Yazın tarihimiz, hakkında yeterince bilgi edinilemeyen pek çok yazarla doludur. Mahlâs kullanılması; İstanbul dışında ve özellikle merkezî olmayan bölgelerde yazarlık faaliyeti yapılması; maddî imkânsızlıklar yüzünden basılı ve fazla tirajlı değil, el yazısı ve mütevazi mecmuaların çıkarılması; siyasî açıdan tehlikeli görülen meseleler üzerine yazılar yazılmasından ötürü hayatî tehlike içinde bulunulması gibi durumlar, zikredilen durumun yaşanmasına önemlidirler. Tarihin karanlık dehlizlerinde kaybolan pek çok muharririmiz, ahfatları tarafından keşfedilmeyi beklemektedir. Yukarıda bahsettiğimiz gerekçelerden ötürü oldukça zor olan keşif çalışmaları, zaman zaman ümit verici neticelere gebe olabilmektedir. Nitekim Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat tarafından ciddî manada araştırılan İdris Sabih Gezmen, bu noktada verilebilecek isabetli bir örnektir. Nâzım H. Polat’ın kaleme aldığı İdris Sabih Gezmen; Ebedî Hâdimü’l-Haremeyn isimli eser, altı ana bölümden oluşmaktadır. Eserin ilk beş bölümü Nâzım H. Polat tarafından kaleme alınmıştır. Kalan son bölüm ise, eserin en hacimli bölümü olup; İdris Sabih Gezmen’in şiirlerinin ve fikir yazılarının derlenmesi sonucunda meydana gelmiştir.

Eserin birinci bölümü (s.19-74) “İdris Sabih Kimdir?” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, İdris Sabih’in 1890 yılında Ertuğrul Sancağı’nda (Bursa) doğduğu; babasının Mehmet Tayyar Bey ve annesinin de Tevhide Hanım olduğu; Darüşşafaka’dan mezun olduğu ve Darülfünun’da Hukuk öğrenimi gördüğü esnada (mezuniyetine iki ay kala) Cihan Harbi’ne katıldığı; 1915 doğumlu Hatice Adile Hanım ile evli olduğu gibi önemli bilgiler verilmiştir. İlâveten, kardeşinin Çanakkale Harbi’nde şehîd düştüğü ve bu elem verici kayıp üzerine “Kardeşime” başlıklı bir şiir yazdığına da temas edilmiştir. Yukarıda temas ettiğimiz mahlâs ve isim değiştirme uygulamaları, İdris Sabih’in hayatında da vücut bulmuştur. “Mehmed Sabih” olan asıl adını “İdris Sabih” olarak değiştirmiş olan muharririmiz, bununla da yetinmemiş ve kendisine “Nilüfer” mahlâsını eklemiştir (s.27). Nâzım Polat, mahlâs kullanımı ve isim değişikliği bahislerine temas ettiği bu süreçte, “bir müellif, neden isim değiştirme gereksinimi duyar?” sorusunun cevabını da vermeyi ihmâl etmemiştir (s.27-28). Akabinde, İdris Sabih’in Cihan Harbi’nin Hicaz Cephesi’ndeki vazifesine temas edilmiştir. Askerlik celbine ilişkin resmî malûmatın paylaşılması da ihmâl edilmemiştir. Cephede Fahrettin Paşa’nın hususî kâtibi olarak vazife yapan İdris Sabih, vazifelerinde başarılı olması dolayısıyla “İhtiyat Zabiti” (1915) ve “Mülâzım-ı Sâni” (1920) rütbelerine terfi etmiştir (s.33). Mondros Mütarekesi’nin (1918) ardından Osmanlı düzenli birliklerinin lâğvedilmesi gerekmektedir ki, Fahrettin Paşa’nın kutsal toprakları savunan birliği de bu mütarekenin kapsamı dâhilindedir. Fahrettin Paşa ve maneviyatına sâdık olan emrindeki Osmanlı neferi, Medine’nin teslim edilmemesi noktasında kararlıdırlar. İdris Sabih de bu uğurda geri adım atılmamasını taraftarı olan bir Osmanlı zabitidir. Ancak, Fahrettin Paşa’nın derdest edilmesiyle birlikte teslim olan Osmanlı birliği dağıtılmış ve neferleri de sürgüne gönderilmiştir. Bir Osmanlı zabiti olan İdris Sabih, sürgün yıllarından da nasibini alacaktır. Sanılanın aksine bu durum, İdris Sabih’in yazın hayatına olumlu katkı yapacak ve İdris Sabih; Kafes, Nilüfer, Işık, Yarın gibi mecmuaların idareciliğini üstlenecektir (s.40). Esir kamplarında gerçekleştirdiği bu faaliyetler, dönem hakkında bilgiler vermesi hasebiyle önemlidir. Esaret yıllarının ardından yurtdışı elçiliklerinde bulunmuş olan İdris Sabih Gezmen, 18 Mart 1950 tarihine değin önemli memuriyetleri de ifa etmiştir. Vefatı ve yapmış olduğu vazifelere dair belge ve görseller, metin içerisine eklenmiştir.

Eserin ikinci (s.77-122), üçüncü (s.124-147) ve dördüncü (s.150-158) bölümleri, İdris Sabih’in şair, yazar ve fikir adamlığı kimliğini ele almaktadırlar. Mevzuubahis bölümlerde temas edilen önemli hususları şöyle özetleyebiliriz: İdris Sabih’in, kendi dönemi içerisinde hece ölçüsünü kullanan en iyi şairlerden olduğu; Türkçeyi ustalıkla kullandığı ve hitabet yeteneğine sâhip olduğu; 60 yıllık ömrü içerisinde, yazın hayatının 15 yıl kadar sürdüğü (1911-1926); şiirlerinde İstanbul’un önemli bir yer tuttuğu; Osmanlı’nın son dönemlerinde yetişmiş bir müverrih olarak millî hasletlere sâhip olduğu ve toplumu bilinçlendirici yazılar yazmayı yeğlediği gibi bilgiler, mevzuubahis bölümlerde verilmiştir.

İdris Sabih, dönemin diğer önemli simalarında olduğu gibi, siyasî çıkarımlar yapabilmekteydi. Mütareke Dönemi’nde, Millî Mücadele’nin temellerinin atıldığı süreçte kaleme aldığı “Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da Ne Yapıyor?” başlıklı yazısı, zikrettiğimiz hususu aydınlatacak mahiyettedir. 1919’da yayımlanan yazıda şu ifadeler yer almaktadır:

 “İtalya ajansı dün, Mustafa Kemal Paşanın padişahı hal’ etmek [tahttan indirmek] niyetinde olduğunu bildiriyordu. Bu şayia kâmilen doğru olmasa bile herhâlde ahvâlin kesb-i müşkilât ettiğini [durumun zora girdiğini], Şarkî ve Garbî Anadolu’da Mustafa Kemal ile rüfekası [arkadaşları] ve İstanbul’da da Kabine ile tarafdarânı beyninde [arasında] ihtilâfın tezâyüt ettiğine [görüş ayrılığının arttığına] delâlet etmektedir. Mustafa Kemal Paşa İttihatçılardan ve bu cemiyetin erkânındandır. Enver, Talat, Cahit ve emsalinin padişah nezdinde haiz-i hüküm ve nüfuz [hüküm ve nüfuz sahibi] oldukları bir zamanda müşarünileyh [o], şan ve şöhret sahibi olamamış idi.

Mustafa Kemal, Selanikli bir Türk’tür. Harb-i Umumi’de III. Kolordu Kumandanı idi. Mütareke akdinden sonra da III. Ordu Müfettişliğine tayin edilmiş ve İttihatçılar arasında Enver Paşa’nın şahsî hasmı olmakla maruf bulunmuş [tanınmış] idi.” (s.351)

Mustafa Kemal Paşa ile İttihat ve Terakki’nin ileri gelen şahsiyetleri arasındaki çıkarım, bir hakikattir. Millî Mücadele Dönemi’nde, Mustafa Kemal ve İttihatçıların birlikte hareket ettiği de bir gerçektir. Damat Ferit Kabinesi ile Anadolu’daki mücadele taraftarlarının uyuşmadığı ve Anadolu’da bir cumhuriyet idaresi tesis edileceği de gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel bir durumdur. Yukarıda alıntıladığımız pasajlar ve zikrettiğimiz ifadeler birleştirildiğinde; İdris Sabih’in, Millî Mücadele hususundaki gelişmelerden haberdar olduğu ve geçmişle bağlantılı olarak çıkarımlar ileriye sürebildiği alenen görülmektedir.

Kitabın “Türkçeye Yadigârları” başlıklı beşinci bölümü (s.161-170), İdris Sabih’in eserlerine ait bibliyografya mahiyetindedir. Bibliyografya olarak hazırlanan bölümdeki eserler, türüne ve akabinde kronolojik sıraya göre tasnif edilmiştirler. Bu kapsamda hazırlanan beşinci bölümün nihayetlenmesiyle müellifin kaleme aldığı kısımlar sona ermiştir.

Eserin son ve en hacimli bölümü, “Metinler” başlığını (s.177-387) taşımaktadır. Bölüm, İdris Sabih’in kaleme aldığı şiir, edebî nesir ve fikir yazılarının derlemesinden mürekkeptir. Zikredilen üç alt bölüm, İdris Sabih’in yayımlanmış eserlerinin diline dokunmaksızın derlemesiyle oluşmuştur. Tabiî ki, mevzuubahis metinler -dönemin şartları gereği- yer yer ağırlaşabilmektedir. Günümüz okurları nezdindeki bu sorunu giderebilmek adına; metin içerisindeki birtakım Osmanlı Türkçesi kelimelerin anlamları, köşeli parantez içerisinde verilmiştir. Böylece, İdris Sabih’in daha önceki bölümlerde zikredilen edebî hasletleri de gözler önüne serilmiştir.

Sonuç itibarıyla; Prof. Dr. Nâzım Hikmet Polat tarafından kaleme alınan eser, edebiyat tarihimiz hususunda okunmaya ve incelenmeye değer bir mahiyete sâhiptir. Kendisi hakkında oldukça mahdut kaynak bulunan İdris Sabih Gezmen hakkında verilen bilgiler, anlamlı bir biyografi oluşturulmasına engel olamamıştır. Yalnız, birtakım noktalar -belge yetersizliği nedeniyle- karanlık hâlde kaldığı, bir o kadar hakikattir. Nâzım Polat tarafından eser içerisinde eklenen belge, şema, fotoğraf ve diğer görsel materyaller, esere canlılık katmıştır. İdris Sabih Gezmen tarafından kaleme alınan eserlerin bibliyografya hâlinde verilmesi ve şiir ile fikir yazılarının eserin son bölümünde yayımlanması, oldukça önemlidir. Böylece okurlar, İdris Sabih’in edebî yönü hakkında sarf edilen ifadelerin geçerliliğini teyit etme imkânına erişebilecektirler. Sarf etmiş olduğumuz tüm bu hususlar göz önüne alındığında; İdris Sabih Gezmen; Ebedî Hâdimü’l-Haremeyn, edebiyat tarihimiz açısından okunup incelenebilecek eserlerden bir tanesidir, diyebiliriz.

Bu eser vesilesiyle; yazın tarihimizin ücra köşelerinde keşfedilmeyi bekleyen diğer muharrirlerimizin de bu nevi çalışmalardan nasibini almasını, temenni etmiş olalım.

Yazar: Samet Yıldız, Yüksek Lisans Öğrencisi, Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Anabilim Dalı, Bornova/İZMİR, E-Posta: sametyildiz.iletisim@gmail.com, ORCID: 0000–0003–4098–2718.

İdris Sabih Gezmen; Ebedî Hâdimü’l-Haremeyn, Nâzım H. POLAT, Ankara, Karakum Yayınları, 2021, 399 Sayfa, ISBN: 978-605-2290-52-1.

4.8 5 kere oylandı
İçeriği Değerlendir