Sivas Basın Tarihine Dair İbrahim Yasak ile Bir Söyleşi

Sivas Basın Tarihi – İbrahim Yasak

SORU 1: Merhabalar, öncelikle söyleşi teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben teşekkür ederim. Merhabalar… Sivaslıyım öncelikle, 1958 doğumlu. İlk ve orta öğrenimimi bu kadim şehirde yaptım. Yükseköğrenimimi ise İktisat Fakültesi’nde tamamlayarak mezun oldum. Çalışma hayatıma 1982 yılında, Çitosan Sivas Çimento Fabrikası’nda devlet memuru olarak başladım. Sonrasında özel sektörde; Lafarge, Cimpor ve Votorantim gibi uluslararası firmalarda çeşitli kademelerde görev yaptım. 2009-2014 yılları arasında İl Genel Meclisi üyeliği ve Meclis Başkan Vekilliği görevlerinde bulundum. Tekrar memurluğa dönerek Millî Savunma Bakanlığı, TBMM ve Millî Eğitim Bakanlığı’nda Bakanlık Müşaviri olarak görev yaptım. 2021 yılında emekli oldum. Ancak emeklilik sonrasında da Sivas Valiliği’nin yürüttüğü müzeler, yayınlar ve kültür-sanat projelerinde (2018-2022) aktif olarak yer aldım. Hâlen Sivas Hizmet Vakfı Genel Sekreterliği görevini sürdürmekteyim.

Çalışma hayatım boyunca, kültürel yolculuğum da aksamadan, sürekli daha da artarak kendi mecrasında devam etti. Hep okudum ve yazdım. İlk şiirim, Cahit Zarifoğlu’nun hazırladığı “Seçtiklerimiz” bölümünde Mavera dergisinde yayımlandı. Kurucuları arasında yer aldığım Gurbet ve Buruciye edebiyat dergilerinin yayın kurullarında, Hayat Ağacı dergisinin editörlüğünde ve Sultanşehir dergisinin yayın yönetmenliğinde bulundum. Şiirden hikâyeye, şehir yazılarından kültürel araştırmalara kadar birçok alanda eser verdim; tebliğler sundum. Araştırma, şehir kültürü ve edebî eserlerden oluşan yirmiyi aşkın kitabım yayımlandı, birçok kitabın editörlüğünü yaptım, yayın aşamasında katkıda bulundum. Çalışma hayatımın yanında Sivas’ın şehir tarihi, kültürü, folkloru ve toplumsal hafızasına dair yazılarım, kitaplarım ve dergilerle geçen bir ömürden söz edebilirim özetle.

Bir de gazetecilik serüvenim var elbette, muhabirlikte gazete çıkarmaya kadar… İlk gençlik yıllarımdan itibaren Sivas matbaalarında amatör bir ruhla başladığım yolculuk; hurufat kasalarından entertype dizgi makinelerine, oradan dijital tasarım ve yayına uzanan uzun bir hikâye… 1970’li yılların sonunda ulusal gazetelere muhabirlikle başlayan bu süreç, matbaalarda ve gazetelerde manşet atmaktan haber yazmaya, sayfa tasarımından köşe yazılarına kadar uzandı ve sanırım hiç ara vermeden sürdü. Kısacası; ömrüm, satırların, şehirlerin ve insan hikâyelerinin izini sürerek geçti ve hâlen de geçmekte…

SORU 2: 15 yıllık uzun soluklu “Sivas Basın Tarihi” isimli çalışmanın sizi en çok zorlayan aşamaları nelerdi? En beklenmedik karşılaşmalar hangileriydi?

Zor ve meşakkatli bir süreçti. Uzun soluklu bir emek. Belki de en zorlu kısmı, bu yolculuğun başlı başına bir “bilinmezlik” içinde ilerliyor oluşuydu. Yaklaşık bir buçuk asra yaklaşan Sivas’ın yerel basın serüveni; adı bilinen ama nüshası bulunamayan, bazılarının ise ismi dahi unutulmuş pek çok gazeteyi aramak ve tespit etmekti öncelikle. Bugün kitabın sayfalarında adı geçen çoğu gazete meçhuldü, bilinmiyordu; ismi unutulmuştu veya arşivi yoktu. Nitekim hâlâ ismini tespit edemediğim gazeteler olabilir ve bunca uğraşıma rağmen 10 tanesinin hiçbir nüshasına ulaşamadım, kişisel çabalarımla 124 gazeteyi tespit ettim, 114 tanesine ulaşabildim. Bir yola çıkmıştım, bilinenlerin kısmen arşivi ya da birkaç nüshası olanları vardı. Ya bilinmeyenler? Önce bunların izini sürmek gerekiyordu. Hangi gazeteler vardı, ne zaman ve kimler tarafından yayımlanmıştı? Bu soruların cevapları çoğunlukla karanlıktaydı. Dolayısıyla bu süreç, bir bakıma tarihin tozlu rafları arasında gazete arayarak geçti. Var mıdır düşüncesiyle iz sürmek, hatta neyin peşinde olduğunuzu dahi tam olarak bilmeden bir define aramak gibiydi. Ne bulacağınızı, neyle karşılaşacağınızı kestiremeden çıkılan bir yolculuk oldu benim için…

İsmi bilinen, kısmen arşivi bulunan özellikle uzun ömürlü gazeteler bir sorun değildi, arşivleri tam olmasa da ulaşmakta sıkıntı yaşamadım. Ancak, uzun süreli olmayan, az sayıda çıkan gazeteleri tespit etmek ve nüshalarına ulaşmak ise süreci hem uzattı hem yordu. Yine en temel zorluklardan biri, kuşkusuz arşivlerin yetersizliği, dağınıklığı ve erişilemezliğiydi. Ne yazık ki Sivas’ta yayımlanmış gazetelerin büyük bölümü ya kayıptı ya da yalnızca tek tük, dağınık şekilde bulunabiliyordu. Kimi zaman bir matbaacının çekmecesinde, kimi zaman emekli bir gazetecinin evinde, bazen de bir üniversite kütüphanesinin ihmal edilmiş raflarında karşıma çıkan tek nüshalarla ilerlemek zorunda kaldım. Buldukça sevindim, sevindikçe taramaya, aramaya devam ettim. Her karşılaştığım sayfa, kayıp olmaya yüz tutmuş bir hatıra gibiydi. Logolardan yazar kadrosuna, yazım dili ve mizanpajından yayın politikasına kadar en küçük ayrıntıları sabırla bir araya getirmeye çalıştım. En beklenmedik karşılaşmalar ise, bugüne dek hiçbir yerde adı anılmamış bazı yerel gazetelerle karşılaşmam oldu. Kimi zaman sadece birkaç sayfadan ibaret ya da yıpranmış, ıslanmış, bir kısmı yırtılmış olsalar da bu yayınların taşıdığı anlam yükü büyüktü. Âdeta kendi döneminin nabzını tutan, sessiz ama güçlü bir tanıklıktı bunlar. Onları gün yüzüne çıkarmaya çalıştım.

Zorluk sadece bilgiye erişememekle sınırlı değildi; asıl güçlük, bulunan bu parçaları bir araya getirip anlamlı ve tutarlı bir anlatıya dönüştürebilmekti. Her gazete için yalnızca künyesini değil, ruhunu da yansıtacak bir panorama oluşturmak gerekiyordu. Bu da yalnızca bir araştırmacının değil, aynı zamanda belleğe ve kültüre sadık bir anlatıcının işiydi. O nedenle hazırladığım kitabın ön sözünde de belirttiğim gibi hazırladığım kitap “basın tarihine giriş mesabesindedir.” İsimlerini, künyelerini, çıkış amaçlarını, periyotlarını ve tespit edebildiğim yayın ve yazar kadrosunu vermekle yetindim. Her gazete için derinlikli ve kapsamlı değerlendirmeler ve incelemeler yapılması kanaatindeyim. Böylesi yapılacak bir çalışma şehri ve bu şehre ait birikimleri ortaya çıkaracaktır.

Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki bu çalışma, evet Sivas için bir yerel basın envanteri; aynı zamanda gazeteleri yaşatmış ve emek vermiş isimsiz basın emektarları için vefanın yazıya dökülmüş hâlidir. Çünkü yerel basın, sadece bir haber kaynağı değil; kadim bir şehrin hafızası, kimliği ve vicdanıdır. Ve o hafızayı korumak, aslında bir kültür nöbetini dünden bugüne ve yarına devretmek düşüncesidir.

SORU 3: Araştırmanızı yaparken kullandığınız başlıca kaynaklar ve yöntemler nelerdi? Sözlü tarih yöntemine başvurdunuz mu?

Bu çalışmanın temel omurgasını, doğrudan belge niteliğindeki yerel gazete nüshaları oluşturdu. Ancak daha önce de belirttiğim gibi en büyük engel; sistemli bir arşiv yapısının eksikliği, mevcut olanların ise dağınıklığı ve erişilmezliğiydi. Pek çok kıymetli koleksiyon, yer değiştirmeler, yangınlar, taşınmalar sırasında yitip gitmiş; bazıları ise ilgisizlik ve ihmalin gölgesinde sessizce kaybolmuştu. Böyle olunca, çalışmanın önemli aşaması, suskunlukla unutulmuş bir tarihin izini sürmekle geçti. Bazen sayfalar dolusu bilginin değil, sadece bir gazete isminin peşine düşmek bile aylar süren bir uğraşa dönüştü. Bu sessizlik duvarını aşmak için farklı yolları denemem gerekti. Yazılı kaynaklar arasında şehir tarihiyle ilgili kitaplar, dönem dergileri, hatıratlar ve akademik tezler önemli ipuçları verdi. Özellikle bazı unutulmuş gazetelerin izini, yalnızca birkaç satırla anıldıkları kitap dipnotlarında veya bir hatıratın ara cümlelerinde yakalayabildim. Bu ipuçları, kimi zaman beni bir gazetenin künyesine, kimi zaman da onun matbaa serüvenine götürdü.

Ancak yazılı belgeler kadar önemli bir kaynak ise sözlü hafızaydı. Sivas’ta gazetecilik yapmış, matbaa mürekkebinde ömür tüketmiş, yayıncılık serüvenine tanıklık etmiş pek çok isimle görüşme gerçekleştirdim. Bu görüşmelerde sadece bilgi değil, bir dönemin hissiyatı, ruhu, sancısı da dile geldi. Resmî belgelerin kayıtlarında yer almayan pek çok konuda, bu hatıralar yol gösterici oldu. Bir gazetenin neden kurulduğu, nasıl yayımlandığı, hangi güçlüklerle yol aldığı gibi soruların cevapları çoğu zaman bu hatıra niteliğindeki anlatılarda saklıydı. Elbette sözlü tarih yöntemi kendi içinde belli riskler taşıyor. Hafızanın doğası gereği unutmalar, eksik aktarımlar, hatta kişisel yorumlarla örülmüş çelişkiler kaçınılmaz oluyor. Bunlarda yöntemin insani tarafıdır doğal olarak. Ben, bu anlatıları mutlak hakikatler olarak değil; eleştirel bir süzgeçten geçirerek, elde olan yazılı belgelerle birlikte değerlendirerek kullanmaya özen gösterdim. Böylece hem belgenin sağlamlığı hem de hatıranın sıcaklığı arasında bir denge kurmaya çalıştım.

Neticede yazdıklarım ve yazamadıklarımla bu araştırma, yalnızca gazete koleksiyonlarının listelendiği bir arşiv çalışmasının ötesine geçti. Aynı zamanda yerel hafızanın, insan emeğinin ve kültürel sürekliliğin izini süren bir bellek inşasına şahit oldum. Özetle o belleği hem gazetenin sayfalarından hem de insan seslerinden tespit etmeye çalıştım.

SORU 4: Arşivlere erişim konusunda ne tür kurumsal ya da bireysel engellerle karşılaştınız?

Bu çalışmanın başlangıç noktası “önceliği” dünden bugüne yayımlanmış olan “gazeteler”i tespit etmek, isimlerini ve nüshalarını bulma arayışıydı. Böylesine yerel hafıza odaklı bir çalışmanın en meşakkatli yanı, görünmeyeni aramakla başlamak olduğunu biliyordum. Elinizde bir gazete adı yoksa ne zaman, nerede ve kim tarafından yayımlandığına dair en ufak bir veri bile yoksa âdeta karanlıkta iz sürmeye çalışıyorsunuz demektir. Bu çalışmanın ilk yılları tam da böyle geçti: İpuçlarıyla değil, sezgilerle ilerleyen bir yolculuk diyebiliriz. İsmini tespit ettiğim gazeteye gerçekten ulaşmak ise bambaşka bir zahmetti. Özellikle uzun ömürlü gazetelerin ve derleme kütüphanelerine gönderilen gazetelere ulaşmakta önemli bir sıkıntı yaşamadım. Farklı şehirlerde farklı kütüphanelerdeki nüshalara ulaşmak zor olsa da zaman içinde derledim. Ancak, derleme kütüphanelerine ulaştırılmayan gazeteleri tespit etmek ve ulaşmak bu araştırmanın en zorlu süreciydi. Çünkü yerel ya da ulusal düzeyde arşivlemesi gereken gazeteyi, yayımlayan kişi ve ortaklıklar ya nüshaları arşivlememiş ya da zaman içinde arşiv korunamamıştı. “Elimizde yok” cevabını almak için bile kimi zaman haftalar süren bekleyişler, tekrar tekrar yapılan başvurular gerekiyordu. Arşivler çoğunlukla dağınık, tanımsız, korunaksız ve dijital erişimden yoksundu. Özellikle matbaa sahiplerinde veya olması gereken muhtemel arşivlerde yaptığım araştırmalar hem zaman aldı hem yorucu oldu. Yaşadığım en büyük zorluklardan biri de pandemi dönemine denk gelmesiydi. Yüz yüze görüşmeler imkânsızlaştı, belgelerden uzak kalındı, saha araştırması dijital sınırlara sıkıştı. Tüm bu zorluklara rağmen, telefonla yapılan röportajlardan e-posta üzerinden gelen belge kırıntılarına kadar her yolu değerlendirmek zorunda kaldım.

Tüm bu süreç bana bir kez daha gösterdi ki yerel basın, kıymetli ama son derece kırılgan bir hafıza taşıyıcısıdır. Arşivlenme süreci bireysel çabalara bırakılamayacak kadar stratejik ve kültürel bir sorumluluktur. Kurumsal bilinçle desteklenmeyen her geçmiş, sessizce silinmekte ve kaybolmaktadır. Ben bu silinişle karşı karşıya kaldım işte…

İbrahim Yasak

SORU 5: Sivas basın tarihinde sizce “bellek” kavramının yeri nedir? Yerel gazete, kent kimliğinin taşıyıcısı olabilir mi?

Hiç kuşkusuz, yerel gazeteler bir şehrin gün gün, satır satır kayda geçmiş fotoğraflarıdır, belgeleridir, nihayetinde hafızasıdır. Özellikle Sivas gibi kadim ve tarihsel katmanlara, zengin kültürel birikime sahip bir şehirde, bu belleğin anlamı yalnızca geçmişi hatırlamakla sınırlı değildir; aynı zamanda o geçmişi anlamlandırmak, değerlendirmek ve geleceğe taşımak görevini de yerine getirmekle yükümlüdür. Zira yerel basın, hayatın birçok alanından bilgi aktarır. Asayişten eğitime, belediyecilikten kültürel etkinliklere, ulaşımdan sosyal yaşama kadar geniş bir yelpazede şehrin fotoğrafını kaydeder ve yorumlar. Ama daha da önemlisi, bu tanıklığı yalnızca olaylar üzerinden değil; olayların ardındaki toplumsal ruh, bireysel bakış ve zihinsel iklim üzerinden değerlendirir. Mahallî gazetelerdeki bir manşet, bir köşe yazısı, bir ilan, bir reklam ya da bir okuyucu mektubu; o dönemin hayatından bir kesittir ve günümüze yansımasıdır. Bir sinema ilanı, o dönemin gençlik ve sosyal kültürünü anlatır. Bir kamu duyurusu, dönemin ekonomik koşullarına dair ipuçları verir. Bir eleştiri yazısı, şehirdeki siyasal ya da sosyal duyarlılıkları yansıtır. Kısacası, yerel gazete dediğimiz şey yalnızca bir haber aktarıcısı değil; aynı zamanda bir hafıza ve bir sosyolojik analiz yapılacak veri tabanıdır, toplumun aynasıdır.

Bu yönüyle yerel gazeteler, şehir kimliğinin hem arşivcisi hem de anlatıcısıdır. Şehir belleğini sadece kaydeden değil, aynı zamanda inşa eden, kurgulayan ve şekillendiren bir araçtır. Çünkü şehir kimliği sadece taşla, bina ile değil; hafızayla, anlatıyla ve ortak deneyimlerle kurulur. Yerel basın, bu ortaklığın kayıt altına alıcı ve geleceğe aktarıcısıdır. Bugün geriye dönüp baktığınızda, arşivlerden çıkarılan bir gazete nüshasında yalnızca haber metinleri değil; bir zamanın sesi, kalbi ve ruhu duyulur. Bu nedenle mahallî gazeteler, âdeta zamanı yansıtan vakkanüslerdir yani tarihçilerdir; görünmeyeni görünür kılar, unutulanı hatırlatırlar. Sonuç olarak, yerel gazete bir şehrin yalnızca sesi değil; vicdanı, hafızası ve kimliğidir. Bu bağlamda Sivas basın tarihi çalışmamız bana, yerel belleğin ne kadar derin, kıymetli ve korunmaya muhtaç olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü; hafızasını yitiren şehir, kendini de yitirmeye mahkûmdur.

SORU 6: Bu gazetelerin içeriklerinden hareketle Sivas halkının tarih boyunca hangi meselelere duyarlılık gösterdiğini söyleyebiliriz?

Hazırladığım çalışma, daha çok gazetelerin künyeleri, yayın kadroları ve yayınlanış amaçları üzerine kurulu bir envanter niteliğinde. İçerik çözümlemeleri bu çalışmanın temel konusu ve odağı olmasa da uzun süren çalışmalarım sırasında doğal olarak birçok gözlemlerim, birikimim ve değerlendirmelerim muhakkak ki oluştu.

Genel olarak söylemek gerekirse, Sivas basını yalnızca yerel hadiselerle değil; ülke ve zaman zaman dünya ölçeğindeki gelişmelerle de yakından ilgilenmiştir. Hâliyle gazetenin yayın döneminde vuku bulan olaylar, yaklaşımlar gazete sayfalarında yer almıştır. Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’in ilk yıllarına, oradan günümüze kadar süregelen hadiseler, idari kararlardan eğitim ve sağlığa, kültürden ekonomi ve ahlaki değerlere kadar geniş bir yelpazeyi gazete sayfalarına taşımıştır. Bunlar şehir halkının ilgi ve duyarlılık gösterdiği konular olduğu açıktır. Özellikle Millî Mücadele yıllarında basın, halkın istiklal şuurunu yansıtan bir direniş diliyle şekillenmiş; Cumhuriyet’le birlikte modernleşme, kalkınma, kadınların toplumsal rolü, gençliğin eğitimi gibi temalar öne çıkmıştır. Tarım, ticaret, hayat pahalılığı, ulaşım, şehit ve gazilere vefa, afet dayanışmaları gibi konular da gazete sayfalarında sıkça yer bulmuş; spor, sinema gibi kültürel etkinlikler sayfalara yansımıştır. Bunlarda Sivas halkının hem bireysel hem toplumsal olarak ne denli ilgili ve takipçisi olduğunu göstermektedir. Yerel gazeteler; her şehirde olduğu gibi Sivas’ta da Sivaslıların hem gözü hem de gönlü olduğunu, açıkça ortaya koymaktadır.

SORU 7: Sivas’ta basın ile siyaset arasındaki ilişki hangi dönemlerde daha belirginleşti?

Sivas basınının siyasetle olan ilişkisi, kimi dönemlerde sessiz bir gölge gibi perde arkasında dolaşmış; kimi dönemlerde ise bizzat sahneye çıkarak siyasi iklimin yönünü tayin eden başat bir aktöre dönüşmüştür. Özellikle kritik tarihsel eşiklerde, yerel basın yalnızca siyasi haberleri aktaran bir mecra olmanın ötesine taşmış; kimi zamanlarda ideallerin, yönelişlerin ve toplumsal yönlendirmelerin asli aktörü olmuştur.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde yayın hayatına giren gazetelerde, kamuoyuna bilgi sunma amacı öne çıkmakla birlikte, bu yayınların büyük ölçüde merkezî idarenin görüşlerini yansıttığı görülmektedir. Gazeteler, özellikle sağlık, tarım ve hukuki düzenlemeler gibi alanlarda halkı bilgilendirme işlevi üstlenmiştir. Basın-siyaset ilişkisi Sivas’ta en açık ve en etkin biçimiyle Millî Mücadele yıllarında tezahür etmiştir. 4 Eylül Sivas Kongresi’nin ardından yayınlanan İrade-i Milliye gazetesi, sadece bir şehrin değil, bütün bir milletin ve Millî Mücadele’nin sesi olmuştur. İrade-i Milliye gazetesi, yalnızca bilgi akışı sağlamakla kalmamış; halkı Millî Mücadele için teşvik eden, moral veren, birlik ve direniş fikrini diri tutan bir fikir ve irade beyanı olmuştur. O dönemin gazeteleri âdeta matbaa mürekkebiyle yazılmış birer istiklal çağrısıdır. Yine Cumhuriyet’in ilanı ve tek parti döneminde, Halkevleri’nin gölgesinde şekillenen yerel basın, halkçılık ve modernleşme ideallerinin sözcüsü hâline gelmiştir.

Ancak asıl kırılma, çok partili hayata geçişle görülmektedir. Sivas’ta yerel basının siyasete en görünür etkisi, özellikle seçim dönemlerinde ortaya çıkmıştır. 1940’larda CHP çizgisinde yayın yapan Ülke gazetesi, yalnız Sivas’ta değil Doğu Anadolu Bölgesi illerindeki siyasal eğilimleri de etkileyecek bir politika izlemiştir. 1949’da yayımlanan Hakikat gazetesi ise Demokrat Parti’yi destekleyerek 1950 seçimlerinde Sivas’ın milletvekili listelerinin değişmesine zemin hazırlamıştır. 1984 seçimlerinden sonra yerel iktidarı kaybedenlerin çıkardığı Yeni Ülke, medyanın yerel siyasetteki güçlü rolünde söz sahibi olmak için yayın hayatına atılmıştır. 1989 seçimlerinde sadece üç hafta her sayısı 30 bini aşkın tirajıyla yayımlanan Bizim Sivas gazetesi, ülke genelindeki oy oranı çok düşük olan bir partiyi belediye yönetimine taşıyarak yerel basının halk üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymuştur. Sonraki seçim dönemlerinde çıkan kısa süreli yaygın dağıtım ve yüksek tiraja sahip gazetelerde bunları görebilmek mümkündür. Kısacası, Sivas basını dönem dönem seçim sonuçlarını doğrudan etkileyebilecek güce ulaşmıştır. Bu da yerel medyanın sadece haber aktaran değil, aynı zamanda tercihlere etki eden bir güç olduğuna işaret etmektedir.

Yıllar içinde bu ilişki kimi zaman artmış, kimi zaman azalmıştır. Özellikle sosyal medyanın yükselmesiyle birlikte mahallî basının siyasi yönlendirme kapasitesi görece zayıflamış; bilgiye erişimin kolaylaşması, çoğulculuğu artırmış; böylece basılı medya iklimi yerini çok merkezli dağınık bir dijital medyaya bırakmıştır. Görüldüğü üzere tarihî seyri içinde, Sivas basını yalnızca siyaset sahnesinin pasif izleyicisi olmamış; aksine kimi zaman yön verici, kimi zaman şekillendirici, kimi zaman da dönüştürücü bir rol üstlenmiştir. Gazeteler, bazen toplumun nabzını tutmuş, bazen de o nabzı bizzat kendisi yönlendirmiştir. Dolayısıyla Sivas’ta basının, yalnızca bir “haber veren” değil, aynı zamanda istikamete yön vermeye çalışan bir siyasal aktör olarak tarih sahnesinde yer aldığı söylenebilir.

SORU 8: İrade-i Milliye Gazetesi’nin basın tarihindeki özel konumu sizce nasıl bir örneklik teşkil ediyor?

Hiç kuşkusuz, İrade-i Milliye sadece bir gazete değil; bir milletin varlık mücadelesin sesini duyuran bir gazetedir. Onu diğer basın organlarından ayıran şey, Millî Mücadele’nin sesi olmasıdır; kâğıt üzerinde verdiği haber ve yorumlarla, taşıdığı ruh ve üstlendiği misyondur. Mustafa Kemal Paşa’nın doğrudan talimatıyla, 4 Eylül 1919’daki Sivas Kongresi’nde alınan karar gereğince 14 Eylül’de yayın hayatına başlayan gazetedir.

Sivas gibi Anadolu’nun merkezinde, işgal altındaki İstanbul basınına karşı çıkan bu ses; halkın morali olmuş, umudu olmuş, inancı olmuş. Sansürün, karanlığın ve teslimiyetin kol gezdiği bir dönemde, bağımsız bir milletin sesi olarak yükselmiştir. Sayfalarına yalnızca haberleri değil; milletin vicdanını, iradesini ve özgürlük talebini nakşetmiştir. Elbette yalnızca yazmakla kalmamış; yön vermiştir. Heyet-i Temsiliye’nin düşüncelerini halka duyurarak sadece bilgilendirmemiş, halkı bu kutlu mücadeleye ortak etmiştir. Sözün gücüyle fiilî direnişin temelleri arasında bir bağ kurmuştur. Sivil katılımı artırmış, millî şuuru pekiştirmiştir. Bu bağlamda İrade-i Milliye, toplumsal mobilizasyonun da öncülerinden biri olmuştur.

Başlığının altındaki “Metalib ve âmâl-i milliyenin müdafiidir” ifadesi, gazetenin varoluş gayesini en veciz şekilde anlatır: Millî iradenin yılmaz savunucusu olmak. Ve gerçekten de öyle olmuştur. Basının sadece olay anlatan bir araç değil, toplumu yönlendiren, dönüştüren, hatta bir milletin geleceğini inşa eden kurucu bir unsur olabileceğini tarihe not düşmüştür. Bugün geriye baktığımızda İrade-i Milliye, gazeteciliğin bir halk hareketine nasıl dönüştürülebileceğini, basının, karanlık zamanlarda nasıl bir meşale olabileceğini bize gösteren en güçlü örnektir. Kısacası, basın tarihimizin sadece başlangıç taşlarından değil; aynı zamanda ilham kaynaklarından biri olması nedeniyle özel bir gazetedir o…

SORU 9: Sivas basınında tematik çeşitliliği özellikle vurgulamanızın sebebi neydi? Bu çeşitlilik bize ne anlatıyor?

Evet, 1879’dan bugüne geçen bir buçuk asırda yayımlanmış 124 gazetenin içerik yelpazesine baktığımızda, karşımıza yalnızca haber değil; fikir, mizah, eğitim, spor ve meslek alanlarına yönelik yayın yapan içerikleriyle farklı kesimlere hitap eden tematik gazetelerin yayımlandığını görmekteyiz.  Bu, şehir hayatının ve şehir insanının ne kadar dinamik ve çoğulcu olduğunu gösteren kıymetli bir işarettir. Sivas’ta yayımlanan gazeteleri, hem okuyucu kitlesinin sosyal statüsü ve beklentisini hem de gazetelerin ele aldığı konuların toplumun ilgi alanlarıyla tematik uyumunu dikkate alarak gruplandırmaya çalıştım. Bu sayede, şehirdeki yayın çeşitliliğini ortaya koymak ve Sivas’ın gazetecilik geçmişini daha bütüncül ve anlaşılır bir biçimde değerlendirmeyi amaçladım. Bakınız, çocuk ve okul gazeteleri, bize şehrin eğitime verdiği önemi; mizah gazeteleri, halkın eleştirel zekâsını; spor gazeteleri, kolektif heyecan ve aidiyet duygusunu; meslek gazeteleri ise belli grupların talebini ve sesini kamuoyuna taşıma çabasını gösteriyor. Basın, böylece toplumun yalnızca bir kesimine değil, her katmanına hitap eden çoğulcu bir mecra hâline geliyor. Bu çeşitlilik aslında şehrin değişen ihtiyaçlarını, dönüşen değerlerini ve gelişen taleplerini de izlememizi sağlıyor. Yerel basın, yalnızca kayıt tutmamış; aynı zamanda zaman zaman yol göstermiş, yön vermiş. Bir başka deyişle Sivas basını, tematik içerikleriyle her kesimin vicdanı, hafızası ve nabzı olmuştur.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu tematik zenginliğin ardında güçlü bir toplumsal bilinç, dikkatli bir gözlem ve derin bir sorumluluk duygusu görüyoruz. İşte bu yüzden Sivas basını, sadece yerel bir medya pratiği değil; aynı zamanda çok sesli bir şehir arşivi, yaşayan bir toplumsal bellek olarak karşımızda duruyor.

SORU 10: Tek nüsha çıkan gazeteler üzerine ne tür değerlendirmeler yapılabilir? Bunlar basın tarihi içinde nasıl konumlandırılmalı?

Yayın ömürleri bir nüshadan ibaret olan gazeteler, yayın ömürlerinin kısalığına rağmen, dönemin toplumsal, siyasal ve kültürel atmosferini yansıtma bakımından kıymetli belgeler niteliğindedir. Bu tür yayınlar, yalnızca “geçici” ya da “anlık” yayınlar olarak görülmemelidir. Aksine, yayımlandıkları dönemin ruhunu, ifade biçimlerini ve toplumsal nabzını doğrudan yansıtmaları bakımından özgün belgeler olarak değerlendirilebilir. Sivas basın tarihinde yer alan tek nüshalık gazeteler, çoğunlukla özel bir olayın, bir tepkinin, kutlamanın ya da siyasi bir duruşun ifadesi olarak yayımlanmıştır. Bu yönüyle, yerel basın açısından halkın tavrının değerlendirilmesinde içerikleri ve yayınlanış sebepleri itibariyle toplumsal yapıyı analiz edilmesinde dikkate değerlerdir.

Bu tür tek sayılık yayınlar, basın tarihinin “zayıf halkası” değil; dönemin dili, anlatım tarzı ve iletişim pratiklerini yansıtan güçlü tanıklıklardır. Aynı zamanda, kullanılan kâğıt türü, baskı teknikleri ve mizanpaj anlayışıyla da dönemin yayıncılık koşullarını anlamaya katkı sağlar. Bir düğün, nikâh, kutlama ya da veda gibi sosyal anılar için çıkarılmış özel gazeteler, halkın basına duyduğu aidiyet duygusunu ve gazetenin bir iletişim aracı olmanın ötesinde duygusal bir taşıyıcıya dönüşebildiğini gösteren kıymetli örneklerdir. Dolayısıyla bu tür gazeteler, yalnızca bir dönemsel ifade biçimi değil; aynı zamanda yerel tarihin kültürel dokusuna ışık tutan düşünsel ve estetik hazineler olarak ele alınmalıdır. Sivas’ın basın hafızasında nadide bir yer edinen bu yayınlar, dikkatle ve titizlikle incelenmelidir. Zira kimi zaman bir şehrin tarihini anlamak, yüzlerce sayfalık arşiv taramasından değil, yalnızca tek bir nüshada saklı hakikatin izini sürmekten geçer.

SORU 11: Sivas dışında yayımlanan ama Sivas odaklı gazeteler hangi ihtiyaçlara cevap veriyordu?

Sivas dışında yayımlanan Sivas odaklı ve Sivaslılara hitap eden gazeteler, hemşerilik duygusunu yaşatmak ve aidiyet bağlarını korumak gibi çok önemli manevi ihtiyaçlara cevap vermiştir. Göç nedeniyle memleketlerinden uzak düşen insanların Sivas’la bağlarını koparmamalarını sağlamak, uzakları yakın kılmak bu gazetelerin temel işlevi olmuştur. Bu yayınlar, sadece güncel haber vermekle kalmamış, kültürel mirası ve ortak hafızayı canlı tutan, Sivas’ın sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal gelişmelerini gurbetçilere ulaştıran bir iletişim aracı olmuştur. Düğün, vefat, başarı gibi özel haberler aracılığıyla hemşeriler arasında toplumsal birlik ve dayanışma güçlendirilmiştir. Ayrıca bu gazeteler, farklı şehirlerde ya da ülkelerde yaşayan Sivaslıların bir arada olmalarını, ortak değerlerini korumalarını, çocuklarına aktarmalarını ve bulundukları coğrafyada özgün bir kimlik sergilemelerini mümkün kılmıştır. Özetle, Sivas dışında yayımlanan Sivas odaklı gazeteler, göçle zayıflayan toplumsal bağları yeniden örmüş, memleket sevgisini ve kültürel sürekliliği koruyan vazgeçilmez birer manevi köprü olmuştur.

SORU 12: Sivas’ta matbaanın gelişimi hakkında ne tür bilgiler edindiniz? Basın faaliyetlerinin teknik altyapısı ne ölçüde gelişmişti?

Her yerde olduğu gibi Sivas’ta da matbaanın kuruluşu ve gelişimi, teknik altyapı inşası, kültürel ve entelektüel bir uyanışın temelini ve başlangıcını oluşturur. Genel kabul gören görüşe göre, Vilayet Matbaası 1282 (1864-65) yılında Elhac Ahmet İzzet Paşa döneminde kurulmuş ve şehrin basın hayatının kurumsal temellerini atmıştır. Ancak, Osmanlı arşivlerindeki belgeler 1859 yılında Sivaslı Mehmet Efendi’nin matbaa kurmak için izin aldığını göstermesi nedeniyle, özel teşebbüsün Vilayet Matbaası’ndan önce başladığına işaret etmektedir. Ayrıca azınlıkların, özellikle Ermeni cemaatinin, kendi matbaalarına sahip oldukları ve çeşitli gazete ve dergi yayımladıklarına dair görüşler de mevcuttur.

İlerleyen süreç içinde Sivas, Anadolu’da matbaanın kök saldığı önemli merkezlerden biri olmuştur. Vilayet Matbaası faaliyette bulunduğu yaklaşık bir asır boyunca hem resmî evrak hem de kültürel yayınların basımında aktif rol üstlenmiştir. 1930’lı yıllardan sonra Sivas’ta özel müteşebbisler tarafından matbaalar kurulmuştur. Matbaa teknik altyapısı, dönemin teknolojik yeniliklerine paralel olarak gelişmiş; İstanbul’daki gelişmeler belli bir gecikmeyle de olsa Sivas’a ulaşmış ve özel matbaalar kurularak gazete basımı çağın gereklerine uygun hâle getirilmiştir. Hurufat kasasından kurşun harfli dizgiye ve ofset baskıya, sonrasında dijital baskıya geçiş gibi süreçler Sivas’ta da yaşanmış, yerel basın bu yeniliklerden sürekli olarak yararlanmıştır. Sivas’ta matbaanın tarihi, yalnızca makinelerin çalışmaya başladığı tarih değil, şehrin düşünce, kültür ve bilgiyle kurduğu bağın da altyapısı olmuştur.

İbrahim Yasak

SORU 13: Matbaacılar, dizgiciler, dağıtımcılar gibi “görünmeyen emekçiler” üzerine ne tür bilgiler derleyebildiniz?

Evet, çok yerinde bir soru. Çünkü basın tarihini yalnızca manşetlerden, yazı işlerinden ya da gazete köşe yazarlarından ibaret görmek, aslında hikâyenin yalnızca görünen yüzünü okumak olur. Oysa gazete dediğimiz şey; satırların arasına sinmiş teri, kurşun harflerin izine bulaşmış emeği, gece yarılarına yansıyan sessiz sabrı da içinde taşır. İşte bu görünmeyen emektarlar; matbaacılar, dizgiciler, dağıtımcılar, Sivas basınının ete kemiğe bürünmesine alın terini katan emektarlardır âdeta. Onlar şehir hayatının nabzını tutan, gazetelerin satır aralarına emeklerini katan vefakâr işçilerdir.

Yaptığım saha çalışmaları, arşiv taramaları ve yüz yüze görüşmelerde şunu gördüm: Bu insanlar yalnızca teknik bir süreci yürüten figürler değil; dönemin ruhunu taşıyan, şehir kültürünü omuzlayan, tarihin isimsiz tanıklarıdır. Mesela dizgiciler, her bir harfi büyük bir dikkatle harf kasasından alıp bir satır halinde dizen bu insanlar, âdeta kelimelere can katan birer usta gibidir. Matbaacılar, gecenin en soğuk saatlerinde pedal çeviren, baskının netliğini ve kalitesini gözeten görünmeyen birer mimardır. Ve dağıtımcılar; ellerinde tomar tomar gazete, daha şehir ahalisi uykudayken yollara düşen haber taşıyan sevdalılardır…

Teknoloji ilerledi, baskı teknikleri dijitalleşti, gazetecilik dönüşüm geçirdi. Bugün işlemlerin çoğu masa başında, ekranlarda yapılıyor olsa da bu insanların taşıdığı iş disiplini, özveri ve sabır, bugün hâlâ o mesleğin mayasında yaşayan ruh olarak varlığını sürdürüyor. Onlar olmasa ne matbaalar işlemiş olurdu ne de gazeteler okurla buluşabilirdi.

Ancak itiraf etmeliyim ki bu emekçiler, basın tarihi yazılırken çoğu kez dipnotlara bile girememiş. Oysa onların hikâyeleri, birer belgesel olurdu. Bir şehrin sesini, ritmini, belleğini bize asıl aktarılmasına omuz veren ter akıtan isimsiz ama derin öykülerdir onlar. Sivas Basın Tarihi kitabının oluşumda bu emektarların bilgilerinden, yönlendirmelerinden hareketle yol aldığımı çokça istifade ettiğimi ifade etmem bir hakkın teslimidir.

SORU 14: Sizce bu çalışma, Sivas tarihçiliğinde hangi boşluğu dolduruyor?

Açıkça söylemek gerekirse bu çalışma, Sivas tarihçiliğinde belki bugüne dek yeterince dikkat çekmemiş bir alanı, yani yerel basının tarih yazımı içindeki çok katmanlı rolünü görünür kılmada, ortaya çıkarmada bir başlangıç görevini yapmak üzere atılan bir adım olarak değerlendirmekteyim. Genellikle siyasi kararlar, idari değişimler ve büyük tarihî olaylar etrafında şekillenen yerel tarih anlatıları, çoğu zaman halkın gündelik yaşantısını, toplumsal nabzı ve zihinsel dönüşümlerini arka planda bırakır. Oysaki şehir tarihinin bir yönü de sadece alınan kararlarda değil, o kararların halkta nasıl bir karşılık bulduğunda; sokaktaki sesin, dertlerin, taleplerin, umutların ve eleştirilerin gazetelerde nasıl yankılandığındadır; işte bunlar gazete sayfalarına saklıdır.

“Sivas Basın Tarihi” çalışmam tam da bu çok dikkat çekmeyen eksik parçayı tamamlamaya yönelik bir kaynak olabilir. Kitap, sadece bir gazete dökümünden ibaret değildir. Aksine, her bir yayını bir dönemin aynası gibi okuyarak, şehrin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal dönüşümünü zamana yayılmış bir bilinçle analiz etmek gerekiyor. Hangi meselelerin ne zaman ve nasıl gündeme geldiği, halkın bu konulara gösterdiği tepkiler, bürokrasinin refleksleri ya da sessizliği, satır aralarında hissedilen toplumsal ruh hâli gibi unsurlar; yerel basının haber ve yorumlarında açıkça izlenebilir. Bu yönüyle eser, dönemin hafızasını yansıtan bir belge niteliği taşır. Aynı zamanda şehir tarihçiliğindeki önemli bir boşluğu doldurmayı hedefler. Araştırmacılar için hem bir arşiv kaynağı hem de toplumsal analizler açısından zengin bir veri tabanı sunar.

Bu yönüyle kitap, yalnızca geçmişin belgelenmesi değil, aynı zamanda yaşayan bir toplum belleğinin yeniden inşasıdır. Sivas’ın yerel gazeteleri aracılığıyla; mesela bir dönem çocuklara hitap eden sayfalarla eğitimin toplumsal karşılığına, başka bir dönemde yayımlanan sert başyazılarla siyasi duruşlara, mizah sütunlarıyla halkın incitmeyen eleştiri kültürüne ulaşabiliyoruz. Bu da bize, yerel basının yalnızca haber taşıyan bir mecra olmadığını, aynı zamanda şehrin karakterini ve yönelimlerini şekillendiren bir kültür taşıyıcısı olduğunu gösteriyor.

Dolayısıyla bu çalışma, Sivas tarihçiliğinde kimi boşlukların aydınlanmasına sebep oluyor diyebilirim. Öncelikle yerel basını ilk elden halkın yaşantısını beğenisiyle, beklentisiyle ve eleştirisiyle ele alıp sistematik biçimde analiz edilmesine imkân sağlıyor. Şehrin toplumsal dönüşümünü yalnızca yönetenlerin diliyle değil, yönetilenlerin bakışıyla da kayıt altına alıyor. Tarih yazımında genellikle geri planda kalan “gündelik hayatın izlerini” gün yüzüne çıkararak daha sahici ve derinlikli bir perspektif sunuyor. Yine yalnızca geçmişi belgelemenin ötesinde, o geçmişi bugünün gözüyle okuyabilmek ve yarının araştırmalarına sağlam bir zemin bırakmak adına, Sivas’ın kültürel ve tarihsel kimliğine katkı sunan, yaşayan bir hafıza eseri olma iddiasını taşıyor.

SORU 15: Bir açıklamanızda kitap hakkında “Tarihin şekillenmesine bir vesile olacak” ifadeniz çok çarpıcı. Bu cümleyi açar mısınız? Sizce basın tarihçiliği tarih yazımı içerisinde nasıl bir yere oturmalı?

Evet, “Tarihin şekillenmesine bir vesile olacak” ifadesi, basit bir temenni değil; tarih biliminin giderek gündelik olaylara ve yorumlara daha fazla yüzünü dönmesi gerektiğini vurgulayan bir gerekliliğe işarettir. Zira tarih yalnızca zaferlerin, antlaşmaların veya siyasi figürlerin kronolojik anlatısı değildir. Tarih, aynı zamanda halkın ne hissettiği, olayları nasıl yorumladığı, hangi kaygılarla yaşadığı ve nasıl bir gelecek tahayyül ettiği sorularıyla da anlam kazanır. İşte basın, bu yönüyle tarihin sadece kayıtçısı değil; onun biçimlendiricisi, taşıyıcısı ve kimi zaman da yorumcusu olarak da değerlendirilebilir. Bir gazetenin birinci sayfasındaki manşet, o dönemin resmî ya da yarı resmî bakışını yansıttığı kadar, toplumsal ruh hâlini, yönelimleri ve beklentilerini de işaret eder. Kenarda köşede kalmış bir köşe yazısı ya da bir okuyucu mektubu, dönem insanının zihinsel haritasına dair ipuçları verebilir. Dolayısıyla basın tarihçiliği, olayların nasıl geliştiğinden çok, bu olayların nasıl algılandığını, toplumsal bellekte nasıl yankılandığını ortaya koyar. Bunun da tarih yazımında farklı bir perspektif sunacağını düşünmekteyim. Yine, basın tarihçiliğini tarih disiplininin çevresinde değil, merkezinde konumlandırmak gerektiğine inanıyorum. Çünkü tarihin canlı dokusu, çoğu zaman büyük anlatıların dışında, gazete sayfalarının arasında nefes alır. Orada toplumun sesi vardır, orada yaşanmışlıkların izleri vardır. Bu sesleri, bu izleri dikkate almadan yapılan tarih yazımı, birçok yönüyle eksik kalmaya mahkûm sayılmalıdır.

Yerel basının serencamını merkeze alarak şehirlerin tarihsel dönüşümünü yalnızca olaylar üzerinden değil, bu olayların halk nezdinde nasıl karşılık bulduğunu da göz önünde bulundurarak incelenmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bu yönüyle bu tür çalışmalar tarihin şekillenmesine katkı sunan bir kaynak olmakla kalmıyor; aynı zamanda tarihe farklı bir yerden bakma imkânı da sunuyor. Sonuçta, basın sadece geçmişi belgelemekle kalmaz, onu şekillendirir de. O yüzden basın tarihçiliği, tarih yazımının kenarında duran tali bir uğraş değil; bilakis, tarihin ruhunu kavramaya çalışan her araştırmacı için başvurulması gereken asli bir kaynak ve yöntem olmalıdır. Basın olmadan tarih yazımı eksik kalabilir; çünkü basın, halkın belleğidir, hafızanın belgesidir.

SORU 16: Sizce bir araştırmacı-yazar için yerel basın tarihine eğilmek neden önemlidir?

Yerel basın tarihine eğilmek, gazete arşivlerini tarayarak bir toplumun ruh haritasını, gündelik hayatın nabzını ve tarihsel dönüşümün izlerini yerelin dilinden ve bakış açısından okumaktır. Ulusal medyanın çoğu zaman görmezden geldiği taşra gerçekliği, yerel gazetelerde bütün yalınlığıyla, kendine özgü hâliyle yer almaktadır.

Yerel gazeteler, muhakkak ki yerel haberleri sayfalarına yansıtır. Bununla beraber halkın sevincini, öfkesini, beklentilerini, tepkisini, korkularını ve umutlarını da dillendirir. Bir şehirde neler konuşulmuş, nelere sessiz kalınmış, hangi değerler öne çıkarılmış ya da hangi kırılma anları yaşanmışsa, bunları en net biçimde yerel basında görmek mümkündür. Aynı zamanda yerel basın; mahalle kültüründen aile yapısına, sivil reflekslerden kültürel kodlara kadar bir toplumun ülke geneline yansımayan yerel hayatını da araştırmacının dikkatine sunar. Bu yüzden yerel basınla ilgilenmek, yalnızca geçmişe dair bir arşiv taraması değil; bugünün toplumsal yapısını anlamaya ve yarının hafızasını inşa etmeye katkı sağlayacak bir olgudur. Ve araştırmacılar için yaşayan bir toplum laboratuvarı, birçok yönüyle kültürel doküman ve tarihî sezgiyle konuşan bir aynadır yerel gazeteler.

SORU 17: Günümüzde yerel basın hem ekonomik baskılar hem de dijitalleşmenin etkisiyle eski gücünü yitiriyor gibi görünüyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Yerel basının geleceğine dair öngörünüz nedir?

Doğrusu, günümüzde yerel basının hem ekonomik zorluklar hem de dijital mecraların baş döndürücü hızla hayatımıza nüfuz etmesiyle ciddi bir sınavdan geçtiği inkâr edilemez. Geleneksel yazılı medya, özellikle yerel gazeteler; sosyal medyanın sunduğu anlık, görsel ve etkileşimli içerikler karşısında sarsılmış durumda. Ancak bu dönüşüm, yerel basının misyonunu tamamladığı anlamına gelmiyor; aksine, onun yeniden tanımlanması gerektiğini gösteriyor. Yerel basın; yalnızca haber aktaran bir mecra değil, aynı zamanda bir kentin hafızasını yazılı metin olarak kayıt altına alan, sosyal reflekslerini belgeleyen, kültürel kimliğini yaşatan ve geleceğe taşıyan bir anlam katmanıdır. O yüzden mesele, yalnızca “kâğıt mı dijital mi?” sorusundan ibaret değildir. Esas mesele, yerel bilginin hangi biçimle değil, nasıl bir sorumlulukla üretileceğidir.

Gelecekte yerel basının varlığını sürdürebilmesi, teknolojiyi doğru okumak kadar, yerel ruhla bağını koruyabilmesine bağlıdır. Dijitalleşen dünyada sahici, derinlikli ve özgün içerik üretimiyle halkın güvenini kazanabilen yapılar, sadece ayakta durmakla kalmayacak, aynı zamanda toplumsal belleğin yeniden inşasında da önemli rol oynayacaktır, diye düşünüyorum. Bu noktada yerel basının yalnız bırakılmaması gerektiğini de özellikle vurgulamalıyım. Yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve kültür politikalarının desteği; bu dönüşümün sağlıklı bir zemine oturmasında belirleyici olacaktır. Zira bir gazete sadece haber değil, yaşanmışlıkların kaydını tutan, geleceğe aktaran önemli belgedir. Eğer yerel basın kendini sadece haber aktaran değil; analiz eden, hafızayı diri tutan, şehri anlatan bir “hikâye anlatıcısı” olarak konumlandırabilirse, bugünün hızlı tüketilen bilgi ortamında bile kalıcı olmayı başaracaktır. Çünkü her şehrin sesi vardır. Ve o sesi, en sahici biçimde duyuran, daima yerel basın olmuştur.

Teşekkür ederim.

Teşekkürler…

Yazar: Ahmet Şahin

4.4 7 kere oylandı
İçeriği Değerlendir