Konuralp Ercilasun – Türk Tarihinin Çağları

Türk tarihi uçsuz bucaksız bozkırın ortasından başlayıp devamında bugünkü İran, Rusya, Hindistan ve Anadolu başta olmak üzere Balkanlar ve Afrika’nın kuzeyinde kurulan pek çok devletin, siyasi aktörün ve sayısız hanedanların tarihidir. Böylesine geniş bir coğrafyada, büyük bir milletin tarihini ele almak ise ancak birtakım kendine özgü  dönemlendirmelerle ve çağ tasnifleriyle mümkün olmaktadır.

Bu gibi büyük ve uzun bir tarihi ele almanın çeşitli zorlukları arasında Türklerin tarihini yazan farklı milletlerin dillerini öğrenmek, Türklerin ayak bastığı coğrafyanın izlerini takip edebilmek gibi zorluklar karşımıza çıkar.

Konuralp Ercilasun, bu gibi zorlu bir meseleyi üzerinde düşünmüş ve Ötüken Neşriyat etiketiyle çıkan bu kitapta farklı yerlerde kaleme aldığı, sunduğu çalışmaları birleştirmiş ve bütüncül bir okumayı haiz çalışmasını ortaya koymuştur. Giriş ve yedi ana başlıktan oluşan kitapta Ercilasun, esas çalıştığı konu olan bozkır tarihinin de dışına çıkıp “bütüncül bir tarih okuması” yaparak eserini ortaya koymuştur. Kitabın amacını Ercilasun, Söz Başı kısmında “Bu kitap, Türk tarihini daha iyi anlamak için acaba tarihimiz belli dönemlerde farklı farklı dönüm noktalarından geçti mi sorusuna bir cevap arayışıdır.” [1] şeklinde açıklamaktadır.  “Türk Tarihi Nerede Başlar?” şeklinde ufuk açıcı bir soru soran Ercilasun, Türklerle ile ilgili ilk buluntulardan örnekler verdiği cümlesini[2] çağları ayırırken kullandığı “ortak trendleri” gözetmeyi çalıştığını ifade ederek bitirir. Bölüm içinde kullanılan tablolarla Türk tarihçiliği ve metodoloji bağlamında çalışma yapan akademisyenler üzerinden ilerler. Bu isimler arasında Abdulkadir Yuvalı, Zeki Velidi Togan, İbrahim Kafesoğlu, Necmettin Alkan, Rıza Nur, Mehmet Kaan Çalen gibi isimler yer alır. Bu kısımda yazar, öğrencilik yıllarında ders aldığı hocalara da atıf yapmayı ihmal etmez.[3] Yukarı bahsi geçen yazarların fikirleri teorik bağlamda ele alınır ve tartışılır.

Birinci Bölüm Türk Tarihinde Metodoloji Meselesi ile başlar. Bu bölümde Ercilasun, teorik bir tartışmayla başlar. Bu kısım daha önce Kırgızistan’da gerçekleştirilen bir sempozyumda sunulan tebliğin gözden geçirilmiş halidir. Ercilasun’un yakaladığı sorunsalları üç madde halinde şöyle aktarmaktadır:

1. Türk tarihinin devirlere tasnifi meselesi.

2. Türk tarihinde devletler yaklaşımı ile hanedanlar yaklaşımı meselesi.

3. Türk tarihinde terim ve unvanlar meselesi.

Bu üç sorunsal üzerinden ilerlenen bölümde klasik hale gelen Batılı tarih tasnifi önce aktarılır ve devamında Ercilasun, Türk tarihinde gördüğü kırılmalara değinir. Bu kırılmalardan ilki MÖ 209 tarihidir. Bugün hala TSK’nın kuruluş tarihi olarak gösterilen ve pek çok kişinin bildiği bu tarihi Ercilasun, “dünya hakimiyetine fikrine geçişin bir tarihi”[4] olarak aktarır. İkinci dönüm noktası ise,  MS 840 tarihidir. Ercilasun bunu açıklarken, ‘’Bu tarih Uygurların Orhun merkezli siyasi hakimiyetlerini kaybetmeleri ve böylece yoğun göçlerin meydana gelerek Türk ata diyarındaki nüfus yoğunluğunun azalması tarihidir.’’[5] şeklinde açıklar. Üçüncü dönüm noktasını açıklarken de “Türk tarihinin üçüncü önemli dönüm noktası olarak daha genel bir tarih olan 13. yüzyıl verilebilir. Bu yüzyıl, Çingiz ailesinin ortaya çıktığı ve bütün Asya’yı hakimiyeti altına aldığı tarihtir.”[6]

İlk iki tarihte doğrudan bir yıl zikredilirken üçüncü dönüm noktasında yaklaşık bir dönem aralığı verilmiştir.

Dördüncü önemli nokta  ise yine doğrudan bir tarihtir. “Her ne kadar 16. yüzyıl bir Türk devresi olarak görülse de 1552 yılı, Türklüğün dünya coğrafyasında somut olarak gerilemeye başlamasının ilk noktasıdır.” [7]

Yine son önemli dönüm noktası arasında 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı olarak zikredilmiştir. Eserde Atsız’ın metodolojik yaklaşımı sürdürülmüştür. Çin tarihçiliği ile Türk tarihçiliği karşılaştırılmış ve Çin tarihi üzerinden verilen mukayese ile Türk tarihine bakışa dair bir perspektif geliştirilmesi istenilmiştir.

İkinci bölümde Bozkır Çağından Bir Görünüm: Tengri-Kut Çan-Yü başlığı altında dil malzemeleri üzerinden Türk hakimiyet anlayışı incelenmiştir. Osman Turan, İbrahim Kafesoğlu, Bahaeddin Ögel gibi tarihçilerin açıklamalarının analiz edildiği bu bölümde Motun (Mete) isminin Çin kaynaklarındaki telaffuzu ve aktarılma şekliyle ilgili bir inceleme yapılmaktadır.

Üçüncü bölümde ise Ercilasun, kendine has yeni bir tez ortaya atar. Kendisinden önce gelen tarihçilerden İbrahim Kafesoğlu ve Faruk Sümer’in Orhun merkezli bir Türk hakimiyet merkezinin olduğu iddiasını yazar, burada genişleterek ele alır. Üç unsurun önemine değinen Ercilasun, bunu şu şekilde açıklar: “Gök Türklerin merkezinin Orhun bölgesinde olduğunu belirtmemiz üç unsura dayanmaktadır. Bu unsurlardan biri bölgenin kervan yolları üzerinde olması, ikincisi dönemin en önemli anıt mezarlarının burada olması, üçüncüsü de Gök Türk devrinden hemen sonraki Uygurların başkent kalıntılarının burada olmasıdır.” [8]

Dördüncü bölümde Erken İslam Çağını Başlatan Merkez: İli-Isık Göl Bölgesi kısmında ise Karahanlılar ile hakimiyet merkezinin değiştiğini ve bu değişen merkezin aslında Türklerin daha önceden bildiği ve bulunduğu bir yer olduğunu iddia eden Ercilasun, Orhun bölgesindeki zayıflama sonucunda Türk hakimiyet merkezinin buraya kaydığını ifade ediyor. Bu “tali merkezin” büyümesi ancak Uygurların yıkılması, Orhun bölgesinin boşalması ve Karahanlıların Türklüğün merkezinde yer almasıyla başlayacağı da kitaptaki tezlerden biri.

Beşinci bölüm, Büyük Hanedanlar Çağı ve Batı Türklüğünde Yeni Arayışlar bölümü Ercilasun’un kitap için sıfırdan yazdığı bir bölümdür. Boylar ve hanedanların hakimiyetteki yeri üzerine değinen yazarımız, anlattığı bazı yerlerde okuyucunun daha net bilgi edinebilmesi adına bazı bilindik, bilimsel eserlere de atıflar veriyor ki okuyucu bu konuda daha net ve geniş bilgiler edinebilsin.

Bu bölümdeki temel tez, başlangıçta boy merkezli giden hakimiyetin artık Çingizli çağı ile bir değişim geçirdiğini ve Batı Türklüğünün cihanşümul devleti Osmanlıların geçmişten sağlam dersler çıkarıp boy yapılarının kırılmasını önemser. Bozkır hakimiyet merkezli gelen Çağataylı, İlhanlı, Kubilaylı, Altın Orda ve Osmanlı gibi devletlerin hepsinde birtakım krizlerin yaşandığını ve bu krizlerden çıkabilme başarısı gösteren Osmanlıların kalıcı olduğu ve bunun da güçlü merkezi otorite ile oluşturulduğu yine kitapta işlenen tezlerdendir.

Kitapta bazı bahsedilen coğrafi bölgelerin daha net anlaşılabilmesi adına konulan haritalar okuyucunun muhayyilesinde bazı merkezlerin daha net oturmasına vesile olmuştur. Yazarın ihtisas sahalarının başında Bozkır/Eski Türk Tarihi geldiği için bu kısımları uzunca ele almıştır. Osmanlı’daki hakimiyet ve hakimiyet yapısının ele alındığı kısımda dahi boylara değiniyor olması bunun en güzel göstergesidir.

Son olarak, alışık hale gelen klasikleşmiş Batılı çağ tasnifi tam manasıyla Türk tarihine uymadığı gibi Türk tarihçiliği, kendi milli tarihlerini Batı sistemine göre anlamaya çalışırsa gelecek yıllarda tarihçiliğimiz istenilen sonucu elde edemeyecek ve birilerinin bizlere dayattığı tarihçilik kendi özümü keşfetmemize engel olacaktır. Ercilasun, tam da bu noktada bize özgü bir ses söylemiştir.

Konuralp Ercilasun, Türk Tarihinin Çağları, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2020

Yazar: Necdet Cura. Yüksek Lisans Öğrencisi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Genel Türk Tarihi Bilim Dalı, curanecdet@gmail.com


[1] Konuralp Ercilasun, Türk Tarihinin Çağları, Ötüken Neşriyat, İstanbul,  2020 s.15

[2] a.g.e., s.23

[3] s.36’da ‘’Alkan’ın bu tespiti beni öğrencilik yıllarımda Yavuz Ercan’dan aldığım tarih metodolojisi derslerine götürdü. Yavuz Ercan, derslerinde insanlığın tarih boyunca kendi devirlerini tarihin sonu ve insanlığın son merhalesi olarak düşündüklerini, halbuki tarihin bu düşüncelerin hepsini boşa çıkardığını anlatırdı.’’

[4]a.g.e., s.52

[5] s.52

[6] s.53

[7] s.53

[8] s.50

3.4 9 kere oylandı
İçeriği Değerlendir