Arnavutluk’tan Basra’ya 18. Yüzyılda Kayserili Bir Katibin Seyahat Anıları

Seyahat yazıları, bizlere görmediğimiz, gidemediğimiz coğrafyalar, ülke ve şehirler hakkında bilgi sunar. Seyyah dikkatli ve iyi bir gözlemci ise öğreneceğimiz bilgiler daha geniş olur. Yazıcı Murtaza kâtip olarak görevi gereği gezdiği yerleri kaleme alarak bizlere harika bir eser tevdi etmiştir.
1699-1709 yılları arasında Kayseri’den yola çıkıp, Anadolu, Balkanlar ve Arap coğrafyasına yapmış olduğu seyahati sırasında başından geçen, tanık olduğu olayları ve siyasi, sosyal, iktisadi açıdan önemli izlenimlerini eserinde aktarmıştır. Eser Osmanlıca kaleme alınmış transkripsiyonunu yaparak neşrini hazırlayan Mehmet Yaşar Ertaş hocamızdır. Yaşar Hocamız eseri Ankara Milli Kütüphane, Milli Kütüphaneler Yazmalar Koleksiyonu’nda 06 Mil. Yz. A. 4277/2 yer numarası ile, künye bilgisinde “Seyâhât-name”, yazarı ise “Resmî-i Kayserî” olarak kayıtlı olduğunu belirtir. Dipnotlarla da zenginleştirilen eser, ayet, dua, ilahi, hadis, şarkı, türkü ve çeşitli şairlere ait şiirlerin de derlendiği kıymetli bir kitap türüdür.
Aslen Kayserili olduğunu metinde sık sık aktaran Yazıcı Murtaza ancak Kayseri’nin neresinden olduğunu belirtmemiştir. “Elime biraz para geçer ve borçlarımı öderim” umuduyla memleketinden ve ailesinden ayrılıp yola çıkmış ancak büyük bir hayal kırıklığı ve özlemle memleketine dönmüştür. Mesleği ile ilgili ip uçları vermekle beraber eserin sonunda “Basra’dan geldikten sonra 1127(1715) senesinde Kuşçu Ağası’na yazıcı olup gezdüğümüzde gördüğümüz kasaba ve şehirler bunlardır ki zikr olunur” notuyla kendisinin yazıcı olduğunu anlamaktayız. Yazdığı şiirler ve notlarında mahlas olarak “yazıcı” kullanması bunu teyit etmektedir. Ailesi ve kendisi hakkındaki bilgileri yine eserinde derkenarlara düştüğü notlardan öğrenmekteyiz. 28 Mart 1674 tarihinde doğan Yazıcı Murtaza, 18 yaşında evlenmiştir. 22 yaşında Tırnova’da cizye tahsili görevine başlamış, bu görevi sonunda memleketine dönmüş ancak 1699 yılında tekrar ayrılmıştır. Önce İstanbul’a akabinde Rumeli’ye geçmiş buradan da ayrılarak tekrar Anadolu’ya geçerek çeşitli görevlerde bulunmuştur.
Bu görevler içinde üç yıl kaldığı Erzurum’da beylerbeyinin hizmeti, Basra’da kaldığı üç yıl zarfında yine beylerbeyinin hizmetinde bulunmuştur. 1709 yılında evine dönen Yazıcı Murtaza, kuşçu ağasına yazıcı olmuştur. Görevi süresince Adana ve Isparta’ya sahada görevli olarak gitmesi dışında memleketinden ve ailesinden ayrılmamıştır. Tek eşli olduğu tahmin edilen, eşinden hiç bahsetmeyen yazarın toplamda on çocuğu olmuştur. Ancak çocuklarının sadece iki tanesi (biri kız biri erkek) hayatta kalmıştır.
Yazar, yolculuk yaptığı güzergâh üzerindeki mekanları, kasabaları ve şehirleri tanıtmakta, hatta bazı bölgeler başlı başına vakayiname niteliğinde kaleme almıştır. Eserin birçok yerinde yaptığı açıklamalarla bir yolcunun ihtiyacını karşılayacak şekilde belirtilmesi eserin yazma amacını da göstermektedir. Konakladığı her bölgenin etnik nüfusundan, gündelik hayatına, meşhur olan yemeğinden, yetiştirilen tarım ürününe, ticaret hayatından geçim kaynaklarına kadar her detayı anlatmaktadır. Yazar esere Kayseri’den İstanbul’a gitmek için Kırşehir, Ankara, Ayaş, Beypazarı, Göynük, Taraklı, Geyve, Sapanca, İzmit, Gebze, Pendik, Kartal ve Üsküdar güzergâhını anlatarak başlıyor. Yol üzerinde geçtiği ve konakladığı her yerde notlar tutmuştur. Örneğin Kırşehir’le ilgili olarak: “Bu şehir küçük şehirdir her şey bulunur. Kal’ası yoktur. Bağ çoktur, misafir içün hayrat tekyeler vardır. Ekseri ‘âdem Türkman’dır”. Akabinde Engürü (Ankara) için: “Bu şehir şehr-î azîmdir bütün kal’a içindedir ve iç kal’a üç katdır ve büyükdür. Güzel camiler, saraylar, hanlar, hamamlar ve evler vardır. Binalar ekseri taş az olduğu içün kerpiçtir…Acâib gökçek çarsusı vardır”.Yine Beypazarı için: “Bayağı şehirlenür hanları, camileri ve çarşusu güzeldir. Amma ‘ademi biraz yanazdır. Köyleri ekseri yörüktür. Evleri ekseri tahtadır ve haftada bir gün pazarı durur”. Göynük için en dikkat çeken söylemi: “…Her eve su götürmüşler, ağaç oluğla ve ayak çeşmeleri fi’l-cümle bu suyun üzerindedir ve her ayak çeşmesine uyluk kalınlığı su gelür her ne olursa pâklar götürür asla bet râhiya yoktur”. Kasaba-i Taraklı içinse her şey bulunduğu, arpa, saman ve odunun bol olduğu ve “ademi bütün büyüğü küçüğü yeniçeri geçinürler” diye aktarmaktadır.
Yazar en çok İslambol (İstanbul)dan etkilenir ve en çok ondan bahseder. “Bu İslambol dediğimiz şehir gibi şehir ne Acem’de ne Özbek’de ne Hindistan’da ne Kâfiristân’da yoktur eğer büyüklüğü, eğer insanın çokluğu, eğer din-i İslâm’ın kadri bilinmesi”. Yazar adeta İstanbul’un güzelliği karşısında adeta mest olmuştur. “Bir padişahın memleketinde böyle ulemâsı, sulehâsı çok ve her şeyi gökçek yer yokdur”. Şehrin yirmi dört kapılı kale içinde olduğunu belirten yazar, saraylarını, camilerini çeşmelerini, çarşı-pazarlarını öve öve bitiremez. “İslâmbol’u görmeyen bende bir şey gördüm demesün”. Ancak çok kızdığı ve eleştirdikleri de mevcuttur tabi. Örneğin: “Eğer bu şehirde puşt oğlan ve zânî avret olmasa belki âşikâre bu şehre nûr inerdi. Edep hayâ yokdur”.
İstanbul’dan sonra Trakya’ya geçen yazar buralarla ilgili olarak sulak, çarşıları, camileri ve evlerinin güzel olduğunu, mahrumiyet yaşanmadığını bilakis her şeyin mevcut olduğunu belirtir. Tekirdağ’ın Edirne’nin iskelesi olmakla deryadan ne gelirse buradan şehre geldiğini belirtir. Rumeli ile alakalı en göze çarpanlar, havası, doğal güzelliği, yine pazarları, ticareti, camileri, evleri ve etnik nüfusundan çokça bahseder.
Kâtip Murtaza Rumeli’den tekrar Anadolu’ya geçmiş ve güzergâhı Karadeniz’e doğru yönelmiştir. Hendek, Bolu, Tosya, Osmancık, Amasya, Erbaa, Niksar, Erzincan, Bayburt, Trabzon ve Erzurum’a kadar yol katetmiş ve burada üç yıl konaklamıştır. Erzurum’da bulunduğu dönemde beylerbeyinin hizmetinde görev almıştır. Tekrar Diyarbakır üzerinden Mardin ve Erbil, Kerkük, Bağdat ve nihayetinde Basra’da son bulur. Üç yıl da burada görev yaptıktan sonra memleketi Kayseri’ye döner.
Eseri incelediğimizde en dikkat çekici detaylardan biri yöresel özelliklerdir. Örneğin, Kırıkkale’nin meşhur köftesinden, Yenice kasabasında yetişen Yenice tütününden, Rumeli Pürmet kasabasının çok meşhur peynirinden, Canik’te yetişen bolca elma, armut gibi meyvelerinden, Erzincan kebabından, Trabzon’unun kirazı, altın, gümüş madenleri gibi. Bölge bölge etnik kökenden de bahseden yazar, Rusçuk’un Çernovada köyü için “Fi’l-cümle Rum kâfiri bâzirgândır”, Selanik ve Diyarbakır’da “ve Yahudi kâfirlerinin çokluğu bu şehirdedir”, kasaba-i Görice için “Lâkin Türkçe bilmez, Arnavid’dir”, Erzurum’un Palu ilçesi için “ekseri kâfir köyleridir, Müslüman azdır”, Mardin için, “ve bu şehirde gayrı Arap çokdur bu dahi Arabüstan sayılsa olur, farkı yoktur”
On yıl boyunca şehir şehir dolaşıp, belki daha iyi görev alırım özellikle İstanbul’da yüksek mevkilere getirilme şansı yakalarım diyerek yola çıkan yazarımız büyük hüsran ve hayal kırıklığıyla memleketine dönmüştür. “Meğer paşalı olmak derbederin türbedarı olup akıbeti benim gibi hikâyeci olmak imiş” sözleri ile ne kadar hüsrana uğradığını belirtir. Yıllarca ailesinden ayrı çektiği hasret ve ayrılık acısı da cabası. Yola çıktığında küçük bebek olan oğlu döndüğünde on yaşında kocaman olmuş ve birbirlerinden kopuk olarak hayata devam etmişlerdir. Gezdiği gördüğü yerler hakkında bugün bizlere o dönemle alakalı oldukça kıymetli bilgiler aktarmakla bizleri hayli bilgilendirmiştir.
Arnavutluk’tan Basra’ya 18. Yüzyılda Kayserili Bir Katibin Seyahat Anıları, Yazıcı Murtaza (Hazırlayan: Mehmet Yaşar Ertaş), Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2020, 128 Sayfa
Yazar: Emine Serpil Atsal Çapan
