Tanıtımını yapacağımız bu kitap, Birinci Cihan Harbinin başarı levhalarından birisi olarak andığımız Medine Müdafaasına ait bugüne dek yazılmış en önemli birkaç eserden biridir. Bizzat Medine Müdafaası esnasında şehirde bulunmuş ve savaş sonrasında da Hilâl-i Ahmer Heyeti adına orada çalışmalar yürüten Feridun Kandemir, bu kitabı aracılığıyla bir inanmışlık ve adanmışlığın öyküsünü biz okurlarına ulaştırmıştır. “Cemal Paşa’nın Son Günleri”, “Rıza Tevfik’in İtirafları”, “Sultan Vahdettin’in Son Günleri” ve “Son Halifenin Son Günleri” başta olmak üzere çok sayıda kitabını okuyucuyla buluşturan yazarımızın kaleminden çıkan en önemli eseri olan Fahreddin Paşa’nın Medine Müdafaası Peygamberimizin Gölgesinde Son Türkler; yedi ana başlık etrafında şekillenmiş vaziyette. İlk bölümde Medine Müdafaası öncesinde bölgenin durumu anlatılmış. İkinci bölümde ise Medine Savunmasının gidişatı hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Üçüncü bölümde şehrin teslimi sonrası yaşanan esarete değinilmiş ve sonraki bölümler aracılıyla ise Medine’nin bizden sonraki durumu anlatılmış.
Kitabı değerlendirme mahiyetinde birkaç satır yazmak gerekirse, eserin kale savunmasının yapıldığı sırada bizzat şehir içinde yer alan birisi tarafından kaleme alınması onu çok kıymetli bir hale getiriyor. Son derece sade ve okuyucuyu yormayan bir dilin kullanılmış olması da bir başka güzellik. Kitabın çoğunluğu tıpkı Falih Rıfkı Atay’ın Zeytindağı kitabı gibi bir-iki sayfalık kısa anılardan oluşuyor. Bu sebepten ötürü kitabımızı hatırat gözüyle okuyanlar da olacaktır. Fakat doğrudan doğruya bir hatırattan ziyade bölgede yaşanan sıkıntıların da tahlilleri yapılmış ve çözüm yolları da aranmıştır. İçerisinde çok sayıda belgenin açıklamasıyla yer aldığı ve görsel argümanlarla desteklendiği bu kitabın, meseleyi sadece Medine Müdafaası özelinde değil de, bölge sorunlarının tamamı kapsamında ele alışı daha zengin bir görüş açısı yaratıp, okuyucunun büyük resmi görmesini sağlıyor. Kitap başından sonuna kadar manevi duygular yüklü ve anlatılan hikâyelerde çevre çok iyi tasvir edilmiş. Eserin bünyesinde barındırdığı haritalar ise bölgeyi gözümüzün önünde canlandırmamız açısından son derece mühim. Kitabın 190. sayfasında yer alan ve şehrin teslimini konu edinen “Fahreddin Paşa nasıl teslim olabilirdi? başlıklı bölüm ve İdris Sabih Bey tarafından kaleme alınan şiir okuyucunun gözlerini yaşatacak cinsten. Ayrıca 469 ve 470. sayfalarda İstanbul’a gönderilen kutsal emanetlerin kütük kayıt numaralarının tam bir liste haline verilmiş olması, geçtiğimiz aylarda ülkemizin tanınmış bir akademisyenin Medine Müdafaası esnasında kutsal emanetlerin durumuyla ilgili ortaya attığı mesnetsiz iddialarını boşa çıkarır niteliktedir. Kitabın en önemli özelliği bir kale savunmasının hikâyesini anlatmasından ziyade bölgedeki İngiliz planlarını ve işbirlikçilerini de gözler önüne seriyor oluşu. Bununla birlikte kitabı okuyacak olan kişi eserde bahsedilen bölgeler, şahıslar ve olaylar hakkında ufak çaplı bir araştırma yaparsa verilen bilgiler zihninde çok daha kolay yer tutar. Kitabın daha hemen başında Feridun Kandemir ve Fahreddin Paşa’nın biyografileri anlatılarak şahıslar hakkında bilgilendirme sağlanmış. Fakat bu unutulmamalıdır ki kitabın yazarı Feridun Kandemir Bey muharebeler sırasında savaşmış birisi değil, Kızılay adına bölgede görevlendirilmiş birisidir. Bundan ötürü onun satırlarına, hatıratını yazan bir asker gözüyle bakmamak gerekir.
Eserle ilgili iki olumsuz eleştirim olacak. Bunlardan ilkinin sebebi, kitabın olay bütünlüğünden uzak olmasından kaynaklıdır. Okuyucu, bazıları birbirinden tamamen bağlantısız olan kopuk hikâyeler arasında yolunu bularak olay örgüsünü ve kronolojik sıralamayı kendi zihninde oturmaya çalışıyor. Bir diğer olumsuz eleştirim kitabın her problemi casuslara atması üzerinden olacaktır. Bölgede karşımıza çıkan tüm musibetlerin altında İngiliz ve Yahudi casusları aranmış. Bir kez bile ne iğne ne de çuvaldızı kendimize batırmak zahmetine kalkışılmamış.
Feridun KANDEMİR, İstanbul, Yağmur Yayınevi, 2017, 479 Sayfa, ISBN: 978-975-7747-12-2
Yazar: Tamercan ÇAĞLAR

