol Güngör aynı zamanda mütercim olarak, gerek kendi çalışma sahasında eserler çevirmiş gerekse din, medeniyet, sosyoloji, siyaset alanına kitaplar ve makaleler kazandırmıştır. Daha sonra davet üzerine Colorado’ya giden Güngör burada çeşitli ilmî faaliyetlere katılmıştır.

Biyografi Erol Güngör’ün yaşamına dair birkaç noktayı vurgulamaktadır: En önemli kısmı Erol Güngör’ün yetişmesinde din olgusunun göz ardı edilemeyeceğidir. Erol Güngör milliyetçi olarak addedilebileceği gibi yaşadığı dönem içerisinde milliyetçi camia ile dirsek temasını hiçbir zaman kesmemiştir. Bununla birlikte bir ayağı her zaman için din meselesinde durmuş, İslam üzerine düşünmüştür. İslam Tasavvufunun Meseleleri kitabı da iddialarımızı destekler niteliktedir. Bu yönüyle Erol Güngör’ün Türkçü olarak nitelendirilmesi ve İslam ile olan bağının İslam düşüncesi üzerine yazdıklarının görülmemesi mümkün değildir. İkincisi Erol Güngör’ün geri kalmışlığımıza getirmek istediği çözümler meselesidir. Erol Güngör, içinde bulunduğumuz durumun tespitini yapmak istemiş, psikolojik ve ahlaki bağlamda çözümler üretmek için çabalamıştır. Millet, milliyetçilik mefhumlarının yanında İslam, din mefhumlarını da her zaman çözüm odağından ayırmamış, Avrupa’nın teknik seviyede ileriliğinin bizdeki karşılığı ve sadece teknik ilerleme olarak değil, bunun yanında ahlaki altyapısının da her zaman arayıcısı olmuştur.

Türkiye’nin kıymeti haiz insanlarından Erol Güngör’ün kitaplarının yeniden basımı yakın bir tarihte yeni bir yayınevinden başlamıştı. Türk Kültürüne Hizmet Vakfı’nın biyografi serisinde Erol Güngör’e yer verilmesi de bu güzel başlangıcın devamı niteliğinde olmuştur. Umulur ki bu toprakların çocuğu olarak yaşayan ve çözümü de bu topraklarda arayan Erol Güngör daha çok okunur, tartışılır, yazılır ve gündemde kalır.

Beşir AYVAZOĞLU

Türk Kültürüne Hizmet Vakfı, 2022, 1. Basım, 216 Sayfa, ISBN: 9789757522423

Yazar: M. Hüseyin GÜNEŞ

5 2 kere oylandı
İçeriği Değerlendir