Tarih, insanlığın değişim sürecini panoramik şekilde gözler önüne seren içtimaî bir bilimdir. Mevzubahis değişimden kasıt ise idarî, askerî, içtimaî, iktisadî ve sınaî alanlar olmak üzere, insanlığı ilgilendiren tüm alanlarda yaşanan değişimleri kapsamaktadır. Öyle dönemler vardır ki, zikredilen bütün alanları derinden etkileyecek mahiyete sâhiptir. Etkileyiciliği oldukça yüksek olan bu dönemler, içerisinde pek çok farklı alanı ve konuyu barındırması hasebiyle, tarihçileri büyülemektedir. Sanayi Devrimi ve akabinde gelişen tarihî süreç, burada verilebilecek bir örnektir. İnsanlığı ilgilendiren hemen her alanda büyük değişikliklere zemin hazırlayan bu devir, havacılık sektörüne de sirayet etmiş ve insanlık, semâya ulaşmanın gayesi içerisine girmiştir. Takma kanatlar ve balonlar ekseninde başlayan havacılık serüveni, motorlu tayyarelerin kullanımıyla sürecektir. Öyle ki tayyareler, “günümüzde kullanılan uçakların babası” olarak adlandırılsa yeridir.
Osmanlı İmparatorluğu, havacılık alanına kayıtsız kalmamıştır. Bilâkis, döneminin sanayileşmiş büyük devletlerini takip etmeye çalışmıştır. 1909 yılında Fransa, İtalya, Almanya ve Amerika’nın tayyare üzerinde yoğunlaşması, Osmanlı’yı da havacılık sektörüne teşvik eden bir gelişme olmuştur. Aynı süreç içerisinde başlayan Osmanlı havacılık çalışmaları, Osmanlı Erkân-ı Harbîye Riyâseti bünyesinde faaliyet gösterecektir. Osmanlılar için havacılık, 1911 yılından itibaren ciddî surette ilgilenilen bir alan olacaktır. Bu süreçte -tabiî olarak- meydana gelen teknik eleman ve tayyare pilotu ihtiyacını gidermek amacıyla, Fransa başta olmak üzere yurt dışına pek çok askerî personel gönderilmiştir. Osmanlı hava gücünün gelişmesine önayak olan bu teşebbüsler, dönemin önemli devlet adamları arasında bulunan Mahmud Şevket Paşa’nın (1856-1913) katkılarıyla sürmüştür. Malûm olduğu üzere; Türk-Alman ilişkileri, Sultan II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) ciddî mesafe kat etmiştir. İki devlet arasında önemli yakınlaşmaya zemin hazırlayan ilişkiler, Osmanlı hava gücü noktasında da önemli hususları meydana çıkarmıştır. II. Abdülhamid’in akabindeki süreç ve İttihat ve Terakki ağırlığındaki yönetim içerisinde de mevzubahis ilişkiler sürmüştür. Öyle ki, pek çok Alman subay ve askerî personel, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde çeşitli görevler üstlenmiş ve Almanya, askerî misyonlarda önemli bir pozisyon elde etmiştir. Almanya’dan peyderpey gelen askerî personelin içerisinde havacı subay ve diğer personelin bulunması, gayet tabiîdir. Süreç içerisinde havacılık alanında gelişim gösteren Osmanlılar, I. Dünya Savaşı’na değin, çeşitli eğitim ve sınavlara tâbi tutulmuştur. Şöyle ki; Avrupalı devletlerden alınan muhtelif uçaklar ile yetiştirilen personel noktasında eğitim sürecini sürdürdükleri gibi, Trablusgarp (1911-1912) ve Balkan (1912-1913) Savaşları süreçlerinde de çeşitli sınavlardan geçmişlerdir. Osmanlı hava gücü için asıl ve en zor sınav ise, I. Dünya Savaşı olacaktır. İmparatorluğun muhtelif bölümlerinde çeşitli taktiklerle mücadeleler yürütülecek ve bu uğurda canlar feda edilecektir. Pek çok Alman hava subay ve personeli de Osmanlı İmparatorluğu bünyesindeki diğer subay ve personelle birlikte vazifesini ifa edecektir.
Osmanlıların I. Dünya Savaşı’ndaki vaziyeti ve savaş sürecindeki Türk-Alman ilişkileri üzerine pek çok eser kaleme alınmıştır. Kısacası, konunun çerçevesi genel hatları ile çizilmiştir. Ancak burada belirtilmesi gereken bir husus bulunmaktadır ki, varlığından haberdar olunan her türlü kaynak eser, alana farklı bir yaklaşım getirebilme ihtimâlini barındırır. Osmanlıların I. Dünya Savaşı ve öncesindeki süreci hakkında gözlemlerini ve bizâtihi şâhit olduğu hususları kaleme alan Erich Serno, zikredilen mahiyette bir eser vücuda getirmiştir. Mahiyeti itibarıyla oldukça geniş olan eser, Erich Serno’nun Osmanlı’ya gelişi ve ilk izlenimleri; Osmanlı ile Almanya arasında bir “köprü” vazifesi olmaya çalışan Yüzbaşı Serno’nun Osmanlı’yı geliştirme çabaları; Çanakkale Cephesi’ndeki faaliyetleri; İstanbul’a yapılan hava saldırıları; Osmanlı’nın hava gücü ve muhtelif cephelerdeki uçak durumu gibi ana mevzular üzerinden ilerlemektedir.
Eser, mütercimlerin Erich Serno hakkında kaleme almış oldukları biyografi ile başlamaktadır. Alman kaynakları ekseninde hazırlanan biyografi (s. 35-42), Erich Serno’nun hayatı hakkında detaylı bilgiler veren bir metindir. Müellifi ve yaşam öyküsünü okuyucuyla tanıştırdıktan sonra da eserin ilk bölümüne geçilmektedir. Erich Serno, savaş öncesindeki Osmanlı hava gücü hakkında birtakım bilgiler vermek suretiyle esere başlar. Öyle ki, Osmanlıların herhangi bir hava gücünün bulunmadığını ve Enver Paşa’nın (1881-1922) Almanya’dan iki Alman hava birliği talep ettiğini belirtir (s. 45). Talep karşısında Almanların tutumu ve Osmanlı’ya gönderdikleri askerî araç ve personel hakkında bilgiler verir ve Osmanlı’ya gelişinden bahseder. Osmanlı ordusunda göreve başladığında rütbesi yüzbaşılığa yükseltilen Serno, Üsteğmen Şakir Fevzi Bey gibi dostlar edinmiştir (s. 49). Osmanlı-Alman ittifakı noktasında oldukça ilginç ve güzel anekdotlar paylaşan Yzb. Serno, Almanya’dan gönderilen uçak bombaları hakkındaki şu anekdotu vâsıtasıyla tezimizi doğrulayacaktır: “…Almanya’dan da uçak bombaları tedarik edilmeye çalışıldı. Bunlar su ile doldurulmuş bira fıçılarına etkisiz hâlde konarak sıhhiye malzemesi adı altında Türkiye’ye yollandı. Fitiller normal kurye ile gönderildi. Bu şekilde 100 Alman bombası Türkiye’ye getirilebildi.” (s. 62).
Osmanlı İmparatorluğu’nun hava gücü bakımından gelişmesi amacıyla çalışmalarda bulunan Erich Serno, savaş süresince Almanya-Osmanlı ilişkilerinin sağlam kalması için çalışmıştır. Bu amaç uğruna birkaç kez Almanya’ya gitmiş ve burada birtakım görüşmeler yaptıktan sonra Osmanlı topraklarına ve görevine dönmüştür. Gösterdiği gayret ve başarıdan ötürü terfi etmesi uygun görülmüş ve rütbesi binbaşılığa yükseltilmiştir. Öyle ki, savaş ve Osmanlı hava gücü hakkında birincil ve önemli bilgiler vermekte olan Serno, raporunu, Osmanlı ordusunda görev tanımı bulunan hava birlikleri bahsiyle tamamlamıştır (s. 148-163). Eserin son kısmında, Erich Serno’nun metin içerisinde zikretmiş olduğu, Osmanlı’da görev yapan Alman personel hakkında bilgiler bulunmaktadır. Bahse konu bilgiler, Osmanlı ordusu bünyesinde çeşitli vazifelerde (pilot, rasıt, teknisyen, fotoğrafçı, usta) istihdam edilmiş olan personele ait, oldukça kısa mahiyetli bilgilerdir (s. 167-197).
Netice itibarıyla; Erich Serno tarafından kaleme alınan ve Emir Öngüner ile Emin Kurt tarafından Türkçe’mize çevrilen eser, havacılık tarihimiz noktainazarında ehemmiyeti haiz çalışmalardan bir tanesidir. Osmanlı ordusunda bir Alman subayı olarak vazife yapmış olan Erich Serno; savaşa, askerî bürokrasiye ve Osmanlılara yönelik gözlemlerini aktarması hasebiyle, bir “tarih kaynağı” vücuda getirmiştir. Her tarihî kaynakta olabileceği gibi, bu eserde de birtakım yanlış ve noksanlar bulunmaktadır. Gayet tabiî olan bu durum, eserin tercümesi yapıldığı esnada gözden geçirilmiş ve yanlışlarla noksanlar, dipnotlar vâsıtasıyla giderilmiştir. Eser, okuyucuyu sıkmayacak şekilde gayet açık ve akıcı bir üslûpla yayına hazırlanmıştır. Döneme ait evrak, harita ve fotoğrafların metin içerisine eklenmesiyle birlikte eser, canlılık kazanmıştır. Böylece, okurların dikkatini cezbedecek bir durum da kendiliğinden hâsıl olmuştur. Vermiş olduğu bilgiler ve mütercimler tarafından yapılan açıklamalar göz önüne alındığında; Osmanlı Hava Gücü, Türk havacılık tarihine dâir okunması gereken eserlerden bir tanesidir, diyebiliriz.
Erich Serno, Çev. Emir Öngüner & Emin Kurt, Kronik Yayınları, İstanbul, 2022, 220 Sayfa, ISBN: 978-625-8431-80-3
Yazar: Samet YILDIZ

